Öykü: Genç anketör ile yaşlı şair | Tacim Çiçek

Ağustos 28, 2026

Öykü: Genç anketör ile yaşlı şair | Tacim Çiçek

Edebiyat Fakültesi öğrencisi, özellikle de şiir tutkunu genç kız, öğrenciliğinin ikinci yılında ailesinin kendisi için yaptığı masraflara birazcık da olsa katkı olsun diye yarı zamanlı çalışabileceği bir iş için başvurmadık işyeri bırakmamıştı. Kafelere, lokantalara, çay bahçelerine de başvurmuştu. Kuaförlere, özel olarak çocuk, köpek bakıcılığı yaptıran aracı firmaların da kapısını çalmıştı. Özgeçmişini (cv) bıraktığı kimileri arayacaklarını, kimileri de ilanlara rağmen eleman ihtiyacı olmadığını söylemişti ona. Hiçbir iş deneyimi olmamıştı öğrencilikten başka. Dar olanaklarına rağmen ailesi onun isteklerine ve ihtiyaçlarına karşılık vermeye çalışmış, elini sıcak sudan soğuk suya değdirmemişti. Deneyimsiz olması da iş bulamamasına etkendi. Bunu biliyordu.

İşte, her şeyin bittiğini düşündüğü günlerin birinde, okuldan eve dönerken arkadaşlarıyla az soluklanmak için uğradıkları kafelerin birinde; boş masanın üstündeki gazeteyi gördü. Belki can sıkıntısından, belki de okumaya olan ilgisinden bilinmez ama arkadaşları sandalyelere oturunca da yolda başladıkları sohbete, neredeyse aralıksız ve aynı heyecanla devam ederken; o, gördüğü gazeteyi aldı eline… İş ilanları sayfasına gelince de şöyle bir doğruldu… Sanki arkadaşlarından biri, ne bu dalgınlık demek istercesine hafifçe dokunmuş gibi irkildi. Önüne bırakılan çayın bile farkında değildi hiç. Çünkü onca ilan içinden biri, onun dikkatini çekmişti. Toparlanıp okuyunca, geçici de olsa bir iş olanağı çıkmış gibi sevindi içinden. Etrafındaki kızlar, o hiç yokmuş, sohbetlerine katılmamış olması önemsizmiş gibi kendi havalarındaydı. O da bir umut diyerek, içinden okudu ilanı bir daha…

Okudukları, bu büyük şehrin belediye başkanı, sorumluluk alanındaki çok yaşlıların zamanlarını nasıl geçirdiklerini öğrenmek, onlara yaşamlarını güzelleştirmeleri için nasıl yardımcı olabileceklerini öğrenmek istiyordu ve bunun için de özel bir anket birimi oluşturmak istiyordu. Dilimize Latinceden gelenanket kelimesinin anlamı, halkın çoğunluğunu ilgilendiren belli konularda toplumun fikrini almak için yapılan inceleme çalışmaları olduğunu biliyordu genç kız. Sadece spor, siyaset, pazarlama, gıda, tekstil, beslenme, sağlık gibi konularda değil her konuda yapılan anketler oldukça yaygındı. Çok kişiye ihtiyaç olduğu ve özellikle üniversite öğrencilerinden anketör alacakları da belirtilmişti ilanda. Bu not içine su serpmişti adeta. Hemen gazetenin tarihine baktı. Üç gün öncesinin gazetesiydi. Yine de umutsuzluğa kapılmadı. İçinden bir ses ona şansı olduğunu söylüyordu, annesinin içtenli sesine benzer bir tonda.

Hemen kalktı. Arkadaşlarından izin istedi. Bir iş görüşmem var diyerek.

