Masthead header

Kıyıya Vuran Cesetler ve Sofradaki Kadavralar | Onur Uludoğan

 I

Roma’ya ilk seyahatimi 2014 yılında yapmıştım. Birkaç gün kalıp, sonrasında İtalya’nın kuzeyine devam etmeyi planladığım için şehrin merkez tren istasyonu olan Termini civarında bir hostel ayarlamıştım.

Şehre ulaşıp, hostele giriş işlemlerimi bitirdikten sonra Trevi çeşmesi, Panteon, Kolezyum, İspanyol Merdivenleri gibi şehrin sembol noktalarını görmek amacıyla dolaşmaya başladım. Adını andığım noktaların bir kısmını gezip kalanlara ertesi gün devam etmek amacıyla dönüş yolunu yürümeye başladığımda aklımda, dünyanın en büyük turizm destinasyonlarından olan Roma’nın ne güzel bir şehir olduğu ve İtalyanların şehri ne güzel korudukları gibi nahif düşünceler vardı.

Vakitler gece yarısını gösterdiğinde, gündüz, son derece hareketli ve kalabalık olan Termini’ye giden yollar sessizleşmiş, kalabalıklar başka yerlere doğru çekilmişlerdi. Hostele ulaşmak için geçmem gereken meydana vardığımda hayatımdaki en büyük şaşkınlıklardan birini yaşadığımı hatırlıyorum.

Meydana vardığımda yerlerde, kartonların, battaniyelerin veya çeşitli kumaşların üzerine yatmış yüzlerce (belki binlerce) insanın, geceyi orada geçirmeye çalıştığını görmüştüm. Çoğunluğu Afrikalı, Güney Asyalı veya Uzakdoğulu olan bu insanlar; bir şekilde İtalya’ya ulaşmış ve bir sonraki adımı atmayı bekleyen mültecilerdi.

Birkaç yıl içinde kendi ülkemde de benzer sahneleri göreceğimden habersiz bir şekilde, insanların üzerlerinden atlayarak hostele ulaştığımda karşılaştığım manzaranın etkisini atlatmam epeyce zamanımı almıştı.

II

Tunus, Libya ve Mısır’dan deniz yoluyla yola çıkan ve oldukça tehlikeli bir yolculuğun ardından İtalya’ya ulaşabilen göçmenlerin sayısı her yıl yüzbinleri buluyor. Ulaşabilenlerin içine düştükleri zorlu koşullar bir yana, ulaşamayanların başlarına gelen kazalar, batan gemilerde ölenler vb. konular sık sık haber bültenlerinde kendine yer buluyorlar. Örneğin 2019’da, Akdeniz’de hayatlarını kurtardığı göçmenleri hükümetin izin vermemesine rağmen İtalya’ya götüren kaptan Carola Rackete’nin tutuklanması, yargılanması gibi konular uzun süre gündemde kalmıştı.  

1977 Milano doğumlu yazar Giulio Cavalli’nin distopik romanı Dalga’yı, mülteci sorununun eğretilemesinin yapıldığı bir roman olarak niteleyebilirim.

Dalga’da, DF isimli sakin bir balıkçı kasabasında yaşananlar anlatılıyor. Bir gün, yaşlı balıkçı Ventimiglia, denizde bir ceset bulur ve bu ilk ceset kasabanın yaşamını kâbusa çevirecek sürecin de başlangıcı olur. Hikâyenin başında tek tek kıyıya vuran cesetler zaman geçtikçe çoğalmaya başlar ve nihayetinde kasaba çok büyük ceset dalgalarıyla baş etmek zorunda kalır.

Cesetlerin bulunmaya başladığı günlerde, “medeni” ve analitik düşünmeye alışkın batı dünyasının, sorunu anlama ve çözme odaklı davranış kalıplarını okuyoruz. Ceset sayısı artıp, kasaba dalgalarla baş edemez duruma geldiğinde kasaba sakinleri de kaderlerine terk edilmeye başlanıyor.

Olaylar geliştikçe, kasaba yönetimi merkezi hükümetin kararlarına uymamaya başlıyor ve kasaba halkının da desteğini alarak önce kısmi özerklik sonrasında da tam bağımsızlık ilan ediyorlar.

Kıyıya vuran cesetler ilk başlarda insan olarak kabul ediliyor ve insana yakışır bir muamele görüyorlar. Cesetler incelendikçe her birinin bir diğeriyle büyük oranda benzerlik taşıdıkları fark ediliyor. Tüm cesetlerin, koyu tenli, erkek ve hemen hemen aynı boyda oldukları tespit edilince kasaba halkının ve yöneticilerin onlara olan bakışları da değişmeye başlıyor.

Tornadan çıkmışçasına benzer olan cesetlerin insan olmadıkları kabulü yaygınlaştıkça krizi fırsata çevirmek isteyenler ortaya çıkmaya başlıyor ve kitap, bu noktadan itibaren kasabanın kalkınmasının temelini oluşturan büyük bir ceset endüstrisinin anlatımıyla devam ediyor.

Cavalli Dalga’da, batı dünyasının göçmenlere karşı sergilediği ikiyüzlü tutumu büyük bir başarıyla eleştiriyor. Kitap, sıradan insanların günlük çıkarlar uğruna insani değerlerden adım adım uzaklaşmalarını ve sıradan insanları manipüle ederek kesesini dolduranları teşhir ederek finale doğru ilerliyor.

