Masthead header

Lorca’nın anısına: Çığlık baladı | Tuğba Herken

“…Kimi zaman dünyada olan biteni gördüğümde kendi kendime soruyorum: Neden yazıyorum?

Ama çalışmak gerek, çalışmak. Çalışmak ve hak edene yardımcı olmak.

İnsan kimi zaman gereksiz bir çaba olduğunu düşünse de çalışmak.

Bir protesto, başkaldırı biçimi olarak çalışmak, çünkü baştan sona sefalet ve haksızlıklarla dolu bir dünyada her sabah uyanır uyanmaz yapılacak iş çığlık atmak olmalı.

Karşı çıkıyorum! Karşı çıkıyorum! Karşı çıkıyorum!”

Bu sözlerin sahibi 1898 yılında, İspanya’nın Granada bölgesindeki Fuente Vaqueros kentinde doğan İspanyol bir çocuk. Cervantes’in Don Kişot’unu özümsemiş, dadısından dinlediği geleneksel İspanyol baladları ve çingene öyküleri ile büyümüş, bir gün köylerine gelen gezici bir tiyatro kumpanyasından etkilenerek kendisine bir kukla almış ve böylece tiyatroyla tanışmış, otuz sekiz senelik ömrüne çok değerli eserler sığdırmış, şair, müzisyen, oyun yazarı ama hepsinden daha ötede insan olabilmeyi başarmış  Federico Garcia Lorca

Kimi zaman bir şiirle, insanlığın kapalı gözlerine, “Bakın bu acıdır. Bundan kaçılmaz. Hayatın her zerresinde vardır. Tanışın!” diyor ;  kimi zaman bir oyunla, “Fark ettiniz mi bu dünyada kadınlar ne kadar da öteki?  Neden hep onların üzerine çöreklenir, beklemek, anlamak, kabullenmek güdüsü? Onlar neden hep olağan tutkular ve gizli dürtüler için cezalandırılır ve ne yazık ki onu doğuran toplum tarafından?” diyordu.

Bir yanda ilkel tutkuları, diğer yanda toplumun gerici baskısı arasında sıkışan bireyler onun kalemi sayesinde toplumla tanışıyor ve Lorca acının insanın nefes alışı gibi doğal bir olgu olduğunu kabul ederken yarattığı her eserde aydınlanmamızı sağlıyordu.

Kırılgandı Lorca. Şiirsel dili bu kırılganlığının doğurduğu dokunaklı bir toplum çocuğuydu. Şair kavramı acı çekmekle mükellef bir yolcuydu ona göre. Öyle ki herkesce masumluğu ifade eden beyaz renk onda ölümü çağrıştırmaktaydı ve gerekirse ölünmeliydi belki de…

İspanya iç savaşı başladığında o seçimini çoktan yapmıştı. İnsanlığın kanına dokunan ne varsa karşı çıkılmalıydı. Kölelik, burjuvazi baskısı, sömürü gibi onur karşıtı muameleler hiç bir canlıya yakışmazdı ona göre. Tiyatro bir insanı değiştirmeye yetmezdi belki ama halkı değiştirmeye yetecek güçteydi yüreğinde ve bu duygusunu şu sözlerle anlatıyordu,

“Bu gece bir yazar, bir şair, insan hayatını inceleyen bir araştırmacı olarak değil, toplumsal tiyatro akımının ateşli bir izleyicisi olarak konuşuyorum. Tiyatro bir ülkenin yapılanmasında en anlamlı ve yararlı araçlardan biri, o ülkenin gelişimini ya da çöküşünü gösteren bir ölçüdür. Trajediden vodvile çeşitli alanlarda iyi yönlendirilmiş, duyarlı bir tiyatro, bir kaç yıl içinde halkın duyarlılığını etkileyip değiştirebilir; parçalanmış, kanatların yerine pençeler konmuş bir tiyatro ise, bir ulusun tamamını uyutur, kabalaştırır.”

Ve başlıyordu Lorca bütün inancını giydirdiği kalemiyle insan onurunu savunmaya, Kanlı Düğün, Yerma, Bernarda Alba’nın Evi… O dönemin İspanyasında kadını tanımlayan fotoğrafa, ona bakışa tepkiyi yansıtan bu oyunlar herkesin dikkatini çekmeyi başarmıştı.

Yerma’nın sahnelenmesinin ardından gerici basın onun düşüncesinden öyle korkmuş olmalı ki ürettiği eserleri karalama yoluna giderek, kendisinin İspanya’nın ruhunu ve acılarını anlamadığını, yarattıklarının duyarsız yaklaşımlarla oluşturulmuş basit ürünler olduğunu savundu. Oysa İspanya biliyordu ki onun yarattığı “Endülüs Ruhu” Granada’nın her sokağına ismini verecek nitelikte ve ateşteydi ve bu ateş, lider güçler tarafından kısa sürede tehdit olarak görüldü. Çünkü O, İspanyanın asla çıkması istenmeyen gür sesiydi.

Lorca henüz 38 yaşındayken İspanya İç Savaşı’nın ilk zamanlarında Franco faşizmi milisleri tarafından Granada’da kurşuna dizildi. Bu gün hala mezarsız bir ölüdür Lorca. Bugün  Andalusia’nın köylerinde şiirleri halk şiiri olarak hala söyleniyor, oyunları sahnelerde alkışlanıyor.

Turgut Uyar’ın O’nun için yazdığı bir şiirde dediği gibi:

“…Artık kat’iyen biliyoruz / halk adına dökülen kan/ sapı gül dalı güzelliğinden bir bıçaktır, dişlerin arasında/ İspanya’da ve her yerde…”

İşte bu yüzden sonsuza açmış kanatlarını, evrensel bir gururla nefes almaktadır Federico Garcia Lorca… Çığlığıyla…

 Tuğba Herken – edebiyathaber.net (25 Ağustos 2012)

  • Temmuz Gürkan Karaca - 29/08/2012 - 03:04

    Gelmek istemiyor.
    Ne gün,
    Ne gece.
    Ölebiliriz o yüzden.
    Ben senin uğruna.
    Sen de benim..

    Federico Garcia Lorca

    Eline, yüreğine sağlık… TGKcevaplakapat

  • ayşe bal - 30/08/2012 - 23:18

    Gelmek istemiyor.
    Ne gün,
    Ne gece.
    Ölebiliriz o yüzden.
    Ben senin uğruna.
    Sen de benim..

    Federico Garcia Lorca

    gerçekten çok başarılı bir şiir ve çok iyi bir yazı tebrikler eline kalemine sağlık.cevaplakapat

    • Nüvid Alemdaroğlu - 05/08/2016 - 14:35

      Mükemmel bir yazı. Teşekkür ederiz.
      Öteki yazılarınızı nasıl okuyabiliriz?cevaplakapat

  • engin deniz kuyucak - 30/08/2012 - 23:23

    Lorca anlatılmaz bir efsane… Lorca hüznün sesi, bir çingene melodisi. Anan herkese teşekkürler.cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r