Kızların, damdan düşercesine duydukları bu kısa ve kesin cümle karşısındaki ilk tepkileri aynı anda susup birbirlerine bakmak ve ardından da gözlerini ona çevirmek oldu. İçlerinden birinin göz ucuyla gösterdiği çay bardağını ancak o an fark edebildi ama soğumamış olsa da içmek için zaman ayıramazdı. Onlara, sırtını dönerek anketör olabilmek için yola koyuldu. Yolda yürürken, otobüsteyken, metro durağındayken aklında işi alıp almayacağı vardı. Bir anket düzenlendiğinde halka sorulmak üzere hazırlanmış soruları ilgili hedef gruba soran ve bu verileri anketi yaptıranlara iletmekle yükümlü kişiler olduğunu biliyordu anketörlerin. Aynı zamanda bağlı olduğu kurumla iş birliği içerisinde çalışan bir meslek grubu olduğunu da biliyordu kimi okumalarından. Anketörler, kimi zaman şirketler bünyesinde tam zamanlı çalışırken, kimi zaman da bağımsız çalışırlardı…

Sonunda kendisini, önceden gelip anketör olabilmek için kuyrukta bekleyenlerin arasında buldu. Onca bekleyişten sonra sıra kendisine gelmişti. Girdiği genişçe salonda yan yana altı masa vardı ve her masada biri kadın, biri erkek iki görevli anketör olmak isteyenlere çeşitli sorular soruyordu. Soruların yanıtlarını doğru kabul ettikleri adaylara kayıt yaptırmaları için form veriyorlardı.

Önünde birkaç kişi vardı. Sıra kendisine yaklaştıkça umudunun yerini bilemediği bir endişe almaya başlamıştı… Adı sorulduğunda kendisine geldi. Naime dedi. Soyadını da soran görevli orta yaşlı, iyi bakımlı bir kadındı. Anketörlük zahmetli ve özveri isteyen bir görev, bunu yapabilecek enerji ve çaba var mı sende? deyince görevli; Naime, baştan beri anlattığım gerçekliğini, içtenli ve dokunaklı bir sesle özetledi. Kadın, ona öyle bir baktı ki… Gülümseyerek, aramıza hoş geldin Naime, yarından itibaren bizimlesin. Şu formu doldur ve çıkışta soldaki kayıt odasını göreceksin, arkadaşlar detayı sana anlatacak, hayırlı olsun, dedi. Naime, ona teşekkür ettikten sonra formu aldı, uçarcasına gidip uygun bir yerde kendisiyle ilgili bölümleri doldurdu, sonra da kayıt odasına girdi. Kaydını yapan kişi, okuluna engel olmayacak biçimde bir aylık akşam kursuna katılacağını, sonrasında anket evraklarını alıp yanına verilecek partnerle kurs hocalarının vereceği adres listelerindeki yaşlılara hiçbir soruyu atlamadan, asla mış gibi yapmadan sormaları gerektiğini, her şeyi olduğu gibi yazmaları gerektiğini söyledi ona. Kursta hocaların bunları daha detaylı açıklayacağını da ekledi sözlerine.

Naime, günlerden sonra eve düşüncesiz, sevinç içinde döndü. Ev arkadaşları olan iki kız onun sevincini, gülen gözlerini görünce, o bir sevgili edinmiş sandılar ve etrafını sardılar. Tenin ve gözlerin yansıttığı sevincin anketör olacağı ile ilgili olduğunu öğrenince de yerlerine geçip çalışmalarına döndüler.

Altı ay boyunca, asgari ücret alacak da olsa, çalıştığı sürece sigortalı olmayı garantilemiş olması, Naime’ye göre iyi bir şeydi. Bunu annesiyle paylaştı hemen. Sonra çalışacağını öğrenen babasına her detayı anlattı telefonda. Olanakları ölçüsünde okutmaya çalıştıkları tek kızlarının çalışacak olması onların zorlarına gitti tabii ki başlarda ama aradan zaman geçtikçe, kendileri ona her zamankinden daha az para gönderdikçe Naime’nin çalışmasına katlandılar ve alıştılar da, desem abartmış olmam. Ankete çıktığı partneri de Naime’nin okulundandı ama İngilizce Öğretmenliği bölümünden bir kızdı. Bu da içlerini rahatlatmıştı ailesinin.

Kursu başarıyla bitirmiş, hocalarının güvenini kazanmıştı o da diğerleri gibi. Yüzlerce anketöre toplu taşıma araçlarından, vapurlardan, metrodan, tramvaydan yararlanarak gidecekleri yerlere ücretsiz ulaşabilmeleri için özel kart hazırlatmıştı belediye başkanı. Bir öğün de yemek ücreti eklemişti maaşlarına.

Naime, iş ile okul zamanını iyi idare ediyordu.

