Masthead header

Kıskanmak: Sisler içinde kalmış bir roman ve bir yazar | Feride Cihan Göktan

Okuma grubumuzdaki bir arkadaşımın tavsiyesi ile başladım okumaya. İsmini bile duymadığım bir yazar. Başlangıç sayfalarında eski Türkçe birkaç kelime benim gibi yazar hakkında hiç bilgisi olmayan bir okuru duraklatabilir. Ancak bu duygu çok kısa bir süre sonra yerini merakla sayfaları içercesine okumaya dönüyor. Hatta o kadar ki okuma sırasında roman kişileri ile farkında olmadan konuşmaya başlıyorsunuz. Mesela Mükerrem’e yaptıklarından dolayı romanın vicdansız narsist kişisi Nüzhet’e yüksek sesle lanet okurken buldum kendimi. Yani kitap o kadar içine çekiyor ve karakterler o kadar canlı. Bütün o acıklı olaylar karşınızda geçiyor siz bazen içeri giriyor bazen karşıdan bakıyorsunuz. Kısaca kelimelerden kurulmuş bir hayat gözlerinizin önünden akıp gidiyor.

“Kıskanmak” incinmiş insanlar, bozuk ilişkiler, olumsuz duygular üzerine kurulmuş bir aile dramı. Bir başka söylemle anti kahramanların cirit attığı bir kötülük romanı. Seniha, Mükerrem, Nüzhet, Halit Bey, Nüzhet’in annesi Nuriye Hanım beşgeninde Zonguldak’ta ve 1930’ların Türkiye’sinde geçen bir yaşam kesiti. 

Kitapta ana konu ismindeki gibi kıskançlık. Hem de öyle böyle değil. Yıkıcı bir kıskançlıktan bahsediyorum. Planlı programlı tuzak hamlelerle karşı tarafın yıkıntısı üzerinde mutluktan tepinen bir kıskançlıktan. Bu aile dramında olaylar ve kişilerin iç dünyalarındaki bütün karmaşa ve pislik, bir Tanrı anlatıcının bakışıyla detaylı olarak öyküleştirilmiş. Tüyleriniz diken diken okuyorsunuz. Bir okur olarak başta Seniha Hanım olmak üzere romandaki tüm karakterlerin üzerinde tek tek derinlemesine saatlerce konuşulabilir, çözümlemeler yapabilir, hayatımıza, kendimize ve çevremize bakabiliriz. İşte edebiyat bu bence. Edebiyatın gücü. 

Kıskanmak 1900’lerin başlarında yazıldığı halde günümüzde ve tüm zamanlarda evrensel düzeyde okunacak türden bir kitap. İnsanların karanlık yüzü ve çıkmazları. Tabii ki bütün büyük yazarlar gibi Nahid Sırrı Örik bu karanlığın dehlizlerine ışık tutmuş, o karanlığın katmanlarını ve nedenlerini de metnine aktarmış bir yazar. Edebi değeri ve psikanaliz gücü bu kadar yüksek olan bir kitabın ve yazarının ne yazık ki bu kadar unutulmuş, en azından hala sisler içinde kalması da kötücüllüğün örgütlü veya toplumsal bir hali değil midir? Kitabı okuduktan sonra yazarının hayatını okuyunca ve ne kadar hazin ki mezarının yerinin bile bilinmediğini öğrenince ruhunuzun derinliklerine kadar alabildiğine hüzün kaplıyor sizi. Hele Nahid Sırrı Örik’in kendisi için “unuturlar seni biçare” dediğini duyunca. 

Bu yazdığım kısa tanıtım metnini Enis Batur’un kıskanmak romanı ön sözünde yazdığı son cümleleri ile bitirmek istiyorum. 

“Kıskanmak, gövdesi kadar gölgesiyle, kısacası gizilgücüyle de çarpan, akıntısına çeken bir roman. Tutkunun negatif çehresi üzerine kanlı bir divertimento. İnsanın içinde onu bugün, yeniden, derinlemesine bir yazı alanı açarak yazma isteği, olmadı kamera başına geçme isteği uyandırıyor. Bazı romanlar böyledir.” 

 Evet, gerçekten bazı romanlar böyledir. Ayrıca Nahid Sırrı Örik’in kitaplarını okudukça yazarın o derin biçare yalnızlığı da hafifleyecektir.  

İyi ki bu dünyaya gelmiş ve bu dünyadan geçerken yazmış. 

Kitabı tavsiye eden arkadaşıma teşekkürlerimle…

edebiyathaber.net (27 Aralık 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r