Masthead header

Nabokov’un “Maşenka” adlı romanındaki bazı simgesel izler | Alican Bayhan

MASENKAsuat.indd“Rusya çok uzaklarda kaldı ve geçmiş, insanın hafif kaçık bir arkadaşı.” Nabokov

Nabokov’un otobiyografik özellikler taşıyan bu romanı 1917 yılında Rusya’daki devrimden kaçarak Almanya’ya iltica eden Rus göçmenlerin hüzünlü ve yoksul yaşamlarını konu edinir. Yitirilmiş bir hayattan artakalan bitkinlik ve yeistir kahramanlarımızın ruhuna sinen. Bu ümitsizliğin arasından zaman zaman geçmişin puslar arasındaki hayati umut ışığı göz kırpacaktır.

Roman Alfyorov ile Ganin’in asansörde mahsur kaldığı simgesel bir sahneyle açılır. İlk anda özdeşleşme meraklısı biz okuyucular da tıpkı Ganin gibi simgeselliğin ayırdına varamayıp içten içe Alfyorov’un boşboğazlığının son bulmasını temenni ederiz. Toplamda on yedi bölümden ibaret olan romanda seyrettikçe taşlar yerine oturmaya başlayacaktır. Haliyle bu ilk bölümde Alfyorov’un batıl bilgeliğine bir teşekkür borçluyuz.

Maşenka, Ganin’in çocukluk aşkı, eşsiz anılarının mekânı yitirilmiş Rusya’sının  tapınılası  temsilcisi, Tamara’nın ikiz kardeşi. Ada’ya evrilen (bu evrelerden biri de Lolita elbet) kadın kahramanların üç heceli ilk evresi. Alfyorov ise Maşenka’nın hal-i hazırdaki kocası. (Alfyorov matematikçi olduğu için onun evrelerini tasnif edemiyoruz.)  İlk önce aynı güzel kaderi yaşamış, sonrasında aynı umulmadık –deus ex machina- kadere mahkûm olan bu iki göçmen daracık bir mekânda mahsur kalarak Alfyorov’un ısrarla vurguladığı üzere “simgesel” bir an yaşarlar.

Berlin’deki Ruslara özgü berbat pansiyonu paylaşan diğer göçmenlerin durumu da standarttan pek sapmayan tekdüze bir sıkıcılık içerisinde sürüp gitmektedir. Hepsi de pek umutlu olmasa da mevcut yaşamlarından daha iyi bir halin beklentisi içindedir. Hepsi de bağlamından koparılmış, asli hayatını yitirmiş, yer aldıkları film hakkında hiçbir şey bilmeyen figüranlardır. Bu yedi yitik gölgenin pansiyondaki odalarının dekore ediliş biçimine dikkat ettiğimizde de onların ruh halleri ve kaderleriyle koşutluk içinde olduğuna tanık oluruz. Pansiyon sahibi Lydia Nikolevya –kocası ölmüştür- kendisine miras kalan tek tük eşyaları bağlamından kopararak pansiyondaki altı odaya ürpertici bir yaratıcılıkla serpiştirmiştir:

“Birbirlerinden ayrılınca hemen soluklaşan mobilyalar kemikleri oraya buraya dağılmış bir iskeletin uygunsuz ve mahzun görünümüne büründüler.” (s.18)

Göçmen kiracılarımızın ruh hallerine denk düşen bir başka ‘simgesel şey’ ise sözü geçen eşya tanziminde Klara’nın odasına denk düşen İsviçreli ressam Böcklin’in ‘Ölüler Evi’ isimli tablosudur. Böcklin’in diğer bir ünlü eseri  ‘Yaşam Evi” ile karşıtlık ilişkisi kurabileceğimiz bu detayın Nabokov’un Berlin’deki her evde bu tablodan bulunduğunu vurgulamasından ötürü ima kenarından geçiyoruz.

Konuşan hafıza

Romanın başında Maşenka isminin anılması ve bazı özelliklerinin zikredilmesi, umutsuz, o dönemde aklı gereğinden fazla yere basan Ganin’in bir çağrışım kurmasını sağlayamamıştı. İkinci bölümde yine Alfyorov tarafından bu defa Maşenka’nın fotoğrafı doğrudan Ganin’in nazarına sunulmuş ve nihayet kahramanımızın belleği konuşmaya başlamıştır.
Ganin artık figüran olmadığı asli ekolojisi ile bir bağ kurma imkânına kavuşmuştur. Kendisini dokuz yaş gençleşmiş hisseder ve bundan doğan güçle Lyudmila’dan ayrılır. Kendisini özgürleşmiş bir ruh haliyle nazik yol arkadaşı geçmişiyle konuşmaya başlar.

“Ne zaman hızla devinen bulutlar görse aklına Rusya gelirdi, ama şimdi Rusya’yı hatırlaması için bulutlara gerek yoktu, çünkü dün geceden beri Rusya’dan başka bir şey düşünmemişti.

