
1.
Zaman zaman romanın ucuna bucağına hâkim olamıyoruz. Bir de bakmışız; altımızdan zemin, üstümüzden gök nasıl olduysa apansız çekilivermiş. Kendimizi hiç beklemezken böyle bir halde buluyoruz. Hazırlıksız yakalanmışız. Oysa altına imzamızı atacağımız anlam daha demin oradaydı. Nasıl sırra kadem basar. O, kanıtlanamasa da iliklerimize işlemiş an henüz çok netti zihnimizde. Rahatça yerleşmişti hafızamıza. Hadisenin tam kalbindeydik. Hiç düşünmeden bunun üzerine yeminler edebiliriz.
Tam gözümüzün önündeki sözcüklerin-satırların-anlamların-havanın-imanın bile alıp başını gidiverişine şaşkınlıkla tanıklık etmemiz sadece romanın geniş alanlara, yayılıp açılmalara meylinden kaynaklanmıyor. Kendiliğinden dallanıp budaklananlardan oluşan bir liste uzar gider bu başlığın altında. Nedir öyleyse romanın aklını çelen? Onu kanıksanmış düzenli yapılardan, kurgunun tutarlılığından çekip alan? Üstelik sadece yazarken değil okurken de benzer meseleler en olmadık anlarda zuhur edip kendini dayatmaz mı.
2.
Hepimizin başına gelmiştir. Okurken de yazarken de…….. Bu vesileyle iki eylemin içiçeliğini durup durup hatırlatalım kendimize. Her fırsatta okurun yazarlığına, yazarın okurluğuna dair sorgulamalarımızı üşenmeden geliştirelim; peki, tamam ama…… Algımızı şaha kaldıran az evvelki duyuş nereye gitti? Üşenmeyip, ertelemeyip içten gelen bir merakla romanın hâkimiyete yüz vermez hallerinin sebebi nedir acaba diye soracak olduğumuzda denemenin kapağı açılacaktır. Kafa karışıklığı elbette garanti ama kaygılanmaya hacet yok; yazınsal derine dalışlarımıza hep bir rahatlama eşlik edecek.
Kaybın doğasının pek farkı yok hızla yarattığı vaatsiz boşluktan. Öyleyse şunu mu diyeceğiz yani?: Ne duruyoruz; düşmelerden düşme beğenelim. Tamam, tabii, boşluk doğurgandır ama…… Bir dakika. Az evvel aramızda neredeyse bir anlaşma sağlanmıştı. Mükemmel kurulduğunu düşündüğümüz cümle bizi sırtına almış dehliyordu. Derken….. Bir rüzgâr esiyor ve içimizdeki görünmez hazneler(d)e damla damla birikmiş anlamın-duygunun çoktan dağılıp gittiğini fark ediyoruz.
Meğer öyle büyük sarsıntılara gerek yokmuş: Bir bakmışız, durup dururken sezgimizin ipi kopmuş; yargı parçalanmış. Kesinliğin derisi pul pul soyulmuş. Omzumuza bir kelebek konmuş dense yeridir.
3.
Tam bütüne varacakken, ipi göğüsleyecekken parçaların çoktan fikir değiştirdiğine dair o kaçınılmaz bilgi gelip bizi bulmuş. Bağımsızlıklarını ilan ederek; üstelik bize kumpas kurmak gibi bir heves bile geliştirmeden kimliklerini-birliklerini dönüştürmüşler. Roman bir sürprizler mabedi. Keşiflerin yoğunluğu başdöndürürken, akışkanlık aralıksız yeni romanların kapısını çalarken bir de iç çalkantıların kesintisiz sürüp gidişi var. Kesinlik hak getire. Sen şurada bir dur kıpırdamadan’a itaatin yerinde yeller esiyor.
Sakince bir soluklanıp şu cümleyi kurmaya cüret edelim: Roman sözkonusu olunca tarifler, talimatlar, niyetler kendilerini imha edip bir kavşakta —mesela, neden olmasın— sadece akıntıya kürek çekme stiline kapılabiliyor. Bize bu halleri en iyi belleten tür romandır diyebilir miyiz o halde?: Evet. Mümkündür. Karşı çıkış-karşı duruş on(d)a da kayıtlı. Roman: Sabitlenemezliğin sallantılı evreni. Mühendisliğin para etmediği yurt. Oluşun kendi halinde-ritminde doğaçlama performansı. Yazandan-okuyandan el alsa da kaynağını bizzat kendisi yaratan Paralel Evren.
