Kuyuda hadiseler | Özlem Özağaç

Mayıs 1, 2026

Kuyuda hadiseler | Özlem Özağaç

Aradığın su düştüğün kuyudadır.

Anlatacaklarım bazılarınıza ürkütücü gelebilir. Karanlık şeylerden bahsedeceğim, uğursuz dedikleri cinsten. Küflü duvarların içine hapsolmuşlardan, süpürgelik diplerinde yaşayan boğazı hırıltılı yaratıklardan…” diye başlıyor “Neyse ki” öyküsü. Ne zaman okusam beni bu kitabın öykülerine döndürür, ne zaman okusam benim için bu kitaptaki tüm hikâyelerin özeti olur.

Elif Derviş’in ilk öykü kitabı “Hadiseler Cereyan Ederken2024 yılının ağustos ayında okuyucuyla buluştu. İlk kitabı “Uyuşma” ile yazarın kalemine aşina olanlar, Derviş’in öykülerinin çizgi üstü olacağını tahmin etmiştir ancak okurken bir kuyudan çıktığımız anda başka bir kuyuya düşeceğimiz kimsenin aklına gelmemiştir. 

Kitapta on beş öykü yer alıyor. Açılış öyküsü olan “Kesik Eller” kitaptaki tek polisiye öykü. Her öykü, okuyucuyu farklı sokaklarda karanlığın izini sürmeye çağırıyor. Her öyküde başka bir kuyu, her kuyuda başka bir hikâye… “Bu dosyadan sonra karanlık öykülerden oluşan bir dosya hazırlayayım, diye düşünürken farkında olmadan bunu yaptığımı anladım.” diyor Elif Derviş. Bu fikre okurlardan gelen yorumlar aracılığıyla ulaştığını da ekliyor. Yine de ben Derviş’in okuru olarak yazmayı planladığı karanlık dosyasını da günün birinde okuyacağımızı düşünüyorum.

Elif Derviş’in öykü dilinin fazla kelimelerden arındırılmış olduğunu görüyoruz. Yazar, öykülerinde neyi ne kadar anlatacağından emin. Okurken sessizce metnin içinde kayboluyoruz. Kesik ellerle sahnede beliren bir meczup, karanlık rüyalarıyla bir çocuk ve rüyalarından daha karanlık olan hayatı, bir kuyunun nemli duvarında oluşan yosunlu bir silüet… Kapıcı dairesine inmek bir kuyuya inmek gibi, eskicideki eşyalar sanki bir kuyuda birikmişler… Öykülerden geçiyoruz lakin hikâyeleri unutamıyoruz.

“Uzun zaman sonra kendini tekrar yazmaya verdin; ben de sana yaklaşmak için fırsat kolluyorum.” Bu cümleyi kendime saklayıp yazıma devam ediyorum.

Öykülerin satırlarında bir kedi, bir koku, bir karanlık beliriyor. “Kedi dışarı çıkmıştı, adam öldü, hayvan kapıda kaldı.” Öykülerin karanlığına gözümüz alışırken karakterlerin karanlığı içimizi ürpertiyor. “Çektiğin fotoğraflara parlak noktalar koydum, Dolunay’ı büyüttüm, yanından yürüdüğün nehre ateşböcekleri serpiştirdim.” Bir öyküyü bir solukta okuyamadığımız gibi öyküden öyküye de hızla geçemiyoruz. Kısa bir ara, bir nefes, belki iki… Sonra devam ediyoruz.

Öykülerde hep bir ters yüz olma hikâyesi var. Her öyküde bir şeyler ters gidiyor, anlamak için yeniden okuyoruz. Sonra her şey tepetaklak oluyor gibi. Son öyküde bu anlatım açık bir şekilde ortadayken diğer öykülerde fon olarak göze çarpıyor.

“Sular, dallar, yosunlar tepetaklak.

Kuyu tepetaklak.

İnsan tepetaklak.”

“Aynalı Kuyu” nun bu satırlarıyla bitiriyoruz kitabı. Kapağını kapattığımızda bizim de içimizde bir yer tepetaklak oluyor. Bilinen sınırların ötesindeki ülkede gökyüzünde bir delik açılıyor. Burnumuzda küf kokusu… Renkler nemden birbirine karışmış…

Yazar Elif Derviş’e, editörü Murat Çelik’e, karanlığa ve kuyuya teşekkürle…

Hadiseler Cereyan Ederken,  Elif Derviş, Bilgi Yayınevi, 100 Sayfa

Yorum yapın