Masthead header

Neo masal diye bir şey var! | Mehmet Özçataloğlu

Halk edebiyatı denilince aklımıza ilk gelen masallar mı olur? Sanırım evet. Masal deyince de çocuklar. Sanki sadece çocuklara anlatılırmış gibi. Oysa masallar her yaş içindir. Yaşamın herhangi bir dönemindeki kişi, masallardan kendine göre bir pay çıkarabilir. Rebeca J. Lukens ve arkadaşlarının kaleme aldığı “Çocuk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış” adlı kitapta da benzer ifadelerle karşılaşıyoruz. “Halk edebiyatına ait bir anlatının son ve nihai hâli diye bir şey yoktur. Halk masalları; insanoğlunun manevi tarihi, bir kültürün kendi içindeki bağlarını güçlendiren ve toplumu bir arada tutan unsur olarak görülür. Halk masalları insanın istek ve ihtiyaçlarının evrenselliğini ifade etmektedir.”

Geleneksel masallarda, üslup tekrar edilen ifadelere ve imgelere dayanır. Kısa ve uyaklı ifadeler. “Ayna ayna söyle bana/ var mı benden güzeli bu dünyada?” örneğinde olduğu gibi.

Tabi zaman değişiyor, dünya değişiyor, yaşam değişiyor. İnsan da değişiyor. Bizim dinleyerek büyüdüğümüz masalları bugünün çocukları aynı keyifle, şevkle dinlemiyorlar. Bizim sormadan-sorgulamadan kabul ettiğimiz sonuçları bugünün çocukları kabul etmiyorlar, saçma buluyorlar. O yüzden yeni şeyler söylemek gerek, yeni anlatılar, masallar oluşturmak gerek.

Aydın Balcı bunu gerçekleştirenlerden. Yine Lukens ve arkadaşlarının “edebiyat kimyasal elementler kadar kolay sınıflandırılamayacağından edebi eserleri kategorilere koymak güç iştir ve eserler, tek bir türe sığdırılmaya karşı daima direneceklerdir” deyişini kabul ederek, Balcı’nın yazdıklarını masal olarak  değerlendiriyorum. Yazara ait iki kitap var önümde. İlki “Yüzgeçli Yolcular.” Bir masala yakışır şekilde bir tekerlemeyle başlıyor kitap. “Ay taşıyım, vay taşıyım/ çöle düşmüş çay taşıyım./ Aslında çay da değil/ ben bir saray taşıyım. (…) Dedim yollar beller aşayım/ şehir şehir dolaşayım/ bu güzel masalları/ çocuklarla paylaşayım.” Yine bir masalda olması gerektiği gibi çok uzun zamanlar öncesine alıp gidiyor hemen okuru. “Ben diyeyim beş yüz, siz deyin bin yıl önce; ben diyeyim karşı dağın dibinde, siz deyin yamacında bir dere varmış.” Okurun/dinleyenin algısını açıp, dikkatini çekip alıp da bilinmeze götürüp kendi hayal dünyası ile baş başa bıraktığına göre gerisi de gelmeli artık. Öyle de oluyor. Su gibi akan bir anlatımla kendimizi derelerin, denizlerin içinde buluyoruz. Çünkü somon balıkları denizden ayrılmış, yıllar önce doğdukları dereye dönüyorlardı. Dereye sığamayıp denizlere açılmak isteyen kara balığın aksine dereye dönen balıklar. Fakat masal bu, hemen öyle kolay olmaz her iş. Onları bekleyen ayılar! Her defasında sevimlilikleri ile görmeye alıştığımız ayılar bu kitapta farklı karakterleriyle selamlıyorlar bizi. Açgözlü ayılar somonları yakalamak için tuzak hazırlıyorlar. Ama dedik ya, masal. İyiler mutlaka kazanmalı. Zaten Dünya onların varlığından ötürü dönmüyor mu? Derenin kendisi ve kelebekler, kaplumbağa, öteki hayvanlar örgütlenerek bir şekilde somonları kurtarmak istiyorlar. 

Neler olduğunu Aydın Balcı’nın anlatımından okuyun isterim. Anlatının tadı kaçmasın. Sinem Savaş’ın kitabı resimlediğini de ekleyerek geçelim “Uzak Dağın Kuşu”na. Kitabın adı kuşlu olsa da buram buram masal koksa da kapaktaki tilki ve yavrularının resmi, hevesimi bir anda kaçırdı. Sözüm kitabı resimleyen Fatma Karaoğlan’a değil tabi, kapak için bu tercihi yapan arkadaşa. Kitapları yayımlayan Parmak Çocuk Yayınları’na. Yeni baskıda bu tercihi gözden geçireceklerini umuyorum. Yine bir tekerleme ile açılıyor kitap ve sekiz ayrı masaldan oluşuyor. Sekiz masal sekiz ayrı dünya demek. Aydın Balcı’nın usta anlatımı ile diyar diyar geziyor okur. Bir AVM’de karşımıza çıkan Anka Kuşu, tilkilere kovuğunu açan kambur ağaç, madencilere kızan dev, avcının ağaçtan yontarak yaptığı kurt ve daha neler neler. Dedim ya her şey değişti, masallar da değişti diye. Bu değişime en güzel örnekler bu kitaplarda. Gelin görün ki masalların o havasını eklenen çizimler bir miktar kaçırıyor. Resim derslerinde yapılmış gibi çizimlerle resimlenmemeli kitaplar. Kitap resimlemenin farklı bir sanat olduğunun hepimiz farkındayız. Yazıyı, Aydın Balcı’nın kitaba başladığı tekerlemeden bir parçayla bitiriyorum. “… Her sandıkta kırk kitap/ Her kitapta kırk masal/ Oku, seç, beğen al/ Sekizini seçtim sizler için/ Ötekileri koydum geri/ Dedim. İşte bunlar en güzelleri.”

Mehmet Özçataloğlu – edebiyathaber.net (19 Ekim 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r