4.
Bunlara katılmadan roman yazanlar var elbette; olmaz mı. Kendilerini mutlak muktedir sayıp-sanıp yazdıklarına da okurlarına da durup dururken HAD bildirmelerine şaşmamalı. Bundan HAZ devşirenler de bizzat onlar. Her fırsatta kesinlik yaratıp sınır çizenler. Kimilerince usta olarak taçlandırırlar hatta, heykelleri dikilir…… Onlardan her devirde bulunur, bulunmuştur, bulunacaktır da. Ve bizi hiçbir güç alamayacak cümlemizi kurmaktan: Biçimini almış sandıklarımızın yanardöner doğasına uyandığımız yerdir roman.
Burada duraklayıp biraz düşünmekte sayısız fayda var. Bu bir bakıma kadri pek bilinmeyen duyarlılıkların prizmatik yapısına dair tefekkür teklifi. Standart(tan) bir sapma. O zaman beş duyumuzla temas ettiğimiz her canlı her nesne bize tereddütsüz biçimde sayısızca çoğulluğu(nu) açacaktır. Ne büyük şenlik, ne yanardöner kargaşa. İsteyen şamata desin isteyen kaos. Kim nasıl kodlarsa kodlasın roman uzamında pişerken hamlaşmanın, dolarken boşalmanın HAZzı bir başka.
5.
Roman yolunda aylaklık şart. Huyunda suyunda olmayan buluşturacak. Kendimizce iyi kötü bir tempo tutturmuş çevik-rahvan ilerlerken ah bizi neler de neler beklemektedir. Sadece roman sözkonusu değil ki. Onun için(de) kalem oynatan Özne aynı zamanda kendini kurar. Hem kurar hem yıkar. Romanda ve benlikte yaşananlara yetişebilene aşk olsun. Maharetli biçimde kaçışanları tespite bile gücümüz yetmeyecektir.
Neyse. Yine o düzlüğe geldik ve o romanı okurken-yazarken şöyle bir soluklandık diyelim. Ohoooo ne hezimetler sökün etmiştir. Beklenmedikliğin eli çabukluğu şaşırtmasın. Darmaduman halde buluveririz kendimizi: Verilen sözler asla tutulmamış mesela. Başta itaatkâr görünenler bizle selamı sabahı kesmiş. Taahhütlerden yüz çevrilmiş. Görmezden gelenlerden bahsetmiyoruz bile; uzun uzun bakıp da tanımayan bir nüfusla çevrelenmiş, müdanasızlar birliğinin oyununa gelmişiz. Öyle bir sistem ki, düşünün; onu bizzat kuran kişi, başta hayal ettiği o nihai bütünü hedeflemiş o kimliği gizli muhterem, bir de bakmış ki ne görsün aynada: Kendini bir süredir tam anlamıyla tamamlanmışlığın köküne kibrit suyu ekmeye adamış. Olacak iş mi!: Kendine suikaste yeltenmiş. Haaaayıııııır. Sözcüklerden bir güruh kurusıkıyı etkisiz hale getirecektir. Söz birliğini yabana atan içinde roman geçen cümle bile kuramaz.
Adına roman denmiş; o hacimsel anlamda uzun, mekânsal bakımdan girift, zamansal açıdan talepkâr, niteliksel olarak katmanlı yapıda bulmak kadar kaybolmayı da göze almak şart. Beklenmedik firarlar ise her ne kadar gönüllere hoş gelse, ruha ferahlık verse de kendilik algısında ciddi gedikler açıyor. O halde; roman aynı zamanda hiç bitmeyen bir benlik inşası olmasın. Örüp örüp söktüğümüz hayatın kendisi olmasın. Kurgu yalan derken, yabana atıştan güç alarak yepyeni kurgu olasılıklarının toprağını belleyen bir emektar canlanıyor. Yazı boyunca omzunda sana eşlik eden bendim diyecek olduğunda hemen onu susturuyorum. Zihnimden, kalbimden geçenleri hızla yazmalıyım. Başta hiç ihtimal vermemiştim hızlıca uçup gideceğine. Ama kanatlandığında ondan dövme yaptırmayı kafasına fena halde takmış yepyeni bir karakter canlandı. Üstelik kendini iyiden iyiye dayatarak kâğıtta ve benlikte tüm sistemi sekteye uğratma niyetini hiç mi hiç gizlemedi.


















