Masthead header

Öykü: Tepki | Gözde Hayırlı Çalık

Verebileceğim tepkiler listesine hızlıca göz attım. Kendimi yere atıp dövünmek listenin en başında. Ama dördüncü maddeyi gerçekleştirmeye yönelik yoğun bir istek duyuyorum.

“Hayatım erken dönmüşsün balıktan,” diyorum kapıda karşılarken.

Suratındaki anlamsız ifade ele veriyordu kendini. “Ne balığı?” der diye bekliyorum. Düşündüğümden daha soğukkanlı çıkıyor sesi.

“Merhaba canım.”

“Yemek için bir şeyler hazırlıyordum,” diyorum arkamı dönüp mutfağa giderken.

Buzdolabından çıkardığım havuçları mutfak musluğunun altında tek tek yıkıyorum. Dördüncü havuca geçtiğimde giriyor içeri. Arkamdan yaklaşıp sol yanağıma bir öpücük konduruyor. Nefesi hep böyle mi kokuyordu? “Ben onun ruhunu sevdim,” demiştim anneme. “Erkeğin mayası yalan, ruhu ihanet,” demişti büyük bir sır verir gibi.

“Elin boş dönmüşsün. Rast gelmedi bugün belli,” diyorum zoraki bir neşeyle.

O anda söyleyeceği tek bir şey tüm listeyi alaşağı edebilir. “Balığa gitmedim. Çok rüzgâr vardı,” ya da “Yolda kendimi iyi hissetmeyince geri döndüm.”

Mutfak dolabının camlı kapağını kaldırıp uzun bardaklardan birini alıyor. Tezgâhın üstündeki sürahiden su doldurduğu bardağı dudaklarına götürürken veriyor cevabını;

“Rast gelmedi.”

Dördüncü madde geçerliliğini yitirdi.

Ocağın yanındaki bıçak tezgâhına uzanıp bir bıçak alıp yıkadığım havuçları tek tek soymaya başlıyorum. Maksadım ona düşünmesi için yeterli zamanı tanımak. Hem bu tavır üçüncü madde için de gerekli zemini hazırlayacak. Dördüncü havuca geçtiğim sırada duyuyorum buzdolabının açılma sesini.

“Kahve yapıyorum. İçeriz değil mi?”

“İyi olur bugün kahve içmedim,” diyorum.

Elinde süt kutusu ile tezgâha yaklaşıyor. Aramızda bir adım var. Ağır tıraş losyonu bile bastıramamış ekşi terini. Gömleğinin yakası gri… Kendisine baktığımı fark etmiş olacak bana bakıp gülümsüyor. Dişleri sarı… Daha fazla dayanamıyorum yakın olma fikrine. Birden ağzımdan dökülüyor.

“Kahve kalsın. Laktozsuz süt kullanıyorum bir süredir. Sindirmesi daha kolay oluyor.”

Üçüncü madde geçerliliğini yitirdi. Bıçak standına uzanıp ince saplı bir bıçak seçip ahşap kesme tahtasına yatırdığım havuçları tek tek doğramaya başlıyorum.

“İstersen markete gidip alayım. Sigaram da kalmamıştı,” diyor.

Bu kadar uzun bir düşünme süresini veremem ona.

“Türk kahvesi yaparım ben birazdan, çıkma sen,” diyorum.

“Türk kahvesi iyi fikir… Ben de içerim valla! Ama bak her şeye bu kadar dikkat ediyorsun. Türk kahvesini marketten alıyorsun Nevin. Yani veriyor mu taze çekilmiş kahve tadını Allah aşkına?”

“Haklısın. Ama inmiyorum hiç çarşıya. Yoksa kokusu bile farklı tabii.”

“Eee, bittikçe söyle diyorum bana. Ben her çarşamba Kadıköy’deyim. Hoş orası da bozdu kendini. Eski tadı yok. Ama paket kahve ile de bir değil,” diyor.

Dolaptan çıkardığı cezveye iki kaşık kahve koyuyor. Sohbetin gidişatından memnun bir hali var. İki fincan suyu ekleyip kahvenin üstüne bir tatlı kaşığı ile ağır ağır karıştırıyor. Ellerinin üstündeki çiller daha da mı artmış? Ya parmaklarının üstündeki istenmeyen tüyler… Sormamam gerek ama keyifli hali kanıma dokunuyor.

“Neden Kadıköy’desin her çarşamba?”

