Kemalettin Tuğcu, özel seçkiyle Can Çocuk Yayınları’nda

Haziran 9, 2024

Kemalettin Tuğcu, özel seçkiyle Can Çocuk Yayınları’nda

1940’lardan bu yana sayısız çocuğun okuma alışkanlığı edinmesinde önemli rol oynayan; eserlerinde zorlukların ve acımasızlığın karşısında dirençle, umutla, sabırla duran insanları, en çok da çocukları anlatan Kemalettin Tuğcu’nun bu üç romanı, yeğeni, yazar Nemika Tuğcu’nun titiz danışmanlığıyla yayına hazırlandı. Çocuk edebiyatının usta illüstratörlerinden Mustafa Delioğlu’nun resimleriyle canlanan seçki raflarda. 

Tanıtım metninden

Değerli şair arkadaşım Ülkü Tamer’in Tuğcu için önemli, güzel bir açıklaması olmuştu. ”Tuğcu çok değerlidir. Çocuklara merhameti öğretmişti.” Nasıl da sevinmiştim bu saptamasına Ülkü’nün. – Füruzan, KE Dergisi, Kasım-Aralık 2020

TEKİNSİZ ADA

Ege kıyısındaki Karaca Çiftliği’nin sahibi Hızır Bey, eşi Yaşar Hanım ve oğlu Murat’a bir miktar para ve sahip olduğu adayı miras bırakmıştır. Adadan gelen, ne olduğu belirsiz, ağlamaya benzer ses yüzünden oraya ‘Tekinsiz Ada’ denmiştir. Balıkçıkların bile uğramadığı bu adada, anne oğul sıfırdan bir hayat kuracaklardır. Kısa süre sonra, aralarına yetim Naile de katılır. Zaman içinde, Tekinsiz Ada onlara iki büyük sürpriz sunar. Biri doğasından gelen bir mucizedir, diğeri de Lidyalılar’a uzanan tarihinden gelen bir hediye…

BİR ÇIRAĞIN ÖYKÜSÜ

Yılmaz’ın hayatı, ilkokul üçüncü sınıfta, babasının geçirdiği kazadan sonra tepetaklak olur. Okulu bırakıp bir marangozhanede çalışmaya başlayan Yılmaz, sabahın alacakaranlığında, sıcak soğuk demeden atölyeye gider. Bir yandan atölye sahibinin oğlu Ömer’in kıskançlıkları, diğer yandan annesinin yeni eşinin kaprisleri Yılmaz’ın hayatını zorlaştırsa da, talihin karşılarına çıkardığı iyi insanlar sayesinde anne oğul umudu hiç yitirmezler. Bir gün ustası Yılmaz için bir karar verir. Ustalık yolunda ilk adımı atmanın zamanı gelmiş midir?

DÜŞKÜN ÇOCUK 

Ailesiyle yaşadığı çiftliği ele geçirmeye çalışan kâhya tarafından İstanbul’a gönderilen Ali Yılmaz, orada zorla alıkonur. Ancak bir süre sonra kaçmayı başarır ve büyük şehirde bir başına, aklı Bursa’daki annesi ve kız kardeşinde kalarak, hayata tutunmanın yollarını arar. Remzi ve annesiyle karşılaşır önce, evsizlerin dünyasında bulur kendini. Farklı işyerlerinde çırak olarak çalışırken, Sirkeci’nin, Tahtakale’nin esnafıyla, İstanbul’un farklı kültürleriyle tanışır. Dünya ise henüz ummadığı kadar küçüktür. İyileri de buluşturur, kötüleri de…

Kemalettin Tuğcu, 1902’de İstanbul, Çengelköy’de doğan Kemalettin Tuğcu, onu yürümekten alıkoyan engeli nedeniyle okula gidemedi. Okumayı, babası abisine öğretirken öğrendi. Kendi kendini yetiştiren, kendi çabası ve dayısının yardımıyla Fransızca öğrenen Tuğcu daha on üç yaşındayken roman, şiir ve öykü yazmaya başladı. Cumhuriyet ilan edildiğinde yirmi bir yaşındaydı. Bir ayağının iyileşmesi üzerine, 1927 yılında Devlet Demiryolları’nda ambar memuru olarak çalıştı. Ardından Beylerbeyi Sıhhiye Deposu’nda marangozluk yaptı. Berlitz Mektebi’nde daktilo öğrendi. Harf Devrimi’yle birlikte yeni harfleri halka öğretme seferberliğine katıldı ve bir fırında ders verdi. Türkiye Matbaası’nda ciltçi, dizgici ve yönetici olarak çalıştı. Bu matbaanın yayınevine dönüşmesi üzerine farklı dergilerin yayınında görev aldı, müstear adla öyküler yazdı. 1930’lu yıllardan sonra İstanbul’da yayımlanan pek çok çocuk ve gençlik dergisinde öyküleri ve tefrikaları yayımlandı. İkinci Dünya Savaşı’nın başlarında art arda romanlar yazmaya ve yayımlatmaya başladı. Doğan Kardeş dergisinde matbaa müdürlüğü yaptı. Uzun süre emek verdiği Hayat dergisinde, emeklilikten sonra kızıyla birlikte çalışmaya devam etti. Bazı romanlarından yola çıkılarak yazılan senaryolarla filmler ve diziler çekildi. Başta çocuk edebiyatı olmak üzere pek çok ödüle değer görülen Kemalettin Tuğcu, 1996’da İstanbul’da hayata veda etti.

Yorum yapın