Masthead header

Öykü: Miyav-miyav, mi… | Halil Demir

Sokağın bir köşesinde, kaldırım kenarında, sabahın erken bir saatinde bir kedi olarak uyanmıştım. Apaçık bir rüyâda idim. Gece, derinleşen sarhoşluk yerini tatlı bir rüyâya bırakmıştı.

Gecenin hangi saatinde-karanlığında, nerede uyumuş, kendimi kaybetmişim, hatırlamıyorum. En son yasemin kokusu vardı aklımda. Begonvil kokusuyla uyandım. Sokakta, bir kaldırımda, bir büyük beton saksının yanında uyandım. Hatta galiba saksının içinde begonvillerin arasındayım. Yeşil ve mora görebildiğim kadarıyla siyah ve beyaz bir renk katmışım.

Hiç bu kadar eğlenceli bir rüyâ hatırlamıyorum.

Önce esnedim, iyice ve tekrar tekrar gerindim, horuldadım, çevreye baktım. Ses alıştırması yaptım. Tuhaftı. Islık çalmaya benziyor. Sesim tuhaftı, duyduğum kedi seslerine hiç benzemiyor.

Miyav-miyav,mi…

İşe yetişmeye çalışan birkaç göz, dalların arasından beni görüp neşeyle yollarına devam ettiler. İlk anda çıplak olduğum için utanır gibi oldum fakat itiraf etmeliyim çok eğlenceli.

Paraya, saate veya İnstagram’a ihtiyaç yok. Özgürlük başka neye benzeyebilirdi ki?

Saksıdan inerken vücudumun ne kadar esnek olduğunu fark ettim, kim bilir daha ne yeteneklerim olacak? Hep spor yapmış gibiyim, sanki bir çırpıda kendimi her yere ulaştırabilirim. Sokağı yeniden keşfettim. Bu halimle her yer farklı görünüyor. İnsan halimle sadece vitrinlere, insanların göğüs ile baş taraflarına odaklanırdım oysa şimdi muhteşem bir objektife sahibim. Sokağı baştan sona gezdim. Baktığım yerden her şey, çok daha iyi görünüyor. Dükkânları, insanları boylu boyuna görebiliyorum. En ufak tehlikeyi anında hissediyorum. Bir araba sesi, hızlı bir ayak sesi…

Saksıya dönüp ilk başladığım noktaya vardım. O muhite ait olmalıyım. Orada birileri beni tanır, sever belki doyurur… sanki daha önce hiçbir şey yememiş gibiyim. Bir anda öyle aç olduğumu anladım ki her şeye atlayabilirim. Saksının yan tarafındaki kafeyi işleten iki genci tanıyorum. Dükkânı yeni açmışlar. Onlara bir iki görünüp miyavlayınca temiz bir kâsede hemen süt getirdiler. Şimdi daha çok sevdim onları. Dilimi keşke normal hayatta da bu kadar ustaca kullanabilseydim. Hem sevgilim memnun kalırdı bundan hem de ben. Gerçi ayrılalı çok oldu. Bazen başkalarıyla görüp kendime kızıyorum.

Sokaklar benimdi, her yere girebilirim. Birkaç duvara çıktım. Oradan tek katlı yerlerin damlarına… her şey geniş. Vücudumu hiç oynatmadan sadece başımı hareket ederek tüm dünyaya hâkim olabiliyor, her yeri görebiliyorum. Damda birkaç başka kedi görünce uzaklaştım, bilmediğim ortamlara hemen girmeyeyim.

Yine sokaklara dönünce hâlâ aç olduğumu anladım. Garip bir duygu açlığıma eşlik ediyordu. Kötü bir şeyler yemek zorunda olmadan önce uyansam iyi olacak belki de. Fakat bu duygu da hemen geçti. Açtım ve her şeyi yiyebilirdim. Bir süre dolanıp durdum. İçimde garip bir dürtü vardı. Kafenin arka bahçe duvarına gittim. Telleri dolandım, dama çıktım, gizli saklı her yere baktım. Bir canlılık, bir hareket… ne mi arıyorum? Bunu şu an kendime bile açıklayamam.

“Düşünme, arzu et sade. Bak böcekler de öyle yapıyor.”*

Asla kendime hâkim olamıyordum. Canlı ne varsa paramparça edebilirdim. Neyi arıyordum, öldürüp yiyebilir miydim? Bu soruları şöyle bastırdım. Uyandığımda nasıl olsa bir şey olmayacak.

Sokağa tekrar döndüğümde artık aç değildim. Begonvil saksısına dönüp biraz toprak, biraz dallarla oynamak çok keyifli oldu. Tepede diklenen güneşten de iyi korunuyordum orada. Sonra mışıl mışıl bir uykuya daldım. Bu sefer begonvil değil keskin bir parfüm kokusuyla uyandım. Tanıdık bir kokuydu bu. Bu koku bu tenle bir araya geldiğinde tek bir ihtimal vardı. Uyanıp saksıdan atladım. Selin’i arkadan gördüm, kafeye girdi, hemen sonra takıldığı o hergele. Etrafımda dört döndüm. Ne yapacağımı şaşırdım. Aklıma haince şeyler gelip duruyor. İlk defa yanlarına gittim. Sadece Selin’i görüyordum ben. Masalarına yaklaştım.

