Masthead header

Kaçan kovalanır’ın hikâyesi | Arzu Eylem

İnsanlık kendi tarihini yazarken şüphesiz aşkın da tarihini yazdı. Yaşadıklarımızla öğrendiklerimizi yan yana getirdiğimizde çıkan sonuç aşkın bin bir türlü hali olduğu… Bu hallerden biri şüphesiz karşılıksız aşk. Yani duygularını dile getiren kişinin kayıtsızlıkla karşılaşması. Fakat çoğu kişiye göre aşk zaten karşılıksız olduğunda aşktır ve karşılık bulduğunda sevgiye dönüşür. Aşk elde edememe halidir. Öyle midir?

Aşkın kitabını yazanlardan biri olan Gregory Dart, Karşılıksız Aşk adlı denemesinde, karşılık bulamayan duyguların izini sürüyor. Aşka bakışımıza yeni bir pencere açıyor. Üstelik bunu edebiyatın güçlü kalemlerinin eserlerinden ve yaşamlarından destek alarak yapıyor. Kurguyla anlatıyı buluşturan yazar, kendini anlatıcı karakter olarak metne dahil ederek hem öznel hem de nesnel olmayı başarıyor. Dart, iki rolde karşımıza çıkıyor: İlk başta karşılıksız aşkın nesnesiyken kitabın sonunda öznesi oluyor ve karşı pencereyi de ele geçiriyor.

Metin her ne kadar deneme olsa da edebiyat eserleriyle psikanalizi yan yana getirerek bir olay örgüsü kuruyor Dart. Böylece metni öyküye yaklaştırarak didaktik olmaktan kurtarıyor. Anlatımıyla yormayan, herkesin rahatlıkla okuyabileceği türden bir kitap Karşılıksız Aşk

Gregory Dart kitapta gerçek kimliğiyle karşımıza çıkıyor. Bu ona pek çok konuda fikir belirtmesi için hareket alanı sağlıyor. Öğretim görevlisi Dart, Dante’den Stendhal’e, Goethe’den Stefan Zweig’e, Edgar Allan Poe’dan Adam Phillips’e, hatta Shakespeare’e kadar pek çok yazarın aşk, flört, mutluluk, acı üzerine düşünce ve hayatlarını günümüz yaşamıyla karşılaştırmalı olarak ele alıyor. Karşılıksız aşkı toplumsal dönüşüm sürecinin içinde incelerken, okurun kendisini gözlemlemesini de olanak sağlıyor.

Karşılıksız Aşk, iki kısımdan oluşuyor. İlki Gregory Dart’ın tesadüf eseri tanıştığı Lucy’li bölüm. Kendisine yapılan yardımı yanlış anlayarak adama âşık olan Lucy, uzun süre aşk mektupları ve e-mailler ile ısrar eder. Dart Lucy’yi, hayatından kadını uzaklaştırmaya çalışır. İkinciyse Dart’ın bir spor salonunda tanışıp âşık olduğu Charlotte’lu bölüm (Charlotte Goethe’nin büyük aşkının adıdır). Adamı kibarca her seferinde reddeden kadın izlenen olur ve Dart kendisini Lucy’nin olduğu yerde bulur. Yani karşı tarafa geçer. Bu defa özne olarak olayı yorumlar.

Metindeki diyaloglar ve olay akışı algının çeşitliliğini, gerçekliğin çoklu görüntüsünü göz önüne seriyor. Yazar, günümüz yaşamını simgeleyen bu hikâyelerle platonik aşkla karşılıksız aşkı da birbirinden ayırıyor. Karşılıksız olanın geçmişteki kutsallığını terk edip başarısızlık katına düşüşünü resmediyor. Hatta çoğu zaman taciz boyutuna nasıl vardığını da… Karşılıksız aşkın nesnesi olan kişinin duyduğu rahatsızlık, suçluluk duygusu, olayı çözme zorluğu, aşkın kurgusal ve gerçeküstü dünyası eşliğinde “aşk” olarak tanımladığımız hale yeni bir boyut katıyor.

Âşık olmadığımız için bir neden göstermek zorunda falan değiliz, ama nedense bunu hep yaparız.” (s.14)