Kitabın sonunda, kasabalıların görmezden geldikleri ve büyük bir insanlık suçu işleyerek adım adım inşa ettikleri ceset endüstrisinin getirdiği konforlu yaşamın bozguna uğrayışını okuyoruz.

Giulio Cavalli, kitabın sonunda, mülteci sorununa göz yumsak da onları sömürüp istismar ederek kesemizi doldursak da tüm bunları yaparken göçmenler yokmuş gibi yapsak da “Bu sorun var ve bu sorunu çözmeliyiz” mesajını başarıyla veriyor.

Dalga, İtalyancada 2018’de yayımlanmış. Yazar, 2021’de kitaba “Nuovissimo Testamento” adıyla bir devam kitabı da yazmış. Sanıyorum, yazar devam kitabında göz önünden yok edilerek devasa bir endüstriye hammadde haline getirilen ancak şaşkınlık verici bir şekilde yeniden ortaya çıkan cesetlerle kasaba halkının yaşadıklarını anlatmaya devam etmiş.

Dilerim Can Yayınları Nuovissimo Testamento’yu da kısa zaman içinde dilimize kazandırır.

III

Arjantinli yazar Agustina Bazterrica’nın 2017’de yayımlanan ve Türkçeye 2020’de kazandırılan romanı Leziz Kadavralar, insan bedenini merkeze alan bir distopya olması dışında Dalga ile benzerlik taşımayan bir roman.

Cavalli’nin göçmenlerle empati kurmamızı sağlamak için kullandığı “kimliksiz beden” metaforu Bazterrica’nın romanında yerini, hayvanlarla empati kurmamızı sağlamak amacıyla kullanılan “nesne beden” metaforuna bırakmış.

Leziz Kadavralar’ın anlatıldığı evrende, bilinmeyen bir virüs nedeniyle tüm hayvanlar yok edilmek zorunda kalınmış ve hayvanların yerini çiftliklerde yetiştirilen insanlar almış. Bu insanlar, başta et endüstrisi olmak üzere, her türlü deneyin yapıldığı laboratuvarlarda, kontrollü bir şekilde göz yumulan avcılık faaliyetlerinde, ev hayvanı olarak, kısacası normal(!) insanların ihtiyaç duydukları tüm sektörlerde kullanılmaya başlanmış. Genetiği değiştirilmişinden organiğine kadar çeşit çeşit ürünün alınıp satıldığı bu dünyada, kitabın ana kahramanı bir et işleme tesisinde çalışan Marcos Tejo’dur. Tejo, yakın zaman önce çocuğunu kaybetmiş, eşinden ayrılmış, kendisini babasının bakımına adamış yalnız bir insandır.

Marcos Tejo’ya bir gün “birinci sınıf” bir dişi hediye edilir ve bu dişiyi istediği zaman afiyetle yiyebileceği, ev hayvanı yapabileceği ya da bir süre besleyip satabileceği söylenir. Tejo, bu dişi sayesinde çalıştığı fabrikada yalnızca “bir ürün” olarak algıladığı canlıyla ilk defa bire bir ilişki kurma fırsatı bulur.

Agustina Bazterrica, Leziz Kadavralar’da okuru diken üstünde tutmayı başaran bir romana imza atmış. Kitabın yalnızca, “ya öyle olsaydı” sorusu etrafında dönen sıradan bir vegan propagandası olduğunu söylemek yanlış olur. Leziz Kadavralar’da zaman zaman okurun gözüne sokulan kimi kaba detaylar olsa da Bazterrica, romanında güçlü bir edebi dil kurmayı ve okuru ikna etmeyi başarıyor. Tüm bunları yaparken ödünsüz bir sertlik içinde olduğunu da özellikle vurgulamak isterim.

Cavalli, Dalga’da cesetlerin endüstrinin parçası haline getirilmesi sürecini kısmen anlatıp kalanların, okurların zihninde tamamlanmasını beklerken Agustina Bazterrica, Leziz Kadavralar’da, okura alan bırakmıyor zaman zaman paragraflar boyu süren tasvirlerle virüs sonrası dünyada kurulan düzeni zihnimize adeta çakıyor.

IV

Dünyanın iki farklı noktasından iki ayrı yazarın kendilerine dert ettikleri meselelere dair düşünerek ortaya çıkardıkları, gerek biçim gerekse içerik olarak oldukça farklı olan iki romanda ortak tema olarak insan bedenini kullanmayı seçmiş olmaları, zihnimde iki kitabı aynı rafa koymama yetti.

Dalga ve Leziz Kadavralar, yakın zamanda yazılmış ve neredeyse akran kabul edebileceğimiz biri kadın diğeri erkek iki yazarın kaleminden çıkmış iki değerli roman olarak kabul edilebilirler.

Leziz Kadavralar, endüstriyel hayvancılığın getirdiği ve günlük yaşamda hakkında düşünmemeyi seçtiğimiz hayvan istismarını; Dalga ise yakın tarihte katlanarak artmaya devam edeceği aşikâr olan mülteci sorununu konu edinerek edebiyatın dönüştürücü gücünü bir kez daha gösteriyor.

Her iki roman da gerek ilgi çekici konularıyla gerekse olay temelli içerikleri ve güçlü bir görselliğe dayanmalarıyla sinema veya dizi sektörü için kaynaklık edebilecek nitelikteler.

edebiyathaber.net (27 Haziran 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r