Masthead header

Jean-Louis Fournier: “Bekleyecek Vaktim Kalmadı Artık” üzerine karalamalar | Nüket Ceylan

Jean-Louis Fournier: “Bekleyecek Vaktim Kalmadı Artık” kitabını bir solukta okudum. Sabır üzerine düşünceler denilebilir pekâlâ. Kısacık bir özet. Bu kitaba yakışan bu olurdu kanımca. Kısa, özlü bir son. 

Sabır… Benim hayatımda, bizim hayatımızda da ne önemli bir kelime. Her şeye, herkese, mutluluğa, mutsuzluğa, sıradanlığa açılan bir kapı. 

Endişe ve sabır ne kadarda paralel diye düşündüm. Kaygı, şüphe, ne olacak bugün ne olmayacak. Bizim gibi ne zaman ne olacağı kesin olmayan ülkelerde “daha ne olmalı ki” kaygısı duyulmasından doğal ne var. 

Bu yazıyı yazarken gözüm dışarda bakıp beslediğim kedilerime takılıyor. Koşarak geliyorlar, onlar çok sabırlılar mesela. İnsanların onları beslemesini beklerken bile birbirlerini incitmiyorlar; itişip kakışmıyorlar, birbirlerini kırmıyorlar. 

Bizse hep aceleciyiz ama buna bile tezat şeyler oluyor ülkemde. Mutluluğu, yemek yemeyi, gülerek yapılan dost sohbetleri karşısında aceleci ama siyasetin bizi hep soluksuz bırakması karşısında ise sonsuz sabırlı. 

Sokaktaki hayvan seslerinden rahatsız olanlar var mesela. Özellikle köpek sesinden. Oysa çocukken uyumadan önce duyduğum köpek havlamaları güvenle uykuya dalmamı sağlardı. Çocukken insanların bu kadar zalim olduğunu öğrenmemiştim. Kibirli, türcü, kendi yaşamı için her şeyi göze alabilecek kadar pervasız ve aceleci. 

Kaygılanmadan uyandığım tek bir sabah hatırlamıyorum artık. Çocuklar okula giderken, kızlar gece tenha sokaklarda dolaşırken, ağaçlar gökyüzüne sığınırken ve hayvanlar hala rahatça gezebiliyorken bunların her an elimizden alınması şüphesi yüzünden kaygılanmadığım tek bir gün yok. 

Oysa gün boyunca kitap okumayı çok severim. Zihnim rahat eder okuma anında. Derin bir senfoni gibi çeviririm yaprakları. Ama şimdi kitap okurken bile gözüm hep haberlerde: “Bugün ne olacak? Nasıl olacak? Kuşlar ötmeye, köpekler havlamaya, çocuklar oynamaya, kızlar telaşsızca korkmadan eve dönebilecek mi?” diye.

Peki, sabrın sonu hep selamet mi? 

Jean-Louis Fournier okudum bu sabah. Çocukluğun, gençliğin, ihtiyarlığın hepsini bir arada yaşadım. Sabrı, telaşı, aceleciliği, beklemeyi, zeki ve aptal insanları… 

Dili titiz, cümleleri naif, kısa ama çarpıcı; kurgusu öz hayattan küçük anekdotlarla dolu. Zihninizi epey meşgul edecek bu kitabı çok sevdim. Öğütlerini, hız çağında nasıl hıza esir olduğumuzu… Örneğin hızlı bir trenin eskiden yavaş olan tren karşısındaki aczini. Yolun uzunluğunun insan yaşamına kattığı güzelliklerin öylece hızlıca harcanıp gidivermesinin hüznünü. Oysa dalıp giden manzaranın, içilen çayın güzelliğini, fincana yansıyan ışığı göremeden geçen yolculuğun keyfini çıkaramamak; “kendi zamanımızdan çalmak” değil midir? Hızlanan teknoloji aslında tüketim kültürünü tetikleyerek bizi kendi zamanına muhtaç ediyor. Ne beklemenin keyfini ne de zamanı yaşamamıza izin veriyor. 

Şöyle diyor Jean-Louis Fournier: “Sabırsız kişi en iyisi olsun diye beklemenin zevkini bilmez. Henüz elimizde olmayan bir şeyin zevkini. Hatırlamanın, onu düşünürken geçen zamanın keyfini sürmenin zevkini. Mutlu bir olayı beklemenin zevkini. Dokuz ay beklemenin zevkini. Bugün sahip olabileceğiniz çocuğu ileri zamana erteleyin.” (sayfa 85)

Muzip bir ironi var yazarın üslubunda. Hayır, bu bir kitap eleştirisi olsun istemiyorum. Bu benim bu kitaba dair hissettiklerim olsun istedim. Düşündüm kitabın söylediklerini. Yazarın ironisine bir selam yolladım. Hayatın zevklerine, kaygıların geçiciliğine karşı bir zafer. 

“Saçma sapan konuşanlara karşı da sabır göstermek şart mıdır?” der yazar sayfa altmış ikide ve devam eder: “Düpedüz saçmalayanlara karşı da sabır göstermek şart mıdır? Hayvanlarda his olmadığını, acı çekmediklerini söylemeye cüret edenlere? Peki engelli çocukların Tanrı’nın bir cezası olduğunu söylemeye cüret edenlere? Afrikalıların Beyazlardan daha az zeki olduğunu söylemeye cüret edenlere? Erkeklerin kadınlardan daha zeki olduğunu söylemeye cüret edenlere? Aşıların sağlığa zararlı olduğunu söylemeye cüret edenlere? Ya hiç kuşkum yok diyenlere?” 

Cevap: “Hayır ahmaklara sabır gösterilmez.” (sayfa 65)

Bu minicik kitapta sanattan resme, müziğe kadar dokunmuş yazar. Ve en önemlisi salt “düşünme” vadediyor. Yarına, inancınıza, hayatta yaşanılan onca şeye karşı sorularınız olmalı diyor yazar. Hayat denilen şey tam da bu değil mi? Sorular sormak, karşılığını almak. 

Kaygılarınıza, kuşkularınıza