Hayat ona zaman mühendisi olmayı öğretiyordu adeta. Partneri de bu konuda ondan aşağı kalmazdı. İşlerini zamanında yapıp geç de olsa anket belgelerini belediyenin ilgili birimlerine teslim ediyorlardı. Birlikte bir yerlerde oturup biraz dinlendikten sonra da ayrılıp evlerine dönüyorlardı vakit geç olmadan. Yaptıkları iş çoğu zaman ayakta olmalarını ve yürümelerini gerektiriyordu. Anket seksen yaş ve üzeri yaşlıları kapsıyordu. Kimi yalnız, kimi oğlunun veya kızının yanında kalıyordu. Çoğunluğu onları kabul etmiyordu. Eden de onları evlerine almıyordu. Kapı önlerinde cevaplıyorlardı soruları. Bu yüzden de eve dönüp yataklarına uzandıklarında ayaklarının ağrılarını duyuyorlar ve de uzun süre uyuyamıyorlardı.

Yaşlıların nasıl yaşadıklarını, günlerini nasıl geçirdiklerini, hangi aralıklarla evlerinden çıktıklarını, dışarı çıkarken yardım alıp almadıklarını, yalnız yaşıyorlarsa evlerinde mi, yoksa bir bakımevinde mi olmayı istediklerini sormuyordu sadece anket soruları. Belediyeden neler beklediklerini, özel olarak ne gibi istekleri olduğunu da öğrenmek istiyordu ilgililer. Bununla da ilgili pek çok soru vardı ankette.

Naime, partneri ile gittiği adreslerde gördüğü kimi yaşlıların çocuklarının yanlarında olduğunu görmüştü. Bazıları, yaşlılarına soru sorulmasını istememişti. Hatta kızan, kovan bile olmuştu. Böyle durumları, ilgili kişilerin anketlerindeki boşluğa yazarak not etmişlerdi. Kimi yaşlı ise torunları okulda, gelinleri ve oğulları işte olduğundan evde yalnızlardı, anket için gittiklerinde. Her soruya cevap veriyorlardı. İstekler kısmına gelince de, hemen olacakmış gibi akla hayale gelmeyecek isteklerde bulunuyorlardı. Seksen beşlik bir nine, yüzünü gerdirmek, aynı yaşlarda bir dede de evlenmek istediğini belirtmişti. Saç, yüz bakım seti isteyen yaşlı kadınlara, saç ektirip süt isteyen dedelere bile rastlamışlardı. Bu gibi durumlara gülebilen Naime, prostattan dolayı torbayla salondan öteye çıkamayan, bir an önce bu sidik torbasından kurtarsın beni başkan, imza veririm ameliyat masasında kalacaksam da kalayım diyen yaşlı dedeler ve kataraktan dolayı hiç kimsenin yüzünü, gözünü seçemediğini, torunlarını ve akrabalarını da ancak seslerinden tanıyabildiklerini, yüksek tansiyon, diyabet hastası, olduklarından ameliyat edilmediklerini söyleyen doksanlık nineler için de gözyaşlarını tutamamıştı.

Anketörlük yaptığı sürece pek çok iç acıtıcı, kahredici olayla, kişilerle karşılaştı. Sık sık konuştuğu annesine, babasına, ev arkadaşlarına anlattı gördüklerini, duyduklarını.

Okumayı sevdiği kadar günlük tutmayı da severdi Naime.

Gördüklerinin en çarpıcı, sarsıcı, iç yakıcı olanlarını yazıyordu günlüğüne, yatağına çekildiğinde uykusu gelene kadar. Yazdıkça da içleniyor ve bir sihirli değneğe sahip olmayı çok istiyordu, yüreğini yakan yaşlıları acılarından kurtarabilmek ve istediklerini gerçekleştirebilmek için.