Öykünün hem yazarı hem de karakteri olan Gregory Dart, Lucy’nin ona duyduğu aşkı anlamak için taciz üzerine yazılmış kitaplar okuyarak, okuduklarını metne aktararak, günümüz yaşamına dair göndermeler de bulunuyor. 1970’li yılların sonuna dek dikkate alınmayan tacizin bugün hangi boyutlara ulaştığı, fark etmediğimiz pek çok durumun taciz tanımına girdiği, internetle insanların özel hayatlarını açmalarının bu süreci nasıl hızlandırdığı, taciz eden kişinin kendisinin de daha önceleri başka biri tarafından benzer bir olaya maruz kalmış olabileceği gibi güncel bilgiler sug nuyor. Değişen roller, maruz kalmakla başlayıp hastalık gibi yayılan karşıyı izleme hali geçmişteki karşılıksız aşk kavramıyla araçsal olarak ayrılıyor. İzleme, takip etme dürtüsü teknolojinin sağladığı kolaylıklarla sürekli bir alışkanlığa dönüşürken, kişilere ulaşmanın kolaylığı karşı tarafı durumdan haberdar etmeyi sağlıyor. Dolaylı ya da doğrudan kışkırtma, dürtme günümüz aşklarında istenenin istemesini sağlama, aşkın gerçekliğine inandırma yolu olarak görülüyor. Ne kadar ısrar edersem o kadar ikna ederim anlayışı yaygınlaşıyor. Dart tüm bunlara işaret koyarken edebi metinlerden yola çıkarak geçmişteki karşılıksız aşklara da uğruyor. Dante’nin Beatrice’e olan meşhur aşkının izleme yoluyla ilk tacizlerden biri olduğu halde garipsenmeyişi, hatta kutsal sayılışına dikkat çekiyor. Dante’nin tanrısallaştırdığı Beatrice aslında şairin Tanrı’ya ulaşması için arabulucu olarak görülüyor. Dante’yi Dante yapan bu duygu yaratıcılığa dönüşmüş aşk olması nedeniyle önemliyken, böylesi bir durum günümüz yaşamında gizli kalmadığı sürece anormal sayılarak saygınlık sınırlarının dışına sürülüyor. Hatta Dart’a göre günümüzde aşkın seksle bağdaştırılması, bu nedenle mesafelerin iletişim araçlarıyla yıkılmak istenmesi karşılıksız aşkı tacize daha sıkı bağlarla bağlıyor. Algıda ve davranışlarda görülen bu farklılık aşkın kimyasını da şüphesiz etkiliyor.

Gregory Dart tam bu noktada tacizin karşıtı olarak aşkı değil, flörtü koyuyor. Adam Phillips’in flörtle ilgili görüşlerini aynen kabul eden Dart, Lucy’nin kendisine âşık olmadığı, flört etmek istediği sonucuna varıyor. Flörtü zaman kazanma yöntemi diye tanımlarken, tacizi flörtün eğlenceli yanlarını bir kenara atarak erotik içgüdüleri zorla ilkeye dönüştüren saplantı olarak nitelendiriyor. Lucy beklemekten sıkılıp ısrarını sürdürürken, Dart Stendhal’e geçiş yapıyor. Yazarın On Love adlı eserinin izini sürüyor. Bekleyişi “aşkın kristalleşmesi” olarak adlandıran Stendhal’ı, karşılıksız aşklarla yaşamını geçirmiş en önemli öznelerden biri olarak görüyor. Stendhal, kendi kişisel hayatından yola çıkarak kaleme aldığı On Love’da karşılıksız aşkı asla küçümsemiyor. Bekleyişi yüceltiyor. Kadını anlamaya çalışıyor. Simone De Beauvoir’in ilk erkek feministlerden saydığı Stendhal kitabında, 19. yüzyılın aşk sanatını yok edeceğine, uzun yalnızlık dönemlerinin aşka iyi geldiğine, aşkın pek çok sınavı geçmesi gerektiğine dair inancını sık sık dile getiriyor. Dart ise yalnızlığın utanç, karşılıksız olanın anormal sayıldığı günümüz arasında gidip gelerek Stendhal’in övgüyle bahsettiği durumun artık “başarısızlık” olarak sayıldığının altını çiziyor. Çünkü bugünlerde insanlar bir eşinin olmasını olasılıklar dünyasını sınırlayan, kişinin kendisini dış dünyaya karşı korumaya aldığı bir durum olarak görmektedir. Dart bu durumu, “sonsuz alışverişten kurtulmak için doğru insan” tanımlamasıyla yapıyor.

Edgar Allan Poe’nun olaysız öyküsü “Kalabalıkların Adamı” üstünde de duran yazar, öyküden yola çıkarak karşılıksız aşkın kökenini, kent yaşamı ve kitle kültürüne olan bağımlılığa, fantezilerin buna göre şekillenişine, aşkta karşılık bulamayanların karşı tarafı mahvetme üzerine yaşamlarını sürdürdüklerine yönelik tespitlerle ilişkilendiriyor. Tacizi kişinin kendini yok etmesi olarak tanımlıyor.
Dart günümüz algısını şöyle özetliyor:
Bizim için karşılıksız aşk, karşılıksızdır. Üretken ve gerçek olmayan aşk.” (s.71)
Karşılıksız aşk sanata, şiire, şarkılara dâhil edilmediği sürece umutsuz vakadır diyor Dart. Yazar her şeye rağmen aşkı tanımlamakla uğraşmıyor. Gerçek aşkın karşılıksız aşk olduğu yönünde bir tez de öne sürmüyor. Sadece yaşamlarımıza ayna tutuyor.

Not: Stendhal’ın On Love adlı eseri Mayıs 2012’de Kırmızı Yayınları tarafından Aşka Dair ismiyle basılmıştır.

Arzu Eylem – edebiyathaber.net (22 Ağustos 2012)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r