Masthead header

Peri masallarını unutturan öyküler: “Ölü Dalgıcın Sonbaharı” | Burak İpek

Kişiye hangi gün büyüyüp düşlerini bir kenara koyduğunu sorsak cevap veremez. Kimse bir gün uyandığında dün kurduğu hayallerinden, düşlerinden vazgeçmemiştir. Bu ne yazık ki hayatın bizi içine soktuğu, yavaş ilerleyen ve uzun süren, vahim bir süreç. Elbette buna karşı koyan bazı istisnai kişiler var. Daima bir çocuğun saflığında kalarak bizleri bu muhteşem öyküler ile buluşturan Onur Selamet gibi.

Sizlere Onur Selamet’ten biraz bahsetmek istiyorum. Edebiyatla içli dışlı ve öykü seven biriyseniz kendisini duymuş olabilirsiniz. Kayıp Rıhtım Aylı Öykü Seçkisi ve de Marşandiz Fanzin başta olmak üzere yıllardır birçok mecrada irili ufaklı öyküler yayınlıyor. Aynı zamanda bu öyküler hakkında konuştuğu Uykusuzluk Kulesi adlı ufak bir sitesi de var. Ölü Dalgıcın Sonbaharı ise yıllarca süren öykü macerasının ilk matbu meyvesi.

Öykülerin her biri için tek tek inceleme yazmak mümkün. Ancak ben böyle yapıp her şeyi anlatarak sizleri bu zevkten mahrum etmek istemiyorum. O yüzden öykülerin genel yapısı hakkında konuşacağım. Birkaç öyküye de bakacağız elbette. Sizlere bir soru sorarak başlasam çok güzel olur; gerçekliğinize ne kadar bağlısınız?

Onur Selamet’in öykü kitabı 12 öyküden oluşuyor. Hangi öyküyü hangi kategoriye sokabiliriz diye biraz düşündüm. Fantastik diyerek geçmek bu öykülere bir hakaret olabilir. Ancak oturdukları en nihai alan büyülü gerçekliğe hayli yakışıyor. Anlatılanların hiçbiri gerçek dünyaya ait değil elbette. Bir büyüye kapılmışçasına hikâyede karakterler ve mekânlar arasında savruluyorsunuz. Konuşmaması gereken şeyler, olmaması gereken kişiler ve daha nicesi sizleri büyülü bir yolculuğa çıkarıyor. Ancak bu peri masallarından çok uzak bir büyülü yolculuk. Sadece öykülerin isimlerine bakmanız bile sizleri nelerin beklediğine işaret ediyor:

  • Ölü Dalgıcın Sonbaharı
  • Kafamın İçindeki Sülükler
  • Bandosuz Kulak Gezegeni
  • Gökyüzüne Nalları Dikmek
  • Yıldız Yağmurunda Bacak Araları
  • Beşler Bom!
  • Aksak Karabasanların Zifir Makinesi
  • Peri Botları Ve Hatırlanamayan Bağcıklar
  • Onur Selamet

    Gedikli Girdapları Kokusuz Plaklarla Besledim

  • Atlas, Çanak Anten Nedir Bilmiyordu
  • General Diştaşı’nın Patenli Örümcekleri
  • Bin Kunduz Mahşeri

Kitaba ismini de veren ilk öykü; Ölü Dalgıcın Sonbaharı güçlü bir ilk cümle ile bizleri karşılıyor. Güçlü giriş cümleleri bazılarımız için bir kitabı çekici kılan detaylar olabilir. İlk birkaç sayfayı geçemediğim için elimden bıraktığım çok eser oldu. Ancak bu kitap daha ilk cümlesiyle beni koca bir bilinmezin içine atarak içine çekti:

“Ölü bir dalgıca neden güvenmiştim? Morarmış diline bağlı sarmaşık, kırık dişlerinin arasından dökülürken hiç mi düşünmemiştim?”

Nitekim yanılmamıştım. Bu öykünün bir sayfasında bile sıkılmadım. Okyanusla ilgili her şeyi sevdiğimden olsa gerek, suyun enginliğini fazlasıyla hissettiren bu öyküyle giriş yapılmış olması benim için kocaman bir artı oldu.

Kitabın ilk öyküsünü ne kadar sevsem de sanırım en sevdiğim parçası Bandosuz Kulak Gezegeni oldu. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım yazarların kelimelerinin ardında anlatmak istediklerini çözümleyen biri olamadım. Bundan şikâyetçi değilim. Bunun yerine yazarın bende uyandırdığı hislerden bahsetmek istiyorum: Ablam küçük şehirde çocuk olmanın her uçak sesi duyduğunda yukarı bakmak olduğunu söylerdi. Bu alışkanlığımdan hâlâ kurtulabilmiş değilim. Ancak sadece uçak değil, trenler de dayanılmaz bir ses çıkartıyor. Büyüdüğüm şehirde nereye giderseniz gidin trenin şehre gelişini belirten düdüğü mutlaka duyardınız. Onur Selamet’in Bandosuz Kulak Gezegeni adlı öyküsünde bizlere sunduğu çarpık tren hikâyesi bana ilginç bir şekilde çocukluğumu hatırlattı. Düşününce; böylesine çarpık bir öykünün ruhuma dokunmasını beklemiyordum ancak dediğim gibi, yazar büyülü gerçekliğinde bizleri sürüklemeyi daima başarıyor.

Kitapta en sevdiğim bir diğer öyküyse Atlas, Çanak Anten Nedir Bilmiyordu oldu. Kitaptaki en kısa öykülerden biri olan bu hikâye aşkı için dünyaları sırtına alan bir çocuğu anlatıyor. Yani, tam olarak öyle denemez tabii. Çocuklar oldukça tehlikeli varlıklar. Saf bir iyiliğe, mutluluğa sahip olabilecekleri gibi bir şeytanı kıskandıracak kötülükler de yapabiliyorlar. Bu ikisi arasındaki çizgi o kadar ince ki yanlış bir cümle, bir hareket tüm oranı değiştirebiliyor. Yazar bu öyküde çocukluk saflığının nelere kadir olabileceğini çok güzel anlatmış.

Öykülerin her birini tek tek incelemek isterdim ancak sizi ilk elden deneyimleyeceğiniz bu zevkten mahrum etmek istemiyorum. Farklı konulara geçelim; kitabın kapağı gibi!

Kitabın kapağı son yıllarda en beğendiğim kitap kapakları listesine girdi. Yazarın ilk kitabında orijinal bir tasarımı olan bir kapağa sahip olması büyük şans. Tasarımı üstlenen Barış Şehri ortaya muhteşem bir iş çıkarmış. Dalgıç kafasını görünce diğer öyküler için çizilebilecek kapakları düşünmeye başladım. Yazarın büyülü dünyasının görsellere dökülmüş hâlini görmeyi çok isterdim.

Dedalus Kitap editörlük ve basım konusunda oldukça temiz bir iş çıkarmış. Yayınevinin son kitaplarını zaten seviyordum. Çeviri kitaplarda bile hata sayıları minimumdaydı. Bu kitapta ise gözüme takılan tek bir şey bile görmedim.

Onur Selamet’in ilk öykü kitabı Ölü Dalgıcın Sonbaharı’nı içinde minicik bile olsa bir çocukluk kırıntısı barındıran, gerçekliğe cephe almaktan hiç gocunmayan ve artık yeni şeyler duymak isteyen herkese içtenlikle öneriyorum.

“Bilinen yaşamın sona ermesi, yüz yıllar sürüyor. Şelale akmaya devam ediyor…”

Burak İpek – edebiyathaber.net (26 Aralık 2018)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r