Masthead header

Salah Birsel’in hatırlattıkları | İhsan Kurt

Benden zarar gelmez
Kovandaki arıya
Yuvasındaki kuşa;
Ben kendi halimde yaşarım
Şapkamın altında
/ Rüştü Onur

“Tek isteğim sade, doğal, gündelik halimle, zorlamaya ya da hileye kaçmadan kendimi resmetmek…” Montaigne

Her ikisini de zaman zaman okumaktan zevk aldığım iki yazardır bunlar. Okudukça ikisinin de “doğal” olmakta birleştiklerini düşünürüm. Salah Birsel benim Montaigne’den önce keşfettiğim ve onu okumaktan haz aldığım bir denemecidir. Denemeci diyorum çünkü Birsel mektup da yazsa, şiir de yazsa, tarih de yazmış olsa yazdıklarında hep bir deneme tadı vardır. Onun tek romanı olan Dört Köşeli Üçgen bile bana denemenin nefes alışlarını hissettirir. Zaten eserleri arasında da en çok “deneme” türü yer almaktadır. Belki de okumayı, edebiyatı daha çok bu tür denemeler sayesinde daha çok sevdiğimi sanıyorum. Başka deneme yazan yazarlara ulaşmam bu iki yazardan geçerek olmuş, diğer yazarlar daha sonra gelmiştir.

Geçenlerde Salah Birsel’in “Aynalar Günlüğü”nü tekrar okuyorken onun ta çocukken Serçe adını koyduğu ve elle yazılan bir gazete çıkardığını, Ortaokulda Kıvılcım, Lisede de Sesimiz adında gazeteler çıkarmış olduğunu okudum. Kim bilir belki bazılarınızın da benzer ne anıları vardır. Benimde ilkokul ve orta okulda değil ama lisede edebiyat bölümüne ait bir duvar gazetesi çıkardığımız aklıma geldi. Gazetenin elle yazılması, sütunlar halinde düzenlenmesi, ilgili bazı resimlerin seçilmesi yükü daha çok benimle bir arkadaşımın omuzlarındaydı. Gazeteye konacak yazıları güya belirlediğimiz ölçütlere göre seçer, ayrıca kendi yazı ve şiirlerimizi de gazetede yayınlardık.

Edebiyatı, okumayı seven biri olarak bu konularda yapılacak olan sosyal faaliyetlerde de görev almak hoşuma giderdi. Hatta edebiyat hocamız bayramlarda okunacak şiirleri benim seçmemi isterdi. Bu görevden de çok haz alır on, on beş gün öncesinden şiir kitaplarını, antolojilerini inceler, kendimce bayrama en uygun şiirleri seçmeye çalışırdım.

Asıl yazmak istediğim konu doğrudan bunlar değil elbette. Ancak Salah Birsel’in adı geçen eserini tekrar okuyunca bunları hatırladım. Özellikle bu konuyla ilgili anılarımdan biri var ki bu yaşadıklarım hayatım boyunca bana bir ders olmuştur.

Lise dönemlerinde çeşitli konularda şiir yarışmaları düzenler ve jürinin başına da benim geçmemi önerirlerdi. Belki de gençliğin verdiği cesaretle bu öneriyi zevkle yerine getirir, başta edebiyat hocalarımızın ve diğer jüri üyelerinin katkılarıyla en iyi şiiri (eğer konu şiir okumaksa en iyi şiir okuyanı) seçerdik. Hiç kimseye açıkladığımı hatırlamıyorum ama ben şiiri en iyi okuma ölçüsü olarak o zamanki radyo tiyatrosunda şiir okuyan değerli tiyatro sanatçılarını (Haluk Kurtoğlu, Nedret Selçuker vb.) örnek alırdım.

Bu günkü gibi hatırlıyorum yine bir “şiir okuma” yarışması düzenlemiştik. Öğrencilerden her isteyen istediği şiirle bu yarışmaya katılabiliyordu. Katılmak için başvuranlar arasında birbirimize “amcaoğlu” dediğimiz ve benden bir alt sınıfta olan babamın amcasının torunu da vardı. Bundan biraz işkillendim ve durumu edebiyat öğretmenime ilettim. O da şiir okuma yarışmasına herkesin katılabileceğini bunda da bir sakınca görmediğini ifade etti. Yarışma günü gelip çattı. Okulumuzun bir salonu olmadığı için uzun koridorunda toplandık. Yarışmacılar bütün öğretmenler, öğrenciler ve jürinin de huzurunda şiirlerini tek tek okudular. Değerlendirmede her jüri üyesi bağımsız olarak yarışmacılara puan veriyordu. Yarışma sonlandığında sıra ayrı ayrı verilen puanları toplamaya geldi. Neticede amcaoğlunun birinci olduğu ilan edildi. Doğrusu ben biraz mahcup olmuştum. Hemen aklıma diğer jüri üyelerinin verdiği puanlara bakmak geldi. Ben “iyi” bir puan verirken jürinin çoğunluğunun en yüksek puanı “çok iyi” verdiğini gördüm. İçim biraz rahatladı ama daha sonra benim “torpil” yaptığım dillerde dolaştıkça hep rahatsız oldum. Kimseye de bir şey anlatamadım. Bu durum benim hayata bakışımı olgunlaştıran olaylardan biri olarak hafızamdan hiçbir zaman silinmedi. Daha sonraki yıllarda benzer durumlarla karşılaştığımda benzer konulara hep uzak kalmayı seçtim.

Aradan çok uzun zaman geçtikten sonra bu yıl önce hazırlanmakta olan bir antolojiye şiir seçmem, daha sonra ilçe seviyesinde bir şiir yarışmasına üye olmam hususunda ısrarlı teklifler geldi. Tabii ki teklifi getiren iyi niyetliydi ama benim ne olursa olsun aynı tuzağa düşmem söz konusu olamazdı.  Teklifi kibarca kabul etmeyeceğimi söyledim.

Kendisinden “zarar” değil daima fayda gelen Salah Birsel’e rahmetler olsun bana eski zamanlarımdan birkaç anımı hatırlattığı ve bunları yazmama sebep olduğu için.

edebiyathaber.net (27 Temmuz 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r