Masthead header

Öykü: Kirletilse bile temizdir | Reha Tanör

Bizim sokak bir İstanbul efendisidir.

Alçakgönüllüdür; başı göğe ulaşmaya çalışmaz, evler iki bilemedin üç katlıdır.

Zariftir; parke taşları asfaltların, betonların yanında mücevher gibi durur. İki yanında sıralanan evlerin kimi ahşap kimi kâgirdir, balkonların her biri ayrı biçimde aluminyum doğramalarla kapatılmamıştır. Önlerinde küçük de olsa bahçe dediğimiz, enlemesine ve her evin kendine göre yeşillendirdiği bir alancık vardır. Çoğunun bir köşesinde kediler ve köpekler için su-mama kabı bulunur. Saksılardan rengarenk sakız sardunyaları sarkar, açelyalar, begonyalar, akşam sefaları, fesleğenler camları, balkonları renkler dünyasına çevirir.

Hoşgörülüdür; yukarı çıkarken yokuşu biraz zorlar ama dönüşte bunu telafi eder, deniz kenarına kadar iner, sahilde banklarda oturup nefeslenmeye, gelen geçen gemileri seyretmeye, martılara ekmek atmaya olanak tanır.

Olgundur; İki yanına yerleşmiş evlerde oturanlar sonradan gelenler değildir. Mahallenin dededen-babadan yâdigar yerleşikleridir. Sokağı uygarca paylaşmayı, korumayı bilen, şehir hayatına yabancı olmayan insanlardır. Zaman, evlerinden “fakirhane” diye söz edenlerin, sabahları birbirlerine “Sabah şerifleriniz hayrola efendim” diye seslenenlerin sayısını azaltsa da onların büyüttükleri gençler de “Günaydın”, “İyi akşamlar” demesini, hal hatır sormasını, ihtiyaç halinde hemen yardıma koşmasını bilen insanlardır.

Karşımızdaki iki katlı ahşap evde oturan İshak Bey sokağın “eski efendilerindendir.” Beyoğlu’nda kumaş dükkanı vardı, işi çocuklarına bıraktı. Şimdi karısı titiz Fortüne hanımla birlikte gece gündüz evi silip süpürmek, ağrıyan bellerine, sırtlarına aldırış etmeden tahtaları ovmak, camları silmek, kapı kollarını parlatmak, onların yeni işi oldu.

Sabahları erken kalkarım. Çay demlenirken balkona çıkar, eski gazeteci merakımla sokakta “haber konusu” olabilecek bir şey var mıdır, akşamdan bu yana değişen bir şey olmuş mudur, diye etrafı kolaçan ederim. Hemen her sabah ilk gördüğüm, evinin önünü temizleyen İshak bey olur. Günlük temizlik mesaisine oradan başlar.

Beni görünce seslendi:

“Günaydın beyim.”

“Günaydın, kolay gelsin.”

“Kolaysa başınıza gelsin.”

Küçük, kalıp esprilerle de olsa mizah yapmaya gayret eder. Sokak temizliği için ev faraşı yeterli olmayacağından gaz tenekesini yarıdan kesip ucuna sopa takarak yaptığı “süprüntü toplayıcısı” bir elinde, diğerinde süpürge büyük bir ciddiyetle çalışıyordu. Oraya buraya saçılmış kağıtları, paçavraları, yere atılmış sigara izmaritlerini, köpek pisliklerini, ağaçlardan düşen yaprakları, dalları topladı. Evinin önü “bal dök yala” kıvamına gelince alçak bahçe duvarına oturarak biraz soluklandı. Kendine verdiği mola bitince kalktı, bu kez mıntıka temizliğine geçti. Yan komşularının önünü de pırıl pırıl yaptı, parketmiş bir arabanın bile altını aldı.

Sabah güneşi mi ısıttı içimi yoksa şu küçük kişisel çaba mı, bilmiyorum. Galiba ikincisi. Herkes kendi payına böyle bir küçük gayret edinse şehir daha yakışıklı, hayat daha güleryüzlü olmaz mıydı, diye hayıflandım.

Çayımı koydum. Küçük balkonumuzda iki açılır kapanır sandalyeye ve bir sehpaya yer var. Karşıya seslendim:

“Gel bi çay içelim, yoruldun.”

“Şurayı da alayım geliyorum. Çayın altını kapama.”

Hah çöp kamyonu da geldi. Bugün onlar da erkenci. Araba ağır ağır ilerlerken arkadan gelen iki temizlik işçisi evlerin önündeki çöp bidonlarını kamyona kaldırıyor, yukardaki iki kişi de uzatılan bidonları çekip içeri boşaltıyorlar. Kamyon tepeleme dolu. Demek bizim sokak en sona kaldı bugün. İshak Beyin evinin önüne geldiler. Onun bidonu dolu mu dolu. Üç ev önünün pisliği var ne de olsa. Güçlükle yukarı uzattılar, yukardakiler çektiler, ağzına kadar dolu kamyona boşaltıyo…Tüh, yaptıkları işe bak, çöplerin yarısını içeri zar zor attılar, gerisi sokağa döküldü! Bidonu da hızla yere çalmazlar mı sanki suç ondaymış gibi! Onu da eğip zedelediler. Yetmiyormuş gibi ağır ağır ilerleyen kamyonun arkasına tutunup çekip gitmezler mi? Yere döktükleri çöplere aldırış etmeden, onları toplamadan! Yazıklar olsun size! Temizleyeceklerine kirlettiler sokağı!

İshak Bey bir elinde süpürgesi, diğerinde özel faraşı, arkalarından bağırdı ama duyan kim? Duvarın kenarına çöktü. Kirletilen kendisiymiş gibi baktı uzaklaşan kamyona.

“Bekle geliyorum” dedim. Bizim mutfaktan faraşla süpürgeyi kaptığım gibi yanına gittim, temizlikçilerin sokağa döktükleri pisliği de ben temizlemeye başladım.

“İshak efendi, çayı hakketmemiz lazım, öyle değil mi?”

“Dur hortumu da getireyim de sulayalım.”

Getirdi, suyu açtı. Ben çöpleri bidona attım, o arkamdan yerleri sularken benim yan komşum Pertev Bey de balkona çıktı. Emekli Başkonsolostur. En son Hamburg’da görev yapmıştı. Bizi görünce:

“Ayol siz ne yapıyorsunuz öyle, sokağı silip süpürmek size mi kaldı, çöp arabası gelmiyor mu bugün?”

Anlattık.

“Daha da neler! O haylazları şiddetle kınıyorum. Ben de geleyim size yardıma” dedi.

“Yok monşer bu işler ekselansa göre değil, illa bir şey yapmak istiyorsan çay demle, elimizi yüzümüzü yıkayınca sana gelelim. Akşamki maçı da konuşuruz.”

“Başımın üstünde yeriniz var. Espresso da yapabilirim size.”

Dedim ya, bizim sokak bir İstanbul Efendisidir.

Alçakgönüllülük, zarafet, kibarlık, hoşgörü ve olgunluk parke taşlarına sinmiştir.

Kirletilse bile temizdir!

edebiyathaber.net (7 Mayıs 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r