
Paul Valéry’nin Tinin Krizi ve Avrupa adlı kitabı Beyoğlu Kitapevi tarafından Kerem Güner çevirsiyle yayımlandı.
Tanıtım bülteninden:
“—Biz uygarlıklar artık biliyoruz ki, ölümlüyüz.”
Birinci Dünya Savaşının yıkıntılarının arasında dolaşan Paul Valéry, modern Avrupa bilincine dair belki de en sarsıcı cümlelerden birini kurarak başlıyor söze. Bu küçük ama değerli kitapta bir araya gelen kışkırtıcı metinlerinde, Valéry, Avrupa’yı yüzyıllar boyunca dünya tarihinin merkezine yerleştiren düşünsel enerjinin –tin’in– kendi sınırlarına ulaşmasını hem şairane hem de acımasız bir gerçekçilikle analiz ediyor.
Bilimin, ilerlemeye duyulan inancın ve aklın zaferi üzerine kurulmuş olan modern uygarlığın ilk kez kendi yarattığı güçler karşısındaki kırılganlığını keşfettiği noktada, Valéry’e göre Avrupa artık yalnızca fetheden, üreten ve yön veren bir medeniyet değildir; o aynı zamanda kendi geçmişinin ağırlığı altında geleceğini sorgulayan bir bilincin baskısı altındadır.
Valéry’nin “Avrupalı” tanımı da coğrafi bir kimlikten ziyade tarihsel bir duruma ışık tutmaktadır: Roma’nın düzeni, Hıristiyanlığın vicdanı ve Yunan düşüncesinin disipliniyle şekillenmiş milyonlarca insana hâkim olan tin, Avrupa’nın kendisini dayattığı toplumlara yayılıp evrenselleştikçe kendi ayrıcalığını da aşındırmaktadır.
Yaklaşık bir asır önce kaleme alınmış olan bu metinler birçok bakımdan bugün yeniden okunmayı talep ediyor; çünkü Valéry’nin teşhis ettiği kriz bugün de Avrupa’da bir hayalet gibi dolaşıyor.
Paul Valéry
Fransız edebiyatında Simgecilik akımının en önemli isimlerinden ve yirminci yüzyılın en büyük zekâlarından biri olan Paul Valéry, 1871 yılında Fransa’nın Sète kasabasında dünyaya geldi. Hukuk eğitiminin ardından Stéphane Mallarmé ile tanışarak şiire derin bir tutkuyla bağlansa da, 1892 yılında Cenova’da geçirdiği fırtınalı bir gecede yaşadığı varoluşsal kriz hayatının dönüm noktası oldu. “Cenova Krizi” olarak bilinen bu aydınlanmanın ardından duyguları ve edebiyatı bir kenara bırakarak kendini tamamen zihnin saf işleyişine, matematiğe ve felsefeye adadı. Yaklaşık yirmi yıl boyunca şiir yazmayan Valéry, bu sessizlik döneminde her sabah şafaktan önce uyanarak insan zihni üzerine düşüncelerini kaydettiği ünlü “Defterler”ini (Cahiers) kaleme aldı.
Valéry’nin edebiyat dünyasına dönüşü ise 1917 yılında yayımladığı ve onu bir anda Fransa’nın en ünlü şairi yapan “Genç Parka” (La Jeune Parque) adlı uzun şiiriyle muhteşem bir şekilde gerçekleşti. Ardından zaman, ölüm ve bilinç gibi felsefi temaları işlediği başyapıtı “Deniz Mezarlığı”nı (Le Cimetière marin) yazarak başarısını taçlandırdı ve 1925’te Fransız Akademisi’ne seçildi. Şiirin yanı sıra sanat, mimari ve Avrupa’nın geleceği üzerine yazdığı denemelerle çağının en büyük entelektüel otoritelerinden biri haline gelen Valéry, 1945 yılında Paris’te hayatını kaybettiğinde devlet töreniyle anıldı ve çocukluğunun geçtiği, başyapıtına da ilham veren Sète’deki deniz mezarlığına defnedildi.

















