Masthead header

Okunmayı hak eden öyküler | Emel Bayrak

Yaradılış gözyaşı vermiş bize, acının çığlığını vermiş, 

İnsan artık dayanamaz gibiyse, üstelik

Ezgiler, sözler bağışlamış bana, 

Yaramı bütün derinliğiyle dile getireyim diye;

Ve acıdan dili tutulunca insanın, bir tanrı 

Çektiğimi anlatayım diye bana dil vermiş. 

GOETHE

Naki Selmanpakoğlu bu mısralara uymuş, “İnsan Dediğin…” öykülerini dökmüş satırlara. Tüm öykülerden aklınızda kalacak olanı da iki kelime ile kitabın adında özetlemiş. 

Diyor ki bir öyküsünde; insan ne yaşıyorsa anlayıp da anlamlandıramadığı noktalarda yaşıyor. Yer yer düşünmeye dalıyorsunuz bir sonraki cümleye geçemeden.

Bir şehrin, mahallelerinin olduğu, çocukların sokakta oynayarak büyüdüğü bir zamanı anlatıyor ilk öyküsünde, Yuvarlanıp Giden. Zungla şekeri duydunuz mu hiç ? Kitapta şimdiye dek duymadığınız bize, eskiye ait pekçok deyimle, sözcükle karşılaşıp yazarın kullandığı dilin zenginliğine hayran kalacaksınız.

Bir diğerinde, Topraktan betona, bakırdan plastiğe, ama hep acıdan acıya dönüşen toplumda, değişmeyen inançların açık pazarlardaki tezgahlarına götürüyor okuru. 

Biriktirilen derin sessizliklerden,  serin sessizliklerden dem vuruyor. ‘Sözsüz söylerdi söyleyeceğini’ diyor dört mevsim aynı Aşır’ı betimlerken. Duvara yaslanmış ağlayarak kendisini bekleyen hasta yakınını anlatırken şu cümleleri kuruyor; Ağlamasına neden olan her ne ise bunu suskunluğu ile koyultuyordu. Sükuneti, sadece sessizliğine değil yüzünün her çizgisine sinmişti. 

İnsanın toprak üzerindeki yanlızlığının bir gün bitip, doğanın sonsuz yok oluşuyla buluşmasını düşünen Halil’i tanış ediyor okura bir başka öyküde. 

Bu öykülerin yazarı hastalarının derdi, tasası, yangısı ile hemhâl olan bir estetik cerrahı. Harb’i, darb’ı yaşamış, acısını, tasasını, yıllar sonra ciğerinin yarısını bir ameliyat masasında bırakmasına neden olacak kansere râm etmiş aynı zamanda. Ameliyat masasına yatmak için beklerken aklından geçenleri şu satırlarla dökmüş yazıya;

Bugün uzun bir gün olacak. Dün bahçemize memleketten gelen alış fidanı diktim. Umarım tutar. Vasiyetimdir, ben olmasam da bahçemizde bir alıç ağacı olsun. Bir de dostlarım cami avlusunda beni beklemesinler, gelmeyeceğim, mezar başında buluşsunlar…

Kulağım yastıkta kalp seslerimi dinlerken; ölürsem ne kadar çok şeyi yarım bırakmış olacağımı düşündüm. Ona da sevindim. Yapacak işlerin olması iyi. Bitirmek için süre istersin. Duyan olursa..

Sonsuza dek var olma arzusunun dışavurumuydu benimkisi. Her kanser hastası biraz Gılgamış sanır kendisini yaşadığı sürece. Oysa zaman zapt edilemeyen bir kısrak gibidir. 

Okumalısınız bu, yaşamı, ölümü, aşkı, insanı anlatan öyküleri, hislerimi anlatmakla bitmeyecek. Ben şimdiye dek yağan karın böyle güzel betimlendiğini duymadım; Öyle deli deli değil, sakin, huzurlu, ağır yağıyor. Otur, sohbet et.

Ve son cümle yine öykülerden, yazarın kendisini anlatıyor;

Kalp dediğin atıyor zaten, marifet ritmini değiştirebilende.

edebiyathaber.net (18 Ekim 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r