Öğretilemeyen Şeyler: BağHane | Pelin Özer

Eylül 19, 2025

Öğretilemeyen Şeyler: BağHane | Pelin Özer

I.

Hayat bana aralarındaki sahici Bağ’ı yürekten duyumsatacak bir hediye vermeseydi doğrusu kimseyi Bağ-Hane-Bahane-BağHane sözcükleri üzerine düşünmeye davet etmek istemezdim. En azından bu çağımda kendimden böyle şeyler beklemeyeceğimi sanırdım.

Neden mi?: En başta, basitçe; kolaycı kelime oyunlarının, kestirme söz sihirbazlıklarının tük(r)etilmişliğinden dem vurulmasın diye artık. Çok çektik bundan demek için. Ne de olsa tük(r)etilmiş sözcükler sahicilikleri umursanmadan bir şov nesnesine dönüştürüldüğünde hücrelerimizden hece hece götürüyor. İçeriden güçlü bir istila. Farkına varmamızı sağlayansa hep şaşmaz biçimde kendini duyuran dıştaki yankı. Başta buna itiraz ederdim. Direnci bilemekte üstüne yokken tükenmişliğimizin, dönüp dönüp başa sarmaya ne gerek var.

Meğer esneklik ne muhteşem kudretmiş. Hem kesinlik Bağ’ının üzümleri öyle pek de tat vermiyormuş.

II.

Her ne kadar okumayı söktüğümden bu yana yapım eklerine, türetilmiş sözcüklere vurgun olsam da kökenlerin izini hece hece sürmeye; böylesi yönelimlerin insanı giderek kaçınılmaz biçimde zaafa vardıran doğasına açılmaya; bununla da kalmayıp oradan bir öğreten insan edasına geçiş yapmaya hevesli değilim. Peki yanında yöresinde filiz vermeyi sürdüren böylesi çukurlara rastladığında yol değiştirmeyi refleks haline getiren biri neden tepki duyduğu zemine mıhlanıp kalır?

Soruyu başta kendine soran yine aynı ben. İnsan cevaba sap(k)lanmadığında keşfedilmemiş patikalar ayan beyan ayağının altına seriliveriyor. Peşine düşmek eylemi yerini zahmetsiz bir devinime; köklerin salınımına benzer bir savruluşa, kendinden geçişe emanet ediyor.

III.

Gaipten sesler apansız üşüşecek birazdan ve şöyle diyecek: Mayasında Sevgi olan söz örgüleri kesin yargıların infazını gerçekleştirir. Öyleyse hazırlan. Havasız odalardan çıkma zamanı gelmiştir. Kapıyı bacayı açmak yerine ardımıza bakmadan kaçalım. Sonsuzluk tarlalarına. Bildiğimizden, vardığımız sonuçlardan; bizde kemikleşenden, koyulaşan kanaatten sapalım.

Değer verdiğimiz ne varsa ceplerimize sığacak. Hadi bilemedin hasır sepet.

Kimbilir belki de böylece, Bağ’a vardığında hiç bekle(n)mezken tüm Bağ’lam değişecektir. Katılaşmayı iptal eden tazyikli su etkisi. Hem tepkiselliği geri vitese takmayı göze aldığında piyangodan şen bir söz karnavalı çıkmayacağı ne malum.

O halde koyulalım bir tek gün için tam iki gün sürecek yollara. Bakalım neler derilecek Bağ’ın Bağrı’ndan……..

IV.

Görüp duyduğumu, koklayıp dokunduğumu, tadına vardığımı saklayamam. Ama ne karnaval. Henüz Bağ’a açmamıştım gözlerimi ki Bağ’dan BağHane’ye giden yolda vuruldum kaldım. Tarlalardan aşrı türküler çığırasım varken birden o açık-ferah geçişlere, kesişimlere hayran, tutuldu nutkum. Yoksa kuş muyum.

