Masthead header

“Marcus Antonius” üzerine | Yaşar Öztürk

1972 yıl önce doğan Plutarkhos, yazdığı Yunan ve Romalı ünlü kişilerin biyografileri ile gelecek kuşakların geçmişte olup bitenleri daha iyi anlamalarını sağlayan sayılı yazarlardan biriydi. Yalnızca maddi açıdan değil kültürel açıdan da zengin bir ailenin çocuğuydu. Ailesi onun sadece mal bekçisi ve para biriktirici biri olarak kalmasını istemediği için Atina’ya iyi bir öğrenim görmeye gönderdi. Yunanistan valisi, öğrenimini tamamlayıp doğduğu kente geri dönen Plutarkhos’u kentinin temsilcisi olarak yanında görevlendirdi. Plutarkhos İtalya ve Roma’yı gezdi. İnsanı yaşlanınca doğduğu topraklar çeker. Doğduğu kente geri dönen Plutarkhos  özel bir okul açtı. Gözlerini açtığı kente gözlerini yumdu. Yetiştirdiği öğrenciler onun bayrağını taşısa da Plutarkhos, Paralel Yaşamlar adlı kitabıyla yaşadığı dönemde birbirlerine karşılıklı önyargıları olan egemenliklerini yitiren Yunanların ve yükselen Romalıların kaynaşmalarını ve birbirlerini daha iyi anlamalarını sağlamaya çabaladı. Felsefi yazılarını bir araya topladığı Ethika, Roma egemenliğine girmiş̧ olan Yunanların Roma dünyasına bakış açılarını yansıtıyordu.

Furkan Akderin’in Türkçeye çevirdiği Marcus Antonius Batı dünyasında toplum biçimlerinin kabuk değiştirdiği bir dönemi anlatıyor. Roma tarihi denince akla gelen birkaç addan biri Marcus Antonius.

Plutarkhos önce Marcus Antonius’un ailesini ele alıyor yapıtında. Sulla’nın yanında savaşa katılınca Marius tarafından öldürülen dedesi iyi bir hatipti. “Giritli” diye bilinen babası ise iyi kalpli ve dürüstlüğü ile tanındı. Çok zengin ve cömertti. Borç istemek için yanına gelen bir dostuna verecek para olmayınca hizmetçilerinden birinden bir tası suyla doldurup getirmesini istedi. tıraş olacakmış gibi yüzünü ıslatan ve ardından bir yolunu bulup hizmetçiyi gönderen babası, dostuna gümüş tası uzattı. Tası satmasını, paraya çevirip kullanmasını söyledi. Karısının kaybolan gümüş tas için köleler arasında bir araştırma yaptığını, onlara sert davranarak korkutmaya çalıştığını görünce dayanamadı. Olup biteni anlatıp, özür diledi.

Cömertlik karşısında çılgına dönen bir kadın olan annesi kocası ölünce yeniden evlendi, ancak yeni eşi Cicero tarafından “isyancıların” yanında yer aldığı için öldürüldü. Marcus Antonius’un Cicero’ya düşmanlığı bu olaya dayandırılıyor. Roma egemenliğine girdikten sonra siyasal gücünü yitirse de eğitim merkezi olmayı sürdürdüğü için Antonius hitabet sanatını öğrenmeye Atina’ya gitti. İyi bir askerin eli iyi silah kullanmasından öte dilinin de güçlü olması gerekliydi. Boşuna “söz kılıçtan keskindir” dememişti atalar. Antonius kendini kanıtlamak için savaşlara yelken açtı.

Antonius’un “çok güzel ve asil bir görünüşe sahip, uzun gür sakalı, geniş alnı, kartala benzeyen burnuyla sanki Herakles’in resimlerinde ve heykellerinde beliren özelliklerini anımsatan atılgan ve erkeksi bir ifadesi olduğu” yönünde tasvirler yapan Plutarkhos, Antonius’un soyunun, Herakles’in Anton ismindeki çocuğuna dayandığı savlarına dayanak olsun diye hem dış görünüş hem de kalabalıklar içinde davranışlarıyla özendiğini yazıyor. Babası gibi cömert olan Antonius bir gün yardımcısından bir dostuna iki yüz elli bin drakhme vermesini buyurdu. İsteğe çok şaşıran yardımcısı, paranın ne kadar önemli bir miktar olduğunu göstermek için elindeki gümüş paraları ortalığa yaydı. Antonius bu yığının ne anlama geldiğini sordu. Yardımcısı, “Dostunuza vermemizi istediğiniz paradır” der demez,  Antonius, “Bu kadar mı? Ben daha fazla olduğunu sanıyordum. İki katına çıkarılsın!” dedi.

