Masthead header

“Öyle miymiş?”, rafine ve zorlayıcı eserleri seven okura seslenen bir kitap | Onur Uludoğan

oyle-miymisI

Şule Gürbüz’ün ilk romanı Kambur, 1992’de yayımlanmıştı. İzleyen sene, Ne Başta Akıl Yoktur isimli oyunu ve Ağrıyınca Kar Yağıyor adlı şiir kitabı okurlarla buluştu.

Kambur’un ikinci baskısının 2011’e kadar yapılmadığını düşünürsek kitabın uzun yıllar kendi okur kitlesini beklediği sonucuna ulaşabiliriz. İkinci baskının ardından aradan geçen zamanda kitap beş baskı daha yapar.

Kambur’u keşfeden ve Gürbüz’den gelecek diğer kitaplar için yol gözleyen okurların beklemeleri gereken süre yaklaşık yirmi yılı bulur.

2011’de Zamanın Farkında, 2012’de ise Coşkuyla Ölmek isimli öykü kitapları okurlarla buluşur.

Kambur’dan sonra araya giren zaman, yazarın birkaç söyleşisi dışında görünür olmayı tercih etmemesi, mekanik saat ustası olması, dilinin ve eserlerinde ele aldığı temaların alışılmadık yapısı, Şule Gürbüz etrafında bir gizem halesinin oluşmasını sağlar.

Eserlerindeki kahramanlar, kullandığı sözcükler, zaman ve ölüm gibi temalar etrafında dönüp durması ise Gürbüz’ün adının Tanpınar’la beraber anılmasını kaçınılmaz kılar.

Aradan geçen zamanda Şule Gürbüz’ün İletişim Yayınlarından çıkan kitaplarının tekrar tekrar basılmasına bakarak yazarın kendi okur kitlesini oluşturmaya başladığı sonucuna da varabiliriz.

II

Şule Gürbüz, Coşkuyla Ölmek’ten yaklaşık dört yıl sonra yeni kitabı Öyle miymiş?’i biz okurlarıyla buluşturdu.

Öyle miymiş? sınıflandırılması oldukça zor bir kitap. Öykü, roman ya da deneme olarak adlandırılamıyor. İlla bir sınıfa dâhil etmek gerekirse “anlatı” dememiz en doğrusu olacaktır.

Kitap, “Cennet Varken Cinnet Olabilir Mi?”, “Hayır Demeden İtiraz”, “Öyle Miymiş?” ve “Sanki Daha Dünkü Cennet Kuşuyum” isimli dört bölümden oluşuyor.

“Hayır Demeden İtiraz” dışındaki metinlerde bize seslenenin kim olduğunu anlayamıyoruz. Her biri yaklaşık elli sayfa süren bu uzun monologların oldukça zorlayıcı olduklarını söyleyebilirim.

Metinler; zaman, ölüm, büyüme, inanç, inançsızlık, din istismarı, okumak, yazmak, yaşamak gibi belli temaların etrafında daldan dala atlayan bir içeriğe sahip.

Metinlerde; efsanelerden, kutsal kitaplardan, mitolojilerden, felsefi metinlerden bolca yararlanılıyor ve bu unsurlara kimi zaman açıkça kimi zaman da üstü örtülü bir biçimde atıf yapılan iç içe geçmiş cümleler yer alıyor.

Bu cümlelerdeki sözcük seçiminin de bir hayli zorlayıcı olduğunu belirtmek gerek. Benim gibi, Osmanlıca eğitimi almış, divan şiirine biraz mesai harcamış bir okura bile paslandığını düşündürecek kadar zorlu sözcükler var kitapta.

III

Öyle miymiş? üstünde uzun uzun düşünülmüş, her bir sözcüğü, cümlesi birkaç kez imbikten geçirilmiş rafine ve zorlayıcı eserleri seven okura seslenen bir kitap. Bu nedenle daha önce Şule Gürbüz’ün kitaplarını okumayanların, öncelikle yazarın öykü kitaplarıyla tanışmalarını önerebilirim.

Gürbüz’ü daha yakından tanımak isteyenlerinse, yazarın Hasan Cömert’le yaptığı “Ölüme hayranlık duyuyorum” başlıklı söyleşiyi; Tuğçe Ayteş, Şengül Can, Özlem Şan, Yusuf Turhallı’nın yaptıkları söyleşiyi ve Bir+Bir isimli derginin 18, 19, 20, 21. Sayılarında yayımlanan “Şule Gürbüz’le A’dan Z’ye Söyleşi: “Zamanın Farkında” Mıyız?” isimli röportajı okumalarını tavsiye edeceğim.

Seval Şahin’in, K24 sitesinde 19 Mayıs 2016’da yayınlanan “Şule Gürbüz edebiyatını okumak” başlıklı yazısının da oldukça faydalı olduğunu söyleyebilirim.

Öyle miymiş? özelinde ise, K24 sitesinde 28 Nisan-19 Mayıs 2016 arasında yayınlanan yazılar aracılığıyla yürütülen tartışma da Şule Gürbüz okurlarının farklı düşüncelerle tanışmasını sağlayacak içeriğe sahipler.

IV

Konuya ilgi duyan okurlar için, Hasan Cömert’in söyleşisi şurada:

http://www.sabitfikir.com/soylesi/edebiyatdisi-olume-hayranlik-duyuyorum

Tuğçe Ayteş, Şengül Can, Özlem Şan, Yusuf Turhallı’nın yaptıkları söyleşi şurada:

http://cercisanat.com/dergi/1/sule-gurbuz-ile-soylesi/

Seval Şahin’in, “Şule Gürbüz edebiyatını okumak”  isimli yazısı şurada:

http://t24.com.tr/k24/yazi/sule-gurbuz-edebiyatini-okumak,722

K24’te yürüyen tartışma yazıları ise şurada:

Onur Uludoğan – edebiyathaber.net (3 Haziran 2016)

 

  • ilker bölükbaşı - 03/06/2016 - 19:39

    Anlaması zor değil. Hakkında yazanlar anladığına göre.
    Sadece kimi okurun bilmediği sözcükler olabilir.
    Ayrıca, yazar, söylendiği gibi sessiz değil, hiç değil. Tam aksi, yazarken dahi sürekli konuşma halinde. Metrelerce konuşmalarını dergilerde okumak mümkün. Ölüme bu kadar hayran birinin “suskunlar”a daha yakın olması beklenirdi. O da kendi düzeninde fırdönüyor işte.cevaplakapat

  • Samet - 15/06/2016 - 07:22

    Ahmağın yorumuna bak!
    Dünyada susmaması gerekenlerden birine edilen gevezeliğe bak, hadsizliğe terbiyesizliğe bak. Bak da kör ol. Olması gerekenler olmuyor nasıl olsa.cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r