Masthead header

Sahi hayvanlar nasıl düşünür? | Nagihan Kahraman

Yüzyıllardır hayvanlar insanlarla kıyaslanmış zamanla bu durum bir üstünlük savaşına dönüşüp zekâ açısından insanın daima ne kadar önde olduğu ve hayvanlardan ayrılan en temel noktamızın düşünme olduğu savunulagelmiştir. Birçok bilim insanının merakını arttıran bu konu, hayvanların doğal ortamlarında incelenmesini de beraberinde getirdi. Elbette bunun böyle olmadığına dair de birçok farklı fikir de literatürdeki yerini aldı. Bu farklı fikirleri çeşitli kitaplar hâlinde raflarda görüyoruz artık. Özellikle son zamanlarda birçok kitap gözüme çarpmaya başladı hayvanların zekâları ve hisleri hakkında. 

Geçtiğimiz günlerde tam da bu konuyla ilgili Timaş Yayınları’ndan yeni bir kitap çıktı: Hayvanlar Nasıl Düşünür, İnsan Ne Görür? Fransız ekoloji profesörü Loïc Bollache, hayvanların nasıl düşündüğünü incelediği ve bunu çeşitli türler üzerinden örneklendirdiği bu kitabında okurlara detaylı bir inceleme sunuyor. Biyoloji ve ekoloji üzerine pek çok makalesi olan yazarın bu kitabı 2020’de yayımlanmasının ardından 2021’de Fransız Akademisi Jacques Lacroix Ödülü’ne layık görüldü. Eseri Fransızca aslından çeviren ise Seda Sevinç. Kurgu dışı eserlerde de çeviri, kurgu eserlerdeki gibi çok önemli. Sevinç’in bunu başarıyla gerçekleştirdiğini söylemeden geçmemek gerek.

Eser temelde beş ana bölümden bir de sonuç yerine ayrı bir bölümden oluşuyor. Bu bölümler hayvanlarda hafıza, iletişim, kültür, sosyal hayat, kolektif zekâ gibi kavramları ele alıyor. Her bölümde işlenen konular için uygun hayvan türlerinden örnekler seçilip anlatılıyor. Birinci bölümde hafızaya odaklanıyor yazar. Ana motivasyon kaynağı beslenme olan çoğu hayvanın yuvalarına geri dönmesi ya da sakladıkları yiyeceklerin yerlerini hatırlamaları üzerinden örnekler sunuyor bizlere. Ahtapotlar, çöl karıncaları, kaya balıkları, kargalar, maymunlar ve mürekkep balıkları hayatlarına misafir olduğumuz hayvanlardan bazıları. Bu canlılar üzerinden bir hafıza anlatısı okuyoruz ilk bölümde. Örneğin karıncaların güzergâhlarını Güneş’e göre tayin ediyorken, kaya balıklarının gelgit sonrasında arazilerde oluşan çöküntüleri hafızalarına kaydettiklerini öğreniyoruz. İkinci bölümde hayvanların konuşmalarına odaklanıyor yazar. Burada konuşmaktan kastın elbette ki “dil”den öte “iletişim” olduğunu da belirtiyor. Kimyasal, akustik ve duyusal sinyaller dilin farklı formları olarak düşünülüyor. İletişim aracı olarak arıların “dans”ı, balinalarınsa ses dalgalarının sudaki yansımalarını kullandığını okuyoruz. 

Üçüncü bölümde ise hayvanların “kültürel” davranışlarını genetik determinizm, tecrübe ve taklit yoluyla edindiğine yöneliyor yazar. Bunların içinde en çok öne çıkan ise elbette taklit. Gözlem yapan hayvanlar, bir davranışı taklit ederek kazanıyor ve zaman içinde bulundukları gruba yayarak kalıcı hâle getiriyor. Baştankaraların süt kutularının kapaklarını açıp süt içmelerini, makakların tatlı patatesleri suya atarak yıkamalarını ve daha pek çok hayvanın kültürel davranışlarını anlatıyor bu bölümde okura. Bunu yaparken sosyal aktarım kavramının üzerinde duruyor uzun uzun. Böylece sosyal öğrenmenin tıpkı insanlarda olduğu gibi hayvanlarda da yeni beceriler ve alışkanlıklar kazanmada büyük önemi olduğunu görüyoruz. Tıpkı insan yavruları olan bebekler gibi, değil mi? 

Peki, hayvanlardaki bu sosyal öğrenme sosyal hayatı da beraberinde getiriyor mu? Elbette. Özellikle iş birliği ile yardımlaşma hayvanlarda hayatta kalma ve besine ulaşma noktasında çok önemli. Bir hayvan için açık bilgi yani daha önceden doğruluğu deneyimlenmiş bilgi kendi kapalı bilgisinden çok daha hayatîdir. Yine bunu da çarpıcı örneklerle destekliyor Bollache. Son olarak, yazar zekânın sadece matematiksel yollarla ölçülüp sayısal verilerle ifade edilmesine karşı; zekânın çok yönlü olduğunu her fırsatta vurguluyor ve bu sebeple de hayvanlarda empati, şefkat, aşk gibi duyguların üzerinde de duruyor. Kargaların birbirini teselli etmesi, balıkların aşk acısı çekmesi, farelerin acı çeken arkadaşlarına empatiyle yaklaşması bu kitapta karşılaşacağınız ilginç örneklerden yalnızca birkaçı. 

Tüm bu önermelerden hareketle diyebilirim ki Loïc Bollache, zekânın çoğulluğuna her fırsatta değiniyor ve hayvanların sanıldığı gibi “basit” varlıklar olmadığını vurguluyor. Beyin büyüklüğünün zekâyla değil sadece bedensel büyüklükle ilgili olduğunu tekrar tekrar belirtiyor ve hayvanların sadece insanları eğlendirme aracı olarak görülmelerine, bu sebeple de hayvanat bahçelerinde ya da yunus parklarında tutulmalarına karşı çıkıyor. Aksine insanların kendi sorunlarının çözümünde hayvanların zekâsından faydalanması gerektiğini öneriyor. Hayvanlar Nasıl Düşünür, İnsan Ne Görür?, hayvanların karşısında insan türünün üstünlüğünü savunan anlayışa karşı çok detaylı ve ince düşünülmüş, ustalıkla hazırlanmış kapsayıcı bir karşı cevap eseri. Bu konu hakkında bilgi edinmek isteyen okurlar için ufuk açıcı nitelikte.

edebiyathaber.net (15 Haziran 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r