Nezaket gösterip bir umarla bakımını üstlendikleri yaşlıların yararına olur diye onları evlerine alanlar, abartılı olup olmadıklarından emin olamadıkları cevaplar veriyorlardı sorulara, yaşlıların yerine. Oysa anketin amacı doğrudan yaşlıların sorulara verdikleri cevaplardı. Bunu duyduklarında, onlar artık akli melekelerini yitirmiş durumdalar, az sonra unuturlar biraz önce dediklerini. Yaşlılarımızla aynı evlerde yaşıyoruz, ne durumda olduklarını, sağlıklarını, hastalıklarını, nelere ihtiyaçları olduğunu iyi biliriz, diyerek karşı çıkıyorlardı; haklı olarak. Naime, bu gibi çıkışları haklı gördüğü hâlde anketin bir köşesine, sanki okunacakmış gibi yazardı, partnerinin jest ve mimiklerle yaptığı itirazlara rağmen. Yalnız, Naime’nin dikkatini çeken girdikleri evlerin her yerini görüp yazmalarını isteyen, (çünkü pek çoğu da iç-dış boya ve yeni ev eşyası istiyordu yaşlıları için) yaşlı yakınlarının isteğine uyarak dolaştıkları evlerde hiç kitaplık olmamasıydı. Okuyan çocuklar için bile birkaç kitap da olsa görememeleri, partnerinin bu konuda ne düşündüğü bilinmez ama Naime’nin içini acıtıyordu doğrusu.

Öğretmen olan annesi ve babası okumayı çok sevdiğinden mütevazı bir kitaplığa sahiplerdi ve birkaç bin kitapları vardı. Naime, bu kitaplığa açmıştı gözlerini. Evden ayrılıncaya kadar da yeni kitaplarla büyüyen kitaplıkta neredeyse okumadığı kitap kalmamıştı. Babası gibi en çok şiir kitaplarını severdi…  Evlerde gerekli gereksiz her şeye yer vardı da kitaplara yer yoktu maalesef.

İşte, işlerinin son haftasında uğradıkları semt görkemli binalarıyla, apartmanlarıyla göz kamaştırırken anket uygulayacakları son yaşlının bu görkemli yalpılar arasındaki küçük bahçe içinde adeta gecekondu gibi olan evini görünce ikisinin de dilleri az kalsın kursaklarında kalacaktı. Yüzlerce yüksek bina içinde kulübe gibi duran bu şirin mi şirin eski evde yaşayan da bu manzara kadar ilginç olmalıydı. Ellerindeki bilgilere göre seksen altı yaşındaydı. Erkekti. Yalnızdı. Kızlar birbirlerine bakıp açık kapıdan girdiler bahçeye. Gördükleri ağaçlardan, bir metre genişliğindeki taş yolun etrafındaki birbirinden güzel çiçeklerden, birbirine karışan güzel kokulardan adeta büyülendiler. Bir an için amaçlarını unuttular desem yeridir. Evin kapısına vardıklarında toparlanabildiler ancak.

Partner çaldı kapı zilini. Çok geçmeden adeta üfürseniz uçacak incelikte, şık giyimli, platin saçlı ve tıraşlı, yaşından dinç görünümlü bir adam açtı kapıyı. Yüzünden güller taşıyordu, ela gözlerinden de sevimlilik, sıcaklık… Naime, ne diyeceğini unuttu sanki. Öylece kalakaldı. Partner, amaçlarını açıkladı birkaç cümleyle. Adam da, öyle mi, ama kapı önünde olmaz; içeri buyurun, kendime çay yapmıştım… Çay eşliğinde sorularınıza cevap versem olmaz mı, deyip içeri davet etti onları. Partneri, donup kalan Naime’nin kolundan tuttuğu gibi adamın peşinden içeri çekti ve kapıyı da kapattı…

Naime, bir kadın eli ya da sihirli değnek değmiş gibi derli toplu evin salonuna geçtiklerinde kendine gelebildi. Hiçbir evde göremediğini görmüştü çünkü. Ailece kullandıkları çalışma odasındaki kitaplıktan da çok çok güzeldi gördüğü… Salonun giriş kapısına göre sol tarafta bahçeye açılan bir kapı vardı. Bu kapıdan karşı duvara kadar olan sol duvardaki pencereyi de içine alan kitaplık muhteşemdi.  Salona giriş kapısının sağındaki ve karşısındaki duvarlar da tabandan tavana kadar kitaplıktı. Özenle yapılmışlardı. Raflar kitap doluydu. Uygun yerlere biblolar, heykelcikler konulmuştu. Karşı duvarı kaplayan kitaplığın önünde geniş ve el yapımı ahşap bir çalışma masası, gerisinde de antika bir koltuk; masanın üzerinde de kalemlikler, dizüstü bilgisayar ve kâğıtlar vardı.

