Masthead header

Kadın yazarların bir sözlüğü oldu | Hülya Soyşekerci

Kadın tarihi uzun süre yazısız bir tarih olarak var olmuştur. Yazan kadınların çoğu, eserleriyle yetinmiş, kendi yaşamları hakkında bilgi vermekten kaçınmışlardır. Bunda, yazı alanının ülkemizde ve dünyada ataerkil alan olarak algılanmasının, dil ve edebiyatın yüzyıllarca eril kimlik taşımasının payı çoktur.

Toplumsal eril iktidar mekanizmaları, kadınları yazı alanından uzak tutmuş; yüzyıllarca kadının yazıyla kendine özgü bir var olma biçimi ve kendine ait bir mekân yaratma çabasını yok saymış, yazma ve yayımlamasını zorlaştırmış; dolayısıyla edebiyat ve yazıda kadın yaratıcılığını baskı altına almıştır. Kadınların ev dışında bir yaşam alanının olabileceği gerçeği, ancak toplumların gelişim sürecinde, kadının üretim ilişkilerindeki rolünün artmasıyla anlaşılabilmiştir.

90’lı yıllardan itibaren ülkemizde yazılı kadın tarihinin önemi fark edilmeye başlandı;  kültürel yaratımlarda kadın emeğinin anlamı netleşti. Edebiyat, sanat gibi yaratıcı alanlarda eser veren kadın sanatçıların kendi dünyaları da toplumsal ilgi alanına girdi.

Kültürel tarihimizde incelikli eserleriyle var olan kadın yazarlarımızın yaşamöykülerini kapsayan sözlük niteliğindeki çalışmaların sayısı az ve yetersizdir. Bu gerçeğin farkındalığıyla yola çıkan iki kadın araştırmacı yazar; Neriman Ağaoğlu ve Zerrin Saral yoğun araştırma süreci sonunda oluşturdukları Kadın Yazarlar Sözlüğü  ile kadınların yazılı tarihine kadın yazarlar penceresinden bakarak bu tarihe önemli sayfalar kazandırıyorlar. Yazar soyadlarına göre alfabetik düzenlenen sözlükte şiir, öykü, roman, deneme, eleştiri, makaleleriyle kültürel yaşamda yer alan pek çok kadın yazarın yaşamöyküleri ve eser adları yer alıyor.

Erendiz Atasü, önsözde kadın edebiyatını yaratan kadın yazarların yaratım süreçlerinin temeline inerek yaratıcılıkla bilinçaltının ilişkisini gösteriyor. İnsanın cinsel doğasından uzak bir bilinçaltı sürecinin olamayacağını belirterek, kadın yazarların doğalarından ve kültürel, yaşamsal birikimlerinden getirdikleri birçok unsuru eserlerinde yansıttıklarını vurguluyor.

Kadın Yazarlar Sözlüğü’nde, özellikle Tanzimat’tan günümüze uzanan yazınsal serüven içinde yer alan kadın yazarlar yer alıyor. Sözlüğün bir özelliği de “alanında bir ilk olma” iddiası taşıması. Hazırlayıcılar, yazan kadınların sayıca artmasıyla sözlüğün kapsamının genişleyeceğine ve yeni isimlerle zenginleşeceğine dikkat çekiyorlar. Kadın Yazarlar Sözlüğü’nde yaşamöyküsü sunulan kadın yazarların eserleri hakkında başka kadın yazar ya da eleştirmenlerin kısa değerlendirmelerine yer verilmiş olması ilgi uyandırıyor. Bu yönüyle, sözlük metni içinde farklı bir doku zenginliği oluşturulduğu;  daha önceki çalışmalardan daha özgün yapıda bir sözlük çalışması gerçekleştirildiği görülüyor.

Sözlükte, edebiyat dışı alanlarda yazan; akademik çalışmaları ya da gazetecilik faaliyetleriyle topluma ışık tutan birçok kadına da yer veriliyor. Yelpazenin geniş tutulması, kültürel belleğimizdeki kadın adlarına açılım kazandırıyor.

Kadın Yazarlar Sözlüğü, araştırmacılara, alanla ilgili okurlara geniş bir bakış açısı sunacak ve ufuk açacak nitelikte kapsamlı bir çalışma.

Hülya Soyşekerci – edebiyathaber.net (15 Mart 2013)      

Tüm Yazıları>>>

  • irfan Akalp - 15/03/2013 - 15:39

    Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı imparatorluğunun devamı olduğu halde ne yazık ki bir çok konuda olduğu gibi ilk feminist hareketin öncüleri olan Nezihe Muhiddin gibi Fatma Aliye gibi kadın yazarlar aktivistler bilerek ve isteyerek yeni kuşaklardan saklanıp gizlendi, yok sayıldı. Umarım bu kitapta yer almışlardır.cevaplakapat

  • Erbil Göktaş - 17/03/2013 - 11:52

    Maalesef “eksik” bir “çalışma” olmuş; beni hayal kırıklığına uğrattı.Örneğin Sema Göktaş’ı göremedim bu sözlükte. Hadi MitosBoyut Yayınevi’nden çıkan “Toplu Oyunları 1”, ve “Büyülü Göl”ü görmediler; gerek çocuk oyunları, gerek büyük oyunları, gerekse radyo oyunları alanında aldığı 12 ödülü de es geçtiler; kitaba yardımcı olduğunu söyledikleri M.Sadık Aslankara’nın Cumhuriyet Kitap’taki köşesindeki bilgileri de görmezden geldiler; peki ya Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği’nin (OYÇED) kurucu üyesi olmasını ve bir dönem başkanlığını yapmasını nasıl atladılar? Doğrusu “alengirli” bir durum yaratıyor!… Kaldı ki kitabın Mine Ölce maddesindeki (sayfa: 350) OYÇED 1971, yazılması da “yanlış” bir kaynakça bilgisidir; OYÇED 2006 yılında kurulmuştur ve Sema Göktaş’ın orada da adı vardır; pek çok yerde adı olduğu gibi… Hep söylemişimdir, “lisans”ı edebiyat ya da tiyatrodan olmayanların, olanlardan bin kat daha dikkat etmeleri gerekmektedir, ama işin içinde “kasıt” olunca on bin kere dikkat etseler ne yazar?… Derleyenlerin kadın olduklarını da göz önüne aldığımda “onlar” adına üzüldüm doğrusu…cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r