İktidar ve para tutkusu içinde yanan ve etrafını da yakanların kulaklarına küpe olsun diye küçük küçük öyküler sıralıyor, Plutarkhos. Günah keçisi bulma kolaycılığına da karşı çıkıyor Plutarkhos yapıtında. Cicero’nun söylevlerinde Helena’nın Troia Savaşı’na yol açması gibi Antonius’un da içsavaşa neden olduğunu yazmasının doğru olmadığını belirtiyor: “Cicero’nun gerçekleri çarpıttığı ortadadır. Çünkü Caesar ne kolay kolay öfkelenen ne de başka insanların sözleriyle düşüncelerini kolayca değiştiren bir insandı. Eğer Pompeius’a savaş açmaya önceden karar vermiş olmasaydı, bir arabada kötü bir kılığa bürünerek yanına gelen Antonius ve Cassius’un sözlerine inanarak böyle bir şey yapmazdı. Onların söyledikleri sadece çoktan beri savaş açmak isteyen Caesar’a aradığı bahaneyi sağlamış oldu. Caesar’ı harekete geçiren neden bir zamanlar Büyük İskender’in ve Kyros’un tüm insanlığa karşı harekete geçmelerine sebep olan nedenle aynıdır. Hepsinde de söndürülmesi olanaksız bir imparatorluk hırsı ve dünyanın en büyük insanı olmaya duyulan tutku vardı. Eğer Pompeius ortadan kaldırılmazsa Caesar’ın bunu gerçekleştirmesi olanaksızdır. Bu nedenle Roma’ya doğru ilerledi ve kenti ele geçirdi. Pompeius’u İtalya’dan kovdu.”

Antonius’un Cicero’nun öldürülmesinden sonra yaptıklarını da tarihe not düşüyor Plutarkhos: “Antonius, Cicero’nun sağ elinin ve kafasının kesilmesini istedi. Çünkü Philippicae söylevlerini bu eliyle yazmıştı. İstediği yapılıp kesilen parçalar önüne getirildiğince Antonius bunları uzun uzun seyretti ve bu arada birkaç defa zevkten kahkaha attı. Kesik parçaları bir süre daha izledikten sonra onların senatodaki kürsünün üzerine konulmasını emretti. Böylece Cicero’yu küçük düşürdüğünü sanıyordu ama aslında kaderin kendisini yükselttiği bir anda, küstahlığıyla kaderin ona verdiği gücü utanç verici bir biçimde kullanabileceğini kanıtlamış oluyordu.”

Kitapta, kadın düşmanı söylemin, “kadınların erkeğin ve yönetimin yaşamını nasıl alt üst ettiği” konusunda Havva’dan sonra en çok ağzına sakız ettiği ad olan Cleopatra ile Antonius’un bir zamanlar Cicero’nun vali olduğu, bugün halen ayakta olan Cleopatra Kapısı’nın anıt olarak bulunduğu Tarsus’ta buluşmaları da anlatılıyor.

Plutarkhos’a göre yükselişin ardındaki gerçek şu: Liderler kendi yaptıklarından çok komutanlarının yaptıkları şeylerden dolayı ün kazandılar. Tahta oturtan ve omuzlarının üstünde taşıyan ayaklar, eller, zamanın ruhu değiştiğinde al aşağı edip ayaklar altına alıyor. Kahraman eden kahredene, vezir eden rezil edene dönüşüyor.

Son zamanlarda dizi, tarihi roman adı altında tarih sulandırılıp duruyor. Aşk, nefret, hırs, öfke, dostluk, kin, intikam, açlık, yokluk, savurganlık, zenginlik tahterevallisinde bir o yana bir bu yana salınıp duran hayat(lar). Plutarkhos’un yapıtı öykü tadında ibret kitabı.

Yaşar Öztürk – edebiyathaber.net (25 Ocak 2018)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r