Masthead header

Parçalı denemeler: Okuyacağımız kitaplar | Feridun Andaç

Düşündüm de, hep yanı başımda olan, ama okumaktan kaçındığım ne çok kitap var. 

Canetti’nin bir değinisini okurken, bunun nedeninin ne olabileceğini düşünedurdum.

Canetti şöyle diyordu:

“Kitaplar vardır, yirmi yıl yanınızda taşımış, okuyamamışsınızdır;  hep el altında bulundurmuş, kentten kente, ülkeden ülkeye sizinle alıp götürmüş, pek fazla yer olmasa da özenle sarıp sarmalayarak bavulunuza koymuşsunuzdur. Bavuldan çıkarıp alırken yapraklarını belki karıştırırsınız şöyle, ama bir tek satırını bile baştan sona okumaktan dikkatle sakınırsınız.” (*)

İşte o sakınma duygusu, bir zaman sonra gelip kapınızı çalar; kitap ‘artık okunmak istiyorum,’ der.. O ân zaman durur sizin için. Her bir satıra gömülerek, benzersiz yeni bir yolculuğa çıkarsınız. 

Bu türden kitapları kendimize hem yakın, hem de uzak tutmamızın bir nedeni de olmalı!

Geçenlerde elimden düşürmeden bir solukta okuyadurduğum Görülmeyen Adam (Ralph Ellison) romanının sayfalarını çevirirken, çalışma odamın raflarından beni gözetleyen, henüz okunmamış kitapları dizi dizi duran yazarları düşündüm.

Neden uzanıp onlardan herhangi birini alıp okumuyordum da; ne olduğunu pek bilmediğim, sonlayınca da bende iz bırakıp bırakamayacağını kestiremediğim altı yüz sayfalık bir kitabı yeğliyordum?

Okuma zamanı diye bir şeyin olduğuna inanırım. Bunu hazırlayan salt insanın okuma isteği değildir. İçinde bulunduğu ortam, duygu tonu, düşünsel durum, yaşadığı atmosfer, iklim vb.. Tüm bunlardır ondaki okuma zamanını hazırlayıp belirleyen. 

Sabah uyanmışsınızdır, kahvaltınızı yapıp gazetelere de göz atmışsınızdır. Günün en demli yerindesinizdir belki de; ‘hadi Tolstoy’un Savaş ve Barış’ını, ya da Şolohov’un Durgun Don’unu, Sartre’ın Bulantı’sını okuyayım demeniz yetmez bu kitaplardan birini okumaya başlamanıza..

İşte asıl belirleyicilik bu noktada başlıyor. Burada da karşımıza okuma ânını yakalamak çıkıyor.

El altı kitaplarından birine gönlünüz gitmesi ya da o gezdirip durduğunuz kitaplardan birinin gelip okuma ânınızı belirlemesi şaşırtıcı gelmemeli.

Okumaktan kaçındığımız kitaplar üzerine cesaretle gitme zamanını yakalamak, önümüzde duran engeli aşabilmek için seçerek okumanın labirentlerinde gezinmenin çıkış yolunu da bulmamız gerekir, kanımca. Bunun da okuya okuya gerçekleşebileceğini söylemek isterim.

Okuma(nın) Süreçleri

Okumanın bir düşünsel, bir de duygusal boyutu vardır. Her ikisinin birbirini tümleyen yanı ise, okuru ele geçirmesidir. 

Adına ister okumak eylemi/okuma uğraşı diyelim, ister okuma tutkusu/okuma alışkanlığı; sonuçta bir etkinliktir… Güzelduyusal etkinlik hem de… 

Bunun başlama noktası önemlidir. Ki, zamanla belirli süreçlerden geçer. Okur o aşamalarda okuma deneyimi kazanır.. Okuma hızı/seyri, seçimi de buna göre belirginlik gösterir. 

İnsanoğlunun kâğıda mürekkebe aşinalığı ona bilme/öğrenmenin kapılarını açar. 

Her ne kadar  çağımızda iletişim araçları yaygın/etkinse de; okuma alışkanlığını ortadan kaldırabilecek düzeye gelmemiştir. 

Okumanın kitapta harflere, sözcüklere, cümlelere bürünerek ortaya konulan düşünce/duygu evrenine açılan yolculuğunun getirdiği büyünün yerini bir başka etkinliğin alması güç…

Yazan/yaratan/ düşünen insan olduğu sürece okur/ okuma eylemi de olacaktır. 

Benim burada asıl söz etmek istediğim okurun, bir okur olarak yolculuğu.. geçirdiği süreçlerdeki değişimi.. Oradan edindiği kazanımlarla bakışımındaki yenilik/özgürlük/değişkenlik ve seçiciliktir. 

Okuma süreçleriyle edinilen donanım, düz bir okur olmaktan çıkarır okurunu. Algılama/kavrama düzeyi kadar; sezgiselliği, kurgu kavrayışı, imgelemi, sözcük dağarcığının zenginliği elindeki kitabı/okuma metnini her yönüyle alımlayıcı kılar onu. Bazen, metnin önüne geçtiğinde, okur olma durumu yapıtı kolaylıkla bir yana itiverdirir. 

Seçici bir okurun başına gelebilecek bir olgudur bu.. Karşısında duran sözcük labirentini kolayca çözüp aştığında, anlamsız ya da “hafif” bir okuma sürecini yaşar. Zaman kaybı diyerek, çözdüğü bir kitabı bir yana bırakabilir okur. 

Sıklıkla başıma gelen bir olgudur bu. 

Yığma bilgi, duygusal söz sarfı, anlatmak için anlatmak; üslupsuzluk.. Daha birçok gerekçe sayabilirim o türden kitaplardan beni uzak tutan..

Zenginleştirici bir okuma serüvenine sizi çıkaran yapıt/yazar, verimli düşünce ipiltileriyle donanımlı olandır. 

Okurun geçtiği okuma eğitimi, yazarın kendisini geliştirmesine de bağlıdır biraz da.

Yazar, bu anlamda, okurun(un) kılavuzudur da. 

Ne dersiniz?

____

(*) Elias Canetti, Marakeş’te Sesler, Çev.: Kamuran Şipal, 1990, Cem Yay., 215 s.

edebiyathaber.net (11 Ocak 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r