Dün gece başına gelen hoş bir sürpriz sayesinde bütün hayatı bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmişti; bu sürpriz geçmişi geri getirmiş ve geçmişin onu sarıp sarmalamasına neden olmuştu.” (s.44)

Bu kat kat özenle açılan hatıralarla Maşenka tekrar ama bu kez Ganin’in zihnini kadem kadem teşrif eder. Onların birlikte geçirdikleri zamana Ganin’in zihni vasıtasıyla tanıklık ederiz. Hatıralar arasında Maşenka’nın mektuplarına da yer verilir. Bu mektuplardan birinin sonuna Maşenka, Ganin’in şimdiki zamanında aynı pansiyonu paylaştığı Rus şair Podtyagin’in şiirini ekler. Böylece biz okurlar son derece ilginç bir tür simgesellikle daha karşılaşırız. Bölüm başında Alfyorov’un sözünü ettiği simgesellik geçmişe dair bir telmihken Maşenka’nın sözünü ettiği Podtyagin şiiri bir tür geleceğe telmih niteliği taşır ve çift kutuplu bir hüviyete bürünür.

“Ne garip, Tanrım ne garip. Eğer birisi bütün bu insanların içinde onu tanıyacağımı söyleseydi bana…” (s.116)

Doppelganger

Simgesel ikiz edebiyatta aşina olunan bir kavramdır. Bu romanda söz konusu kelime hem cümle içerisinde kullanılmış hem de romanın atmosferine sinmiştir.

“Ganin’in doppelgangeri de orada, kara sakalı ve madalyalı göğsüyle oldukça çarpıcı bir adamın yanında durmuş alkışlıyordu.” (s.34)

Romanın bütününe bakıldığında da özellikle ‘gölge’ ve ‘figüran’ kavramlarının simgesel ikiz kavramını çağrıştıracak biçimde kullanıldığını görürüz. Herkes kendi asli hayatının kötü bir kopyasını-gölgesini sergiliyor gibidir. Asli ve sahici hayatlarının başrolleri, ikinci hayatlarında figürandırlar ve kendi hayatlarının kötü bir izdüşümünü sahnelerler. Sözgelimi romanda biraz bizim Yahya Kemal’i anımsatan, Rusya’ya tepeden bakıp şiirler yazan şair Podtyagin bilmediği bir ülkeden –Almanya-  bilmediği bir başka ülkeye –Fransa–  göç etme uğraşı içerisinde ne denli kendisi olarak kalabilirse o kadar kendisidir.

Nabokov genel olarak doppelganger kavramıyla yakından ilgilidir. Hem kurmaca hem de kurmaca dışı metinlerinde bunun izlerine rastlayabiliyoruz ve şayet Maşenka’nın Nabokov romanları boyunca nasıl evrildiği, ne yönlerde farklılaşıp hangi temel sabitleri koruduğu meselesi ilgimizi çekiyorsa simgesel ikiz kavramı da çekmelidir.

Nabokov’un pek sevmediği Dostoyevski’nin en güzel eseri olarak aslında pek üzerinde durulmayan Öteki romanını göstermesi  -bu romanın kahramanı Goldyakin bir yerde kendi kendine “Ah! Ne figüransın sen.” diye seslenecektir.-  Edebiyat Dersleri’nde L. Stevenson’un  ‘Doktor Jekyll ve Bay Hyde’ romanının üzerinde durması bu tür bir nazarla da okunabilir.

Kurmaca yapıtları içerisinde de bu kavramın işlendiği eşsiz eserler bulabiliyoruz. Cinnet romanı bu açıdan çok ilginç bir örnektir. Bu romanda başkahraman Hermann Karloviç kendisine benzemediği halde tıpatıp benzediğini iddia ettiği Felix’i kendi kılığına sokarak öldürmeyi kurgular. (Nabokov romanı İngilizceye çevirirken diller arası bir oyun da yapmış. Kitap bir ikizler (doppelganger) hikâyesidir.  “Despair”, Fransızcada “çift” anlamında “Des paires” ile sesteştir. Aynı zamanda çiftlerin ayrılmasını (“dis –pair”) ima eder.  Yiğit Yavuz, Nabokov Günlüğü.)  Sebastian Knight’ın Gerçek Yaşamı yine bu türden bir roman olarak okunabilir. Bunlara bir kavramın farklı eserlerde işlendiğini vurgulamak amacıyla sadece değiniyoruz.

Son örneği Nabokov’un benzersiz otobiyografisi “Konuş Hafıza”dan verelim. Nabokov Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldıktan sonra Cambridge Üniversitesi’ne devam eder. Öğrencilik yıllarının anlatıldığı bu bölümde (13) geçen bir cümle kişilerin ikizliğinden farklı olarak adeta kendi öznel dünyasının mekânlarıyla birlikte bir tür simgesel ikizliğine değinir:

“Bunun ilk işareti bana, Cambridge’den ayrılmamın hemen öncesinde, orada geçirdiğim son ve en kederli baharda ulaştı; aniden, o an içinde bulunduğum ortamla, Rusya’daki geçmişime benzer bir bağlantı kurmuş olduğumu hissetmiştim ve bu uyum haline, Rus dünyamı dikkatlice, yapay ama son derece bütünlüklü şekilde yeniden inşa etmeyi başardığım anda erişmiştim. Sanırım suçlanabileceğim az sayıdaki “pratik” eylemden biri, o kristalimsi materyalin bir parçasını, şeref derecesi elde etmek için kullanmam olmuştur.” (s.267)

Kaynaklar

1) Vladimir Nabokov, Maşenka, İletişim Yayıncılık 1. Baskı, 2012, İstanbul.
2) Vladimir Nabokov, Konuş Hafıza, İletişim Yayıncılık 1. Baskı, 2011, İstanbul.

Alican Bayhan – edebiyathaber.net (12 Ekim 2015)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r