İkinci madde geçerliliğini yitirdi. Dördüncü havucu doğradığım sırada başlıyor konuşmaya.

“Bizim çocuklarla canım, her çarşamba… Yani artık halı saha yapamasak da toplanıyoruz. Biliyorsun. Agop’un mekân kapandı. Eskisi gibi nezih yer bulmak zor. Kazım bir yer buldu, orada toplanıyoruz bir ikidir. Balık halinin alt sokakta biraz basık… Ama mezeleri fena değil.”

Doğrama işi bitince kullandığım bıçakları sıcak suyun altında yıkıyorum tek tek. Marketten alınan paketli kahve aynı tadı vermiyor tabii taze çekilmişle. Ama Kadıköy’de çektirdiğinin de tadı yok artık. Agop’un mekân kapanmış duydum. Yazık oldu senin ahu gözlü Nataşa’ya… Az gidip gelmedin halı saha ayağına. Sakatlandım diye geldin ya bir gece… Beline kuvvet diye geri yolladım sonraki hafta… Gözlerinin altında torbalar yoktu. Gömleğinin yakası dişlerin gibi aktı. Laktozsuz sütle içiyorum artık kahveyi sindirmesi kolay oluyor. Dolabın yanında asılı duran havluyla kuruladıktan sonra bıçakları tek tek yerleştiriyorum tezgâhın üstündeki standa. Bir evlilik yıl dönümünde almıştın bu bıçak standını. Neden böyle bir hediye seçtiğini anlamam zaman aldı.

“Opera pasajına yakın mı? Kazım’ın bulduğu yeni mekân?”

Boş gözlerle bakıyor yüzüme. Duydum pasajdaki abiye mağazasını. Dükkân sahibi tombul kadını… Kadının on dört yaşındaki oğlunu. Kazım’lar senle selamı sabahı kesti. Bana da selam veren pek kalmadı.

“Balık halinin alt sokağında,”  diyor cezveyi ocağa koyarken.

Verilebileceğim tepkiler listesinin maddeleri tükendi.

“Acıbadem’deki oturduğumuz evi hatırlıyor musun?”

“…”

“Yeni evliydik. Apartmanın altında bir pastane vardı. Çarşamba akşamları halı saha dönüşü bana muhallebi alırdın oradan.”

Son bir çabayla gülümsüyor.

“Nereden aklına geldi Nevin? Muhallebi mi istiyor canın?”

“Pastanenin on üç yaşında bir çırağı vardı. Güler yüzlü bir çocuktu. Bir çarşamba gecesi ambulansla götürdüler.  İç kanama filan dedi herkes, sahi sonradan ne oldu?”

Ocaktan gelen cızlama sesiyle irkiliyor. Cezvenin içinde kalan kahveyi beceriksizce tezgâhtaki fincana doldurmaya çalışıyor. Bana bakmıyor artık. Ben de ona bakmıyorum. Cezveyi bıraktığı elini ani bir refleksle boynuma doluyor. Bıçak standından kalın saplı bir bıçak seçiyorum.

Sıcak… Kırmızı… Gömleğinin yakası gri… Abiyeci tombul kadının oğlu… On dört yaşı… Mayası yalan… Dişleri sarı… Pastanenin çırağı… Sıcak… Koyu kırmızı… Ben onun ruhunu sevmiştim… Laktozsuz süt… Ahşap bıçak standı…

Mutfak lavabosundan akan sıcak suya karışıyor ellerimdeki kızıllık. Su temizler mi her şeyi?  Dördüncü kez sabunladığım ellerimi kurularken veriyorum kararımı. İhbar edeceğim onu ve kendimi.Cep telefonumu almak için mutfak önlüğünün cebine gidiyor ellerim. Telefon yok, parmak uçlarımda bir hışırtı.  Çıkartıp açıyorum önlüğün cebindeki dörde katlanmış kâğıt parçasını…

Verebileceğim Tepkiler Listesi;

1-) Ağla… Canın çıkana kadar ağla…

2-) Her şeyi bildiğini hissettir ama asla o açık vermeden yüklenme.

3-) Her zamankinden yakın davran. Onun itiraf etmesini bekle.

4-) Hiçbir şey söyleme, hiçbir şey düşünme! Bu zamana kadar nasıl yaşadıysan devam etmeyi dene!

edebiyathaber.net (26 Temmuz 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r