Masthead header

Sayısız yüzler, çeşitli maskeler | Didem Erdiman

“Korkunç bir yıl geçmişti, yeryüzünde ismi olmayan dehşetten daha yoğun duyguların yaşandığı bir yıl. Pek çok olağanüstü olay ve işaret gerçekleşmişti; Veba’nın kara kanatları uzaklara, denizin ve karanın üstüne yayılmıştı.”

Salgın hastalıklar yüzyıllardır var, Poe’nun Gölge’si gibi peşimizde. Korunmak için yapmamız gereken aramıza mesafe, yüzümüze maske…

Gündelik hayatımızın bir parçası haline gelen maskeler tarihin birçok döneminde insanoğlunun hayatına girmiş. Boyalı karton, kumaş, plastikten yapılmış olan başkalarınca tanınmamış olmak için yüze geçirilerek kullanılan yapma yüz anlamına geliyor. Korunmak için özel olarak yapılan ve yüze geçirilen bulaşıcı hastalıklara karşı geleneksel korunma metotlarından biri olarak veba doktorlarının kullandığı gagalı maskeler en tuhaflarından biri. Altında bulunan baharat ve ıtriyat sayesinde havadaki pisliği temizlemeyi amaçlayan bu ilginç maskelerle salgına karşı bir nevi önlem almayı başarmışlar.

Maskenin tarihi oldukça eskilere dayanıyor. İnsanlık tarihi boyunca ritüellerde ruhlarla iletişime geçmek, tiyatroda karakter yaratmak ya da hiyerarşik düzeni yok saymak için kullanıldığı biliniyor. Günümüzde en eski maskelerin İsrail ve Batı Şeria’ya yayılan Judaen Dağları’nda bulunduğu ve yaklaşık dokuz bin yaşında olabileceği tahmin ediliyor. Bir nevi motivasyon aracı olarak kullanılan maskelerin aslında kendine has bir kişiliği de var: isteklere ulaşma, korkuları yenme, iletişim kurma, anlam üretme çabası gibi…

Çok eski yıllarda özellikle ölümün bilinmezliğine karşı duyulan merakla ruh ve beden arasındaki ayrımı anlamaya çalışan insanların doğayla ve atalarıyla maskeler aracılığıyla bağlantı kurmak istedikleri biliniyor. Kendilerinden çıkıp bir maskenin arkasına saklanarak bir çeşit kendinden öteye geçme isteğini gerçekleştirmeye çalışmaları karakteristik maskeleri beraberinde getirmiş. Afrika’da maskeler ahşap, seramik, kumaş, bronz ya da başka farklı materyallerden üretilir, doğal malzeme ve boyalarla süslenir. Maske yapan kişilerin ruh dünyasıyla temasta olduğu ve böylece maskeye çeşitli güçler aktarabilecekleri düşünülünce daha da mistik bir anlam kazanır. Maskeyi kullanan kişi artık kendi kişiliğine sahip değildir. Ruh maskeyi işgal etmiştir.  Bu amaçla kullanılan maskeler nesilden nesile aktarılır, bir gelenek olması sağlanır.  

Antik Yunan’da özellikle tiyatroda kullanılan maskeler oyunculara ayrı bir rahatlık ve role girmede kolaylık sağlar. Böylece birden fazla karakteri canlandırmak kolaylaşır. Mitolojik bir kahramandan, yaşlı bir adama dönüşmek maskeler aracılığıyla hiç de zor olmaz. Sesin daha geniş alanlara yayılmasına da yardımcı olduğu düşünülmektedir. Antik Mısır’da gördüğümüz maskeler ise daha çok ölüler ve ritüeller için kullanılmıştır. İnanışa göre ruh ölümden sonra yaşayacağı için bedenin korunması gerekir, bu yüzden mumyalama işlemi yapılmalıdır. Ruhun bedeni tanıyabilmesi için karakteristik bir maskeye ihtiyaç duyulur. Ölen kişi önemli biriyse ölüm maskesinin gösterişi de ona göre değişir. Kullanılan mücevher ya da malzemeler farklılaşır. Avrupa’da maskelerin kullanımı ise biraz daha farklıdır. Daha çok sınıf hiyerarşisine karşı bir meydan okuma olduğu düşünülmektedir. 13. yüzyıla ait olduğu bilinen bir belgenin Venedik’te maske kullanımından bahseden en eski belge olduğu tahmin edilmektedir. Bir gelenek haline gelen maskeler gelir dağılımındaki eşitsizliği yok ederken öte yandan bir çeşit flörtleşme yöntemi aracı da sayılır. Farklı gelir düzeyindeki insanlar gizliliğin tadını çıkarır, farklı etkinlikler aracılığıyla her şeyi rahatça konuşabilir hale gelirler. İnsanlar gerçek hayatlarında hangi sınıftan olursa olsun Venedik Karnavalı’nda farklı maskeler altında eşitlenir. Rahatça konuşur, fikirlerini söyleyebilir, flört edebilirler. Bu durum başlangıçta karnavalesk coşkusuyla eşitlikçi bir hava yaratır ancak bir süre sonra fazla özgürlük çöküş getirir. Yozlaşma ve ahlaki düşüş artınca maske yasaklanır.

Bugün yüzümüze takmadan sokağa çıkamadığımız medikal maskelerse daha yakın bir geçmişe sahip. 1867 yılında İngiliz cerrah Joseph Lister yara hastalıklarına Louis Pasteur’un tarif ettiği gözle görülmeyen mikropların sebep olduğunu ileri sürer ve bunlardan korunabileceğimizi göstermek için bazı yöntemler geliştirir. Eller, araç ve gereçler cerrahın soluduğu hava birer taşıyıcı durumundadır. Eller ve araç gereçler temizlenip mikroplardan arınırken solunan hava için iple bağlanan yüzü kaplayan gazlı bez parçası kullanılmaya başlanır. Böylece ilk yüz maskesi 1897 yılında hayatımıza girer.  Yüz maskesinin ameliyathane dışında bulaşıcı hastalıklardan korunmak amacıyla kullanması ise Mançurya Vebası ve 1918 İnfluenza pandemisi sırasında olur. Maske kullanımı o dönemde tıpkı bugünkü gibi herkes için zorunlu hale gelir.

Son günlerde maskesiz girilmez levhalarıyla karşılaşmaya alıştık. Yüzümüze rengârenk çeşitlerini takıyoruz ve günümüz şartlarında artık hayatımızın bir parçası oldukları kesin. Ancak ne kadar doğru kullanıyoruz, öneminin farkında mıyız bununla ilgili bazı sorunlarımız var gibi görünüyor. Sosyal ortamlarda mimiklerini kullanarak kendini ifade etmeye alışan birçok kişi için maske oldukça zorlayıcı bir malzeme. Ancak dünyanın genel durumuna baktığımızda maskesiz bir hayat da bu haliyle zor görünüyor.

Didem Erdiman – edebiyathaber.net (19 Ekim 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r