İçten kopup gelen haykırış, ovaya bakınca görünen olsa olsa Deniz’dir dedi. İnsan kendini o denize bırakırsa kalamaz o hal’de. Sadece Akar. Tığ ile örülmüşüz evrenin damarlarına.

Heceleyip durdum. Ses alıştırmaları. Atıştırmalıklar. Aman dikkat diyerek uyardım kendimi: Şekerlenmeden. Kıyıdan kıyıdan. Sessizin dilinden geçerek sese var. Hecelerin uyum ile dansına uyan.

Sonra yanına yöresine apansız uyanan bilinç. Ayazmada suya derinlik katan kuş tüyü. Çevremi masallarıyla saran mitolojik kahramanlar. Ki yaşları yaşıma denk. Kalpleriyse ağaçların şarkısına çoktan karışmış. Birlikte dalıyoruz. Dalgınlığın demindeyiz. Yaprağın yosuna teması. Daldan damlayan incir. Damar boyu iz süren reçine. Haikunun sezdirmeden kurduğu bağdaş. Hecelerken hecelenen yine bendim. Yosuna da tüye de dokunan ilik ilik hece. Söz örgüsünden gen haritası.

Zincir hecelere eklenerek uzaklaşacaksın. Hücreler durur mu; onlar da ilerleyecek. Ve sen giderek şaşırmaz olacaksın buna. Hece misali sarmaşığa dolanan, çavlanlarla coşan, göllerde soluklanıp okyanusu aşan. Kuş tüyünün üstünden ses vererek Bağ(r)ı’n yoluna kuru ekmek serpen.

V.

Sözdizimine eklenen bedenlerimiz uyuştuğunda ayrı bir mevcudiyet giyiniyor. Uyuşma yerini soğumaya bıraktığında yol sarhoşluğundan masal devşiren kafileye ekleniyoruz. Kafiyesiz masal hayaline daldığımızdaysa çoktan feribota binmiş olmalıyız. Bahanemiz hazır. BağHane de öyle. BağBozmaya gidiyoruz biz. Yaşar Bağ’dan Sevgi daveti.

Akar gider miyiz dedik. Evet. Konup göçer miyiz. Hayhay. İyi o halde. Kimseye dokunmaz zararımız. Balta yok elimizde, dolanmadık uzun iplere. Hasır sepet, yaprak şal, baykuş kolye. Dizilelim inci inci yollara.

VI.

Öyle şeyler oluyor ki, hayret kendine sözcük beğenmez. Eşlikçiden yoksun kalakalır bir başına. Artık biliyoruz. Uyandık buna. Hayatta bazı sözcükler sadece ses ve anlam benzerliklerinden dolayı ya da herhangi bir açıklamaya bile ihtiyaç duymadan sebepsizce biraraya geldiğinde yer yerinden oynuyor. Yerli yersiz bir kıpırtı. Kalpte ve algıda. Okursuz kitabın oku(n)duğundan emin olduğum kadar eminim. Kaynaşmak için bakışmaya ihtiyaç duymayanlar soyu. Güneş içenlerin balını emenler. Çamların kıyısından salıverilmiş irili ufaklı cüsseler. Bağ’ın kaplumbağayla domuzu, ceylanla kargayı, seni beni bir kılan daveti.

Dere ile çavlanın sohbeti yuva yapmış içlerine. Sessizce anlaşacaklar. BağHane mekânlığından sıyrılacak, toprağın ayakları yere basmaz olacak.

O birbirinden habersiz, huyu suyu uyuşmaz farklı türlerin nasıl olup da kendilerine ortak zemin bulduklarını düşünen biri var dışarıda. O şaşadursun, onlar çoktan kümelenmiş, fısır fısır önceki hayatlarına dair masallara dalmışlar bile. Buradan kurgu doğması ihtimali üzerinde bile durmazken bir de bakmışlar yazarını tanımadıkları bir anonim öykünün kahramanlarına dönüşmüşler bile çoktan.

Yorum yapın