Partner, salondan bahçeye açılan kapıya yakın, ancak üç-dört kişinin etrafına sığabileceği büyüklükteki cam masaya çantasını koyup anket kâğıtlarını, kalemlerini çıkardı. Onları masaya koyarken de el yapımı vernikli sandalyelerden birine oturdu. Yaşlı adam da mutfaktan bir tepside üç cam bardağına doldurduğu buğusu tüten çayları; yanında da içinde birkaç poğaça bulunan iki tabak ikramlık getirdi. Tepsiyi masaya bırakırken Naime’ye de seslendi yaşlı adam. Naime, ona teşekkür etti ve soğusa da çayı içeceğini söyleyip okumaya, kitaplara ve şiire olan tutkusunu açıkladı; sonra da arkadaşına anketi başlatmasını söyledi ve adeta büyülendiği bu özel kütüphaneyi baştan aşağı incelemek için yaşlı adamdan izin istedi. Adam da, tabii ki bakabilirsiniz ama baştan diyeyim hiçbir kitabımı kimseye ödünç vermedim, size de vermem, dedi yumuşak bir sesle. Bunu derken anketi yapacak olanın da karşısına denk gelecek biçimde bir sandalyeye oturmuştu. Neredeyse kendisi kadar eski olan televizyon arkasında kalmıştı.

Naime, neden ödünç vermediğini öğrenmek isteyince de, yazar Selçuk Altun’un özel ve genel kütüphaneler üzerine bir yazısını okumuştum. Özetle, özel kütüphanelerdeki kitapları eş, sevgili gibi görüyor; bu yüzden de paylaşılamayacağını söylüyordu, o yazısında. Başkaları ne düşünür bilemem ama aklıma yattı, o yazıyı okuduğum zamandan bu yana kitaplarımı hiç kimseye ödünç vermiyorum, dedi gülerek.

Naime, gerekçesini ilginç buldu ama karşılık vermedi ona. Onlar ankete başlayınca da salon penceresi tarafındaki kitaplığın raflarından kendisine adeta el eden kitaplara bakmaya, dokunmaya başladı. İlyada, Odysseia, İlahi Komedya, Goethe Diyor ki, Şiir Sanatı, Sanatın Öyküsü, Yazının Tarihi, Dilin Tarihi, Gılgamış Destanı, Denemeler, Deliliğe Övgü, Don Kişot, Büyük Düşünürler, İçimizdeki Balık, Üçüncü Şempanze, Tüfek Mikrop ve Çelik, Latin Amerika’nın Kesik Damarları, Emile, Toplum Sözleşmesi, Özel Hayatın Tarihi, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Ermiş, Varidat, Tutunamayanlar, Yüzyıllık Yalnızlık gibi kitapları görünce kendinden geçti adeta… Pek çoğunu okumuş, bazılarını da satın alacağı kitaplar listesine eklemişti… Birini alıp birini bırakıyor, orasına burasına bakıyordu. Partneri de anket sorularını soruyor, yaşlı ve ilginç adam da cevaplıyordu. Bir yandan da kitaplara sevgiyle dokunan Naime’ye göz ucuyla bakıyordu.

