Masthead header

Parçalı denemeler: Borges’te Borges zamanı | Feridun Andaç

Bazı yazarlar öyledir, kendi zamanını yaratır. Bugün eğer okuyup da ondan bir etki, bir aşı alabiliyorsanız; düş ve düşünce dünyanıza yeni renkler katıp bir ivme yaratabiliyorsa, anlayın ki, o yazarın kendine özgü bir zamanı vardır.

Sait Faik öyle biridir. Yaşar Kemal’de de buluruz bunu. Bir Kafka’da, Çehov’da, Dostoyevski’de bulduğumuz da budur.

Borges’i bu soy yazarlar arasına katan hem yazma biçemi hem de yazdığı her bir türdeki yenilikçi bakışıdır. İşte oradadır onun asıl zamanı. 

Yazdıkları ve ona dair yazılanlar bize her daim “öteki Borges”i düşündürür.

Nedir bu derseniz:

  • Belleği,
  • Dil ve yazın açısından biriktirdikleri,
  • Gezindiği yazınsal iklimler,
  • Sürekli kendini bekleme hali,
  • Bölünmüşlüğü,
  • Yersel ile evrensel arasında kurduğu köprüler…

Evet, burada “Borgesvari olma”nın ikliminden söz edebiliriz işte.

O, burada, kendini yaratırken geçişler kurar. Yazdıklarıyla yetinmez, çevrilere de döner yüzünü. Arjantin’deki taşralılığı biraz ondan öğreniriz.

Zaman zaman şakacı ve düzenbaz bir anlatıcıdır. Gülümsetir, düşündürür, itirazlarımı yükseltir. Bu, aynı zamanda çıtayı yükseltmektedir de!

Marquez öyle der; yazdıklarıyla ona yakın tutmaz kendini, ama ondan çok şey öğrendiğini de itiraf eder.

Tek parçalı bir geleneğe uzaktır. Kendini melezleştirerek yazdığını fark etmezse de, bize bunun kapılarını aralar.

Bir yerde şunu diyecektir:

“Ben hiç kimseyim, bir kişiliğim yoktur, biz yüzeysel kişiliklerimizin altında hiç kimseleriz.”

Orada kendi Babil kitaplığını kurarken, varoluşunun gölgesindekileri de anlatır bize.

“Kişiliğin Hiçliği”, “Bellek Funes”a dönerseniz eğer, onu daha iyi anlarsınız.

Zaman zaman gerçekdışılık hissini verse de yazdıkları, beslendiği asal kaynak “hakikatin görüntüsü”dür. Yokluktaki varlığa bakarak/hissederek yürür.

1938’de görme gücü azalır, ardı ardına ameliyatlar geçirir, sekizinciden sonra artık körlüğünü kabullenir, ama kör alfabesini reddeder. Gene de biz; körlükten önceki Borges, körlükten sonraki Borges diye ayrım yapmayı yeğleriz.

Anne figürü, adeta erkekliğini öldürücü bir imge olarak hayatının sırrına dönüşür. 

Bir yanda anne şefkati, ötede baskı ve zalimlik…

Bir flâneur’dur, ama her anlamda. Babadan devraldıklarını da katarsak buna, edebi cesaretinin iki kuyusu vardır. Oradan beslendiklerinin kazıcısı olmasını ister okurunun.

Bölünmüş Borges gene de her yerdedir; anavatanıyla dilleri arasında yolcudur. Arjantinlilik duygusunu annesinden aldığını, babasının ise ona yazma cesareti verdiğini söyler.

O, melez bir coğrafyanın anlatıcısıdır. Bunu göz ardı ederek okuyamazsınız, Borges’i. Anlatı çeşitliliği bir labirenti andırır. Yazarken de, düşündürürken de öyledir. Sizi çağırır adeta: Gel ve kendi zamanını gör, der!

Düşten gerçeğe yönelir. Bilir ki, gerçek dediğimiz şeyi daha anlaşılır kılmak için düşlere sarılmalıyız. Saçmayı va ütopik olanı kaldırır aradan. Yalnızca düşlerde kalınamayacağını da bilerek yazar. İşte bu noktada ondan Doğu-Batı bileşiminin ruhunu hissederiz. Düş ve zaman gezgini olmasını, kadim dillerden kültürlerden geçmesini buna bağlayabiliriz.

Kuraldışı ve kuşaklar dışıdır Borges. Onun diğer bir yanını da şu sözler yerli yerinde açıklar:

“Borges, felsefe ve fizikte bulanan bir şeyi, aklı, edebiyat ve kurguya sokmaktadır.” (John Updike)

Gizemden vazgeçmez, her daim bir metninin bir yerinde saklıdır. Labirentsel düş ve labirentsel zaman yol arkadaşıdır anlatılarında.

Estela Canto’ya aşkını engellenmiş aşk olarak görürsek eğer, Borges’i yazmaya itendir de!

Koruyucu anne, bazen o meleksiliğini de yitirir. Bunu gören Borges, bir zırh gibi kullanır varlığını. “Dokunmayın, yazıyorum,” dercesine yazıda kendi katedralini inşa eder.

Anlatılarının yorum çeşitliliği katmansal yapılarından kaynaklanır. Salt bilgi değildir onun anlatılarında var olan. Düş ve yaratıcılık, kurgulama yetkinliği… Borges’i tanımlayanlardır.

Yazarak geçmişi/ni getiren yazardır, Borges. Orada bir masal anlatıcı olarak çıkar karşımıza. Otoportresinden izler buluruz.

Şu sözlerine de kulak vermeliyiz:

“Bana göre edebiyat, yalnızca sözcüklerle göz boyamaktan ibaret değildir. Ben sözcükleri unutmaya ve söyleyeceklerimi belki sözcükler aracılığıyla değil de  sözcüklere rağmen söylemeye çalışırım. Bir kitap gerçekten güzelse, sözcükleri hatırlamazsınız.” 

Borges, önce iyi bir okurdur; onu var eden de budur. Onu düşlengez anlatıcı kılan da gezindiği okumalarıdır. Onu okurken şu sözü hatırlamalısınız ama:

“Dikkatli olalım. Hayatın kendisi uzun bir anlatı haline gelebilir.” (Emerson)

Yazıda ömrünü çoğaltan biridir Borges.

Bir yazarın kendi zamanını yaratabilmesinin yolu biraz da buradan geçiyor.

edebiyathaber.net (30 Kasım 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r