Masthead header

Joyce’u anlamak ve Dublinliler | Feride Cihan Göktan

Zorlukla üstesinden gelinen çoğu kişi tarafından da yapılamayan, yapmaya cesaret bile edilemeyen bir başka söylemle, her babayiğidin harcı olmayan bazı işler vardır. Okuma eylemi, hemen herkesin yapabileceği bir eylem olduğu halde bazı yazarları ve bazı kitapları okuyabilmek, işte bu her babayiğidin harcı olmayan işlere girer.  Örneğin James Joyce’un Ullyses’ini okumak gibi. Everest’e tırmanmak gibi bir şey.

James Joyce’un diğer kitapları da Ullyses adının erişilmezliğinin etkisinde kalınarak okumaya kolayca cesaret edilemezler. Dublinliler öykü kitabını, okuma grubu önerisi ve teşviki ile okudum. Ullyses korkusuyla başladığım kitaba ilk öykü Kız Kardeşler’in akıcı dili ve anlayabiliyor olmanın sevinci ve güveniyle devam ettim. 15 öykü. 1900’lerin Britanya’sının toplumsal ve dini atmosferinde kişisel çatışmalar, yozlaşmalar, beklentiler ve ruhsal çıkmazlara odaklanmış durum öyküleri. 

Küçük Bir Bulut: kitabın en beğendiğim öykülerinden biri. Dublinli iki genç adamın karşılaşması. Biri uyanık, ihtiraslı ve doğduğu şehrin kıskacından kurtulmuş (Gallaher), diğeri oldukça romantik, eşine ve evine düşkün mütevazı, içe dönük bir genç. (Küçük Chadler). İki farklı dünyanın etkileşimi. Bu karşılaşma sonrası Küçük Chadler’in yeknesak hayatı artık bulutlanmıştır ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Oldukça hüzünlü, oldukça düşündürücü ve çok da edebi bir öykü. Hayatın içinden. 

Ölüler: Kitabın en son ve en uzun öyküsü. İngiliz edebiyatının en güzel öyküsü diye tanımlanıyor. 1987’da ünlü yönetmen John Huston tarafından birebir uyarlanarak sinemaya aktarılmış. Öyküyü okumak ve paralel filmini seyretmek çok keyifli bir deneyim. Yaşamak nedir? Bu öyküyü okuyan herkes kendisine bu soruyu soruyor olmalı. Kahramanımızın da çok hareketli ve eğlenceli bir Noel partisi sonrasında yaşadığı derin bir hüzünle kendisine sorduğu soru bu: Yaşamak nedir? O gecenin sonunda karısının geçmişinde yaşanmış tutkulu bir aşkı ve o eski sevgilinin artık yaşamıyor olduğunu karısının kederli itirafı ile öğrendikten sonra Gabriel kendisinin asla böyle bir duyguya sahip olmadığını derin bir üzüntü ile idrak eder. Genç yaşta ölmüş bu eski sevgilinin yaşadığı tutkulu aşkın aslında tam da yaşamak fiili ile özdeşleştiğini kendisinin de bu duygudan mahrum bir yaşayan ölü olduğunu düşünür. Ölüler, aşkı, hayatı ve yaşamayı düşündüren bir öykü. 

Öykülerin hemen hepsi gündelik hayatın rutin akışının farkındalığını arttırıyor. Kendi hayatlarımızın sıradan akışının aslında ne kadar da üzerinde düşünülecek ayrıntıları olduğunu düşündürüyor insana. İnanılmaz betimlemeler, yanınızda konuşuluyormuş gibi inandırıcı diyaloglar. Ayrıca sözcüklerin hareketliliği ile Dublin’de bir gezintiye çıkıyorsunuz. 

Duygudaşlık kurarak öykünün içine girmek veya dışında kalıp düşündüren, soru sorduran, anlamadığınız kaygısını uyandıran güzel bir tabloyu seyrediyor olma hissi. Bu ikisini de bu kitapta yaşıyorsunuz. Tanımadığınız bir kent, hiç görmediğiniz, duymadığınız caddeler, çeşitli insan figürleri okumayı bazen yavaşlatıyor diyebilirim.  Ancak gerçek bir edebiyat eseri ile karşılaştığınıza emin olarak bitiyorsunuz kitabı. 

Joyce’a yaklaşmak ve onu anlayabilmek çabasındaysanız işe Dublinliler ile başlamak akıllıca. Bu duygusal ve katmanlı öyküleri okuma zevkini kaçırmayın. 

edebiyathaber.net (31 Ocak 2022)

  • Ali Nurettin Gürses - 04/02/2022 - 13:26

    Bazı kitaplar, bazı yazarlar, bazı öyküler, bazı filmler; izlerken, okurken veya dinlerken “anlamadığınız kaygısını uyandıran güzel bir tabloyu seyrediyor olma hissi” uyandırır, belki de, işte o duygu, bizi iyi bir okur, iyi bir gözlemci yapıyor olmalı. Yazarımız bunu çok iyi hatırlatmış, akla getirmiş, dahası bizi oraya davet etmiş. Eline sağlık.cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r