Masthead header

Roman gibi masal, masal gibi roman | Mehmet Özçataloğlu

Masalcılar hep masal mı yazsınlar/ hep masal mı yazmalılar? Roman yazsalar nasıl olur? Masal tadında roman mı olur? Evet, tam da öyle olur. Masal tadında romanı okumanın keyfi de her iki türden farklı olur. Kesin bilgi, deneyimledim. Aydın Balcı, adını duyan masalcı kimliğini anımsar. Benim için de böyleydi bu. Fakat yakın zamanda kendisinden okuduğum romanlar bunun artık böyle olmadığını öğretti bana. “Son Kişot ve Sincaplar”, “Küçük Boynuz” da kanıtı. Hatta şimdilerde “Çiroz ile Horoz” da eklendi bu zincire. Mavisu Demirağ’ın resimlediği kitabı Parmak Çocuk Yayınları bizimle buluşturdu.

Çiroz, yaralı minik bir serçe. Kanadı iyileşene dek yuvadan çıkamayacak. Son süreçte (uzun da bir zaman oldu artık) yaşadığımız karantinalara benzer bir durum aslında. Neyse ki yalnızlığa mahkûm değil. Yeni tanıştığı posta güvercini, onun okuma yazma öğrenmesini sağlıyor. Böylece Çiroz mektuplar yazacak ve böylece sıkılmaktan kurtulacak. Güvercin de postacılık yapacak. Buradaki mektup vurgusunu önemsiyorum. Günümüz çocuklarının sms’ye bile yabancı olduklarını düşünürsek… Çeşitli mesajlaşma programlarının yanı sıra elektronik posta çağının çocukları bunlar. Mektup nedir, nasıl yazılır, kâğıt düzeni, dili, başlaması, bitirmesi… Ne bilsinler! Ah ki ah demekten alamadım kendimi. İlk mektup yazıldı ve kırlarda rastgele bir yere bırakıldı. (Kır ne ki diye düşünenler de olacaktır ama haklılar. Her yer beton her yer şantiye) Sahipsiz bir mektup niyetlenilene ulaşırsa iyi de ya kötülerden birinin eline geçerse. Nitekim öyle de oldu. Ama ne Çiroz ne de Povercin vazgeçmedi. İnatla devam ettiler. Mücadele etmek güzel şey ne de olsa. Çiroz Başka mektuplar yazdı, güvercin başka yerlere bıraktı. Günler böyle geçip giderken Kuş Tepesi’ne el koymaya çalışan Zülküf Bey karıştı olaylara. Zülküf Bey gözünüzde canlanmıştır hemen. Bugün kırlarımızın yok olmasının müsebbiplerinden biri…

Horoz’un Çiroz’a yazdığı mektupta yer alan şu satırlar çok anlamlı kanımca. “Kendimizi bildik bileli bu dağdayız. Bu dağ bizim yurdumuz. Ama şimdi yurdumuzun geleceği belirsiz, bizimkiler de öyle. Belki çok yakında her birimiz bir yana dağılacağız. Belki birbirimizi bir daha hiç göremeyeceğiz.”

Sonrası… Sonrası umut veren bir direniş öyküsü. Her canlı türüne örnek olması gereken bir dayanışma, teslim olmama öyküsü. Zaten hep böyle olmadı mı? La Fontaine’den bugüne hep diğer tür canlılardan almadık mı dersimizi?

Aydın Balcı “Çiroz ile Horoz”da dostluk ve dayanışma örneğini koymuş önümüze. Özenli dili, keyifli anlatımıyla…

edebiyathaber.net (4 Ekim 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r