Kabuklar ve Tüm Diğer Tuhaflıklar İzlenimleri | Mert Öncel

Mayıs 15, 2026

Kabuklar ve Tüm Diğer Tuhaflıklar İzlenimleri | Mert Öncel

Bu güzel proje için çabalayıp derleyen Melisa Parlak ve Meltem Dağcı başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürler. Böyle değerli yazarlarla bir arada olmak çok güzeldi. Kuir edebiyat (özellikle de spekülatif türde) ülkemizde maalesef çok nadir olduğu için projeye davet edildiğimde heyecanla kabul ettim. Sonunda çıkan antoloji tahmin ettiğimden de güzel oldu. Daha fazla uzatmadan incelemeye geçiyorum.

1)Tokyo’da Bir Armağan – Gizem Çetin

Alternatif tarih ve cyberpunk öğelerini kuir bir anlatıyla birleştirmesi gerçekten çok başarılıydı. Özellikle Azra ile Sora arasındaki ilişki hem duygusal hem de politik açıdan güçlü hissettirdi; dünyanın baskıcı yapısı karakterlerin iç çatışmalarını daha etkili hale getiriyor. Kami fikri ve teknolojik detaylar evreni çok canlı kılmış. Yer yer fikir yoğunluğu karakterlerin duygusal anlarının önüne geçiyor gibi hissetsem de genel olarak antolojinin en sürükleyici öykülerinden biriydi. Başka projelerde de birlikte yer aldığım, aşırı çalışkan birisi olan Gizem’i de görmek güzeldi.

2)On İkiden Sonra – Mercan Alper

Masalsı ve büyülü atmosferiyle beni en çok etkileyen öykülerden biri oldu. Saksıdan çıkan sevgili metaforu hem kuir aşkı hem de aidiyet hissini çok yaratıcı bir şekilde anlatıyor; Ahsen abla karakteri de ayrıca çok sevilesi yazılmış. Hikâyenin dili şiirsel olmasına rağmen oldukça akıcıydı ve duygusal tarafı güçlüydü. Bazı yerlerde tekrar eden betimlemeler biraz kısaltılsa, tempo daha güçlü olabilirmiş, ama genel olarak çok etkileyici bir öyküydü. Daha önce ismini duyduğum Mercan Alper’den okuduğum ilk eser oldu.

3)Grotesquerie, Sevgilim – Burak Görün

Distopik atmosfer ve salgın metaforu oldukça sert ama etkiliydi. Kuir bireylerin toplum tarafından şeytanlaştırılmasını beden korkusu üzerinden anlatması hikâyeye güçlü bir ağırlık katıyor. X ile anlatıcı arasındaki ilişki çok dokunaklı hissettirdi; özellikle temas korkusu fikri akılda kalıcıydı. Yalnız bazı bölümlerde anlatımın fazla yoğun ve karamsar olması ritmi biraz yorabiliyor, ama hikâyenin duygusal etkisi bunu taşıyor. Yazarla bu öykü sayesinde tanışmış oldum.

4)Ve Kuinn Bir Holokaset Bulur – Melisa Parlak

Post-apokaliptik atmosferi, kuir temaları ve cyberpunk estetiğini çok başarılı şekilde bir araya getiren bir öyküydü. Holokaset fikri ve “zihin pornosu” gibi detaylar dünyanın çürümüşlüğünü oldukça etkileyici hissettirirken, Kuinn’in yalnızlığı ve takıntılı aşkı hikâyeye duygusal bir ağırlık katıyor. Özellikle parçalanmış günlük yapısı ve tekrar eden gün isimleri anlatıya güzel bir ritim kazandırmış. Yer yer fikir yoğunluğu ve kavramsal anlatım karakter duygularının önüne geçiyor gibi hissettirse de atmosfer açısından oldukça güçlü bir öyküydü. Melisa’nın kalemi zaten çok güçlü ve muazzam hayal gücüyle de birleştirince çok güzel şeyler ortaya çıkıyor.

5)Zamanın Dışındaki – Mert Öncel

Tabii ki kendi öykümü analiz etmeyeceğim ama birkaç anahtar kelime bırakayım; İnterseks birey, mesih, Dune, kölelik, özgürlük, kehanet ve cinsiyet rolleri.

6)Ölü Adam – Necla Akdeniz

Karanlık mizahı, sert dili ve rahatsız edici anlatımıyla oldukça çarpıcı bir öyküydü. Anlatıcının ölüm karşısındaki duyarsızlığıyla çocukluk travmalarının iç içe geçirilmesi karakteri hem itici hem de garip şekilde insani hissettiriyor. Özellikle sokak ağzı ve bilinç akışı havasındaki anlatım öyküye çok güçlü bir ritim katmış; bazı cümleler resmen tokat gibi vuruyor. Yer yer fazla uzayan iç monologlar tempoyu düşürse de finaldeki huzurlu “iyilik” algısı hikâyeyi çok daha rahatsız edici ve akılda kalıcı hale getiriyor. Necla Akdeniz özellikle kuir edebiyat konusunda çok güzel çalışmalar yapan bir yazar.