Beni terk etmekte haklıydın. Ben bile kendime katlanamadım. Parasız, serseri ve hep sarhoş biriyle kimse devam edemezdi. Seni anlıyorum. Senden sonra düzenli bir işim oldu, bütün kiralarımı, faturalarımı ödedim. Söz sana bir daha bunları ödetmeyeceğim. Teninin kokusunu şehrin en uzak yerinden bile hissedebiliyorum. Seni hala seviyorum.

Seni-seviyorum,se…

Miyav-miyav,mi…

Sevgiyle bana bakıp güldü. Boynumu o yumuşacık elleriyle okşadı. Eskiden olsa öperdi de. Cesaret edip masaya atladım. Trileçesini önüme koydu. Ona da hayır diyemedim, dibi harikaydı. Dilimle değişik hareketler yapıp sonra kuyruğumu çekip kedi gibi uzandım-işte nasıl oluyorsa-. Keyifle uzun uzun ona baktım. Yine boynumu sevip “Suat, hemen geliyorum.” dedi. Tuvalete gitti biliyorum, canı sıkıldı. Benden de ne zaman sıkılsa, hemen geliyorum, deyip tuvalete giderdi.

Hemen dönmeyeceğini bildiğim için hain planlara zaman vardı, biliyordum. Dönüp Suat’a baktım. Ufak bir sevgi gösterisi ile ona yaklaşıp en tatlı halimle karşısında durdum. Elini boynuma uzattığı anda pençelerimin tadına vardı. –Ah lanet! Sandalyesini hafif uzaklaştırdı ama bana karışmadı sonra. Onu gözlerimle taciz ediyordum; ama hiç tepki yoktu. Uzun uzun birbirimize baktık. Birkaç küfür ettim, anlamadı dangalak. Selin, birkaç dakika sonra döndü. Masada bir gerginlik olduğunu hemen anladı. Sordu. -Bir şey yok, dedi dangalak. –Tamam, o zaman. Kalkalım mı artık?

Selin beni masadan alıp kucağında, severek, öperek, sarılarak kapıya kadar götürdü. Demek beni anlamıştı. Özrümü kabul etmişti. Beni hissetmemesi imkânsızdı zaten. Dangalağı değil beni seçmişti. Kapıdan onu öpmeden soğuk bir sesle, -ben buradan ayrılayım, dedi.

Karşı yönlere doğru gittiler. Ben de dangalağı bir süre takip ettim. Arada geçip ona kendimi gösteriyordum. Nasıl olsa ilk savaşın galibi bendim. Bana nefretle baktı. Ben de ona…

-miyav- miyav, mi… dedim. Hayır, bu iyi bir şey değildi. Bunu o da anladı.

Zaferle geri dönerken bir şey aklıma geldi. Tabii eminim siz fark etmediniz. Uyumuş, uyanmıştım. Bu ne demek oluyordu? Bir rüya olmaktan çıkmıştı her şey… fazla düşünmeye zaman ayıramadım çünkü yine açlık baş göstermişti. Yarın yeniden bir zafer kazanacağımı düşünerek teselli oldum.

*Orhan Veli KANIK’ın şiiri

Halil Demir kimdir?

1980, Cizre doğumlu. Akdeniz Üniversitesinde Maliye, Mersin Üniversitesinde Edebiyat okudu. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni.  Daha önce Edebiyat Haber’de Beethoven ve Cırcır Böceği adlı öykülerim yayımlandı. Öykü çalışmalarım devam ediyor.

edebiyathaber.net (4 Şubat 2020)

  • Vedia ÇOBAN - 07/02/2020 - 19:31

    miyav miyav mi…cevaplakapat

  • vedia coban - 07/02/2020 - 19:35

    yorum yapmak isteyip fakat yorum yapamamak. Kedi mi dogsaydik Sevmedigimiz insanlara tirmik atardik .Değişik olmuş kedi olmak ve ruya motifi ile cok guzel kullanmışsınız hocam.cevaplakapat

  • Baran danış - 07/02/2020 - 20:03

    Başarılarınız devamını dilerim hocam. Çok dolu ve çok başarılı bir öykü olmuş…cevaplakapat

  • Ahmet - 12/02/2020 - 20:35

    Öykü çok hoşuma gitti. Çok rahat okunan akıcı bir dili var. Bence günümüz bireyini bu aşırı hızlı ve dağınık ruh halinden okumaya, kitaba kaydıracak olan kısa öykü ve akıcı dildir. Bu öykü buna iyi bir örnek. Ayrıca yazar bizi hikayede tutmayı başarıyor, okurken devamını istiyor, kopmuyorsun. Kafka’ya selamını da aldık. Başarılar…cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r