Naime, diğer raflarda da Tolstoy’un, Dostoyevski’nin, Çehov’un, Emile Zola’nın, Viktor Hugo’nun, Kafka’nın, Turgenyev’in, Şolohov’un, İlya Ehrenburg’un, Gogol’un, Gabriel García Márquez’in, Umberto Eco’nun, José Saramago’nun ve bezeri pek çok yazarın dilimize çevrilmiş tüm kitaplarını görünce, heyecandan haykıracaktı ki kendisini zor tuttu. Bu duvardaki kitaplar arasında hiçbir şiir kitabı göremeyince az da olsa evhama kapıldı. Onca güzel kitabın dostu olan bu ilginç yaşlı şiir sevmiyor olabilir miydi diye düşünmeden edemedi. Ama ikinci, karşılıklı iki duvardaki kitaplıklara göre daha küçük olan, salonun giriş kapısının karşısındaki kitaplığa gelince dilini yutacak gibi oldu. Sırtları dönük kitapların hepsi, ülkemizin nehirleri gibi şiir yatağını derinleştirip dünyanın şiir denizlerine, okyanuslarına akan şairlere aitti. Emin olmak için birkaç kez daha baktı. Yanılmadığını gördü. Emin olmak için, damdan düşercesine; affedersiniz bu kısımda hep şiir kitapları mı var, diye sordu. Anket sorularına dalmış olan partner ve yaşlı adam şöyle bir irkildikten sonra; adam, evet, hatta bakmadığın kitaplıktakiler de… diyecekken, Naime; teşekkür ederim, diyerek sözünü kesti onun. Onlar anket sorularına dönerken o da son kitaplıktaki kitaplara baktı. Adını bildiği, bilmediği, okuduğu, okumadığı onlarca şairin kitapları vardı raflarda. Bazılarını aldı eline şöyle bir karıştırdı ve aldığı yere koydu. İki rafta birkaç bin şiir kitabı vardı ve salonun giriş kapısına yakın üst rafın yarısı da boştu. Bu boşluk, şiir dışındaki kitapların balık istifi gibi olduğu raflardan alınıp doldurulabilirdi. Niçin boş bırakmıştı sorusu Naime’nin içinde büyürken damdan düşercesine sormamak için bir yandan kulak verdiği anket sorularının bitmesini bekledi. Beklerken de masaya sokuldu ve göz ucuyla baktı masadakilere. Bakmasıyla birlikte dağınık biçimde duran mavi boyalı bir kalemle inci gibi yazılmış kâğıtları gördü. Birini eline alıp göz gezdirdiğinde, gördüğünün birkaç dizelik bir şiir olduğunu anladı. Altında da yaşlı adamın ankete başlarken söylediği isim yazılıydı. Heyecandan tutamadı kendisini. Bunu siz mi yazdınız; siz şair misiniz yoksa?! dedi. Partner, anketi bitirmiş kâğıtları toplayıp çantasına koyarken adam da Naime’nin yanına geldi. Evet, ben yazdım onu ama şair değilim. Şairlik bambaşka bir şey, dedi. Lise yıllarından beri tutkunu olduğu şiiri çok sevdiğini, ilk başlarda heves ettiği bu çabasını görünür yapmak için bilinen pek çok edebiyat dergisine de yazdıklarını gönderdiğini ama hiçbirinin karşılık görmemesi yüzünden artık yazdıklarını kendisine sakladığını da söyledi. Masayı toparlayan partner bahçeye açılan kapıdan dışarı çıktı sigara içmek için. Naime de eline aldığı kâğıttaki şiiri okumaya başladı:

güvercin yürek ölmesin bir kez

üzülmek ne çare gidenler dönmez 

akan sudur ömür giden bir konuk          

açan gül ya da kanatlanan bir kuş

Okuduktan sonra bıraktı onu aldığı yere diğerini aldı. Aldığı kâğıttaki şiire göz gezdirirken, yaşlı adama bakmadan; ne kadar mütevazı olursanız olun, bence siz gizli bir şairsiniz, dedi. Gördüğünüz gibi gerçek ve has şairleri; ister yabancı isterse bizden olsun seviyorum. İyi şiirin ne olduğunu da biliyorum ama karalamalarımı sizin gibi gören, okuyan pek çok dostum, arkadaşım, hatta hocalık yaptığım yıllarda öğrencilerimin de pek çoğu gizli bir şair olduğumu, yazdıklarımı görünür yapmamı söyledi, istedi benden… Bir şeyi bütün incelikleriyle bilmek, sezerek vâkıf olmak; ölçülü ve ahenkli söz söylemek özge bir ustalık… Bunu bilmek başka, yazmak bambaşka diye yazdıklarımı görünür yapmadım, dedi yaşlı adam. O sırada, sigarasını bitiren ve temiz hava da alan partner sessizce içeri girmiş kalktığı sandalyeye oturmuş onları dinliyordu. Naime de elindeki şiiri seslendirdi:

sözel bıçaklar saplanır şurama 

kanatsız güvercinim kalır acıda 

direnç şuncağız yürek ister kıyıma karşı

sözel bıçaklar duyun

ne kadar tutulsa da yol bulan suyun

inadı bıkmazlığım

ve nardır dışsal yalnızlığım

Bunlar oldukça güzel bence, kendinize de haksızlık yapmayın lütfen, yayımlatın bunları karşılık göreceklerdir, dedi. Okuduğunu bırakıp başka bir kâğıdı aldı eline. Sizin ve bunları okuyanların inceliği teşekkür ederim ama o kadar güzel dizeler, şiirler yazan adeta söz büyücüsü olan şairler var ki… dedi ve sustu yaşlı adam.

kanatları güçlendikçe hangi güvercin

yerden kesmedi ayaklarını                                                                                                                            

ve kaynadıkça içinden aşkı bir bulut gibi

Bir başkasını eline alırken Naime, bu da bence bir söz büyücüsünün dizeleri, siz dediğim gibi kendinize haksızlık yapıyorsunuz, yazdıklarınızı görünür yapmazlısınız. Haddim değil ama kitaplığınızda da gördüğüm sevdiğim bir şairi anımsatmak isterim size. Neruda’nın Postacısı kitabını da bilirsiniz. Şilili Ünlü Şair Pablo Neruda (Philippe Noiret)’dır. Doğal olarak dünyanın dört bir tarafıyla yazışan Şair Marksist düşüncelerinden dolayı ülkesinden sürgün edilmiştir. Bu saf yürekli posta dağıtıcısıyla yazar arasında zamanla sıcak bir dostluk gelişir. Neruda, zaman içerisinde postacıya şiiri sevdirir. Hatta Postacı Mario, tanıştığı ve bir görüşte âşık olduğu güzel genç kızla Neruda’nın şiirlerindeki mecazları kullanarak iletişim kurar. Neruda’nın şiirleri onları birbirine yaklaştırmıştır. Neruda’yla postacı arasında şöyle bir konuşma da geçer bu yüzden:  “Benim şiirimle kızı baştan çıkarmışsın,” der şair.  Postacı da, “Yazdığın şiirle onu baştan çıkardığım doğru. Ama o şiir sana ait değil,” diyerek karşılık verir. Neruda, “Yazdığım şiirin bana ait olmadığını mı söylüyorsun?​” der postacıya. O da, “Evet. Şiir, yazana değil ihtiyacı olana aittir,” diyerek karşılık verir. Ezcümle bence sizin de yazdıklarınız size ait değil bilmediğiniz şiirlerinizi bekleyen okurlarınıza ait bence ve onlara haksızlık etmeyin bence, dedi Naime. Birini daha okudu.

kendine benim için

benden bir gül al

kendini hayatın akışına sal

usumda tutsak kadın

gülüşünle

sesinle beni çoğalt

dudağımda o ilk tat

barışık mı seninle

acılı hayat

Çoktan beri gitmeleri gerektiği konusunda kolundaki saati gösterip işaret eden partnerle göz göze gelince içinde büyüyen soruyu da sorması gerektiğini düşündü ve öyle de yaptı. Önce ona boş rafı gösterdi, bu raf neden boş, diyerek sordu. Adam, şöyle bir baktıktan sonra, benden çok daha güzel şiirler yazacak olanların kitapları için boş o raf. İşte bu yüzden kendi yazdıklarımı görünür yapmıyorum, dedi.

Naime ve arkadaşı ona teşekkür ettikten sonra evden çıktılar. Yaşlı adam da sevgiyle uğurladı ikisini. Naime, son evrakları ilgililere teslim etmek için trenle giderken anketten öğrenecekti, onun; okuduğu bölümün emekli hocalarından olduğunu, birkaç yıl önce eşini kaybettiğini, iki kızının Amerika’da yaşadığını, bahçenin bakımı, evin temizliği için birilerinin düzenli geldiğini; yemekleri dâhil pek çok işini de kendisinin yaptığını; tek isteğinin gökdelenler arasındaki saklı bahçe dediği evine ölene kadar kimsenin dokunmamasını, kitaplarının bir zamanlar çalıştığı üniversiteye bağışlanmasını, yazdıklarının da yakılmasını istediğini…

Bunları öğrenince de çok üzülecekti… Bu yüzden ne yapıp edip onun şiirlerini o yaşarken görünür yapabilmek için de zaman zaman gizemli yaşlının kapısını çalacaktı…

Yorum yapın