7)Bekleyen Dargın Anılar – Nazlı Ayça Özkarahan

Bastırılmış duygular, tekrar eden anılar ve kimlik karmaşası üzerine oldukça melankolik bir öyküydü. Tuna’nın zihnindeki döngü hissi, aynı sabahı tekrar tekrar yaşıyormuş hissi yaratırken, Ali’ye duyduğu çekimin belirsizliği hikâyeye çok güçlü bir gerilim katıyor. Özellikle küçük detayların — dirsek teması, göz kırpması, mesaj yazıp silmeler — bu kadar yoğun duygu taşıması çok başarılıydı. Bu yazarımız ile de ilk defa tanıştım.

8)Acil Servis – Uğur Demircan

Öykü bir gecelik hastane atmosferini kullanarak toplumun farklı kırılmalarını aynı koridorda buluşturuyor. Özellikle baba-oğul ilişkisi ve kimlik meselesi, acil servisin kaotik yapısıyla birleşince hikâye gittikçe daha ağır ve duygusal bir tona bürünüyor. Metnin en güçlü yanı, sürekli hareket eden kamera gibi farklı karakterlerin iç dünyasına kısa ama etkili geçişler yapabilmesi. Finalde babanın oğlunu olduğu gibi kabul etmeye yaklaşması ise öykünün en vurucu ve insani anını oluşturuyor. Yazarın Plüton’dan çıkan Kilim kitabını da okuyup sevmiştim.

9)Var Olanlar – Ayşegül Bayar

Öykümüz görünmezlik ve dönüşüm metaforları üzerinden kimlik, aidiyet ve görünür olma arzusunu çok yaratıcı bir şekilde işliyor. Görünmez adam ile sürekli biçim değiştirebilen Ender’in karşılaşması, hem kuir bir özgürleşme hikâyesine hem de yalnızlık üzerine duygusal bir anlatıya dönüşüyor. Özellikle neon ışıkları, makyaj, kasket ve kırmızı ceket gibi detaylarla kurulan atmosfer oldukça canlı ve sinematik hissettiriyor. Finaldeki “bana yaşamayı öğretir misin?” cümlesi ise öykünün bütün duygusal yükünü tek bir anda toparlayan çok güçlü bir kapanış olmuş. Güçlü bir öyküydü.

10)Ve Yankılar Susmaz – Ufuk Yeşil

Bu öykü bence seçkinin en duygusal ve aynı zamanda en “genç” metinlerinden biri. Temel gücü atmosfer ve his aktarımında. “Yansıma” fikri — iki insan arasında telepatik, paralel düzlemli, titreşimsel bir bağ kurulması — kuir bir aşk deneyimini metafizik bir çerçeveyle anlatmak için çok iyi bir metafor olmuş. Özellikle tekrar eden cümleler (“Sen de beni gördün”, “Sana içimde bir yer ayıracağım”) ritmik bir yapı kuruyor ve metne şiirsel bir yankı hissi veriyor. Metnin en güçlü tarafı, karşılıksız ama küçültülmeyen aşkı anlatabilmesi; anlatıcı dramatikleşmeden acısını taşıyor. Bu olgun bir tercih. Çok beğendim.

11)Gösterimiz İnsansızdır – Selcan Kırnal

Bu seçkide konsept olarak en güçlü öykülerden biri olabilir. Distopik dünya tasarımı çok net: arzuların bastırıldığı, sanatın sterilize edildiği, insanların sergilenen bedenlere dönüştüğü bir düzen. Özellikle “gösterimiz insansızdır” sloganı müthiş çalışıyor çünkü sistemin ikiyüzlülüğünü tek cümlede anlatıyor. İnsanlığın tamamen yok edilmediği ama “insani olan her şeyin” yok edildiği bir dünya kurulmuş. Bu çok iyi bir fikir. En yaratıcı öykülerdendi.

12)Aniso + G – Meltem Dağcı

Mitolojik ve biyolojik dönüşüm temalarını romantik bir aşk hikâyesiyle birleştiren oldukça lirik bir metindi. Su, beden ve dönüşüm imgeleri güçlüydü; özellikle gündüz/gece değişen beden fikri ilginç çalışıyordu. Yer yer tekrar eden betimlemeler ritmi düşürse de atmosfer konusunda başarılıydı. Daha çok his ve görsellik üzerinden ilerleyen, masalsı bir bilimkurgu/fantastik öykü gibiydi. Melisa gibi Meltem’in de kalemine çok alıştım ve yine çok beğendiğim bir öykü oldu.

13)Uçtu Gitti… – Uğur Deveci

Seçkinin en vurucu ve en katmanlı öykülerinden biriydi. Kuir kimlik, baskı, dönüşüm ve kaçış temasını hem trajik hem de masalsı bir dille anlatıyor. Kögürçgen karakteri çok akılda kalıcıydı; kanat yapma fikri hem literal hem metaforik olarak çok iyi çalışmış. Özellikle final kısmındaki dönüşüm ve “uçup gitme” hissi gerçekten etkileyiciydi.

“Kabuklar ve Tüm Diğer Tuhaflıklar İzlenimleri | Mert Öncel” üzerine bir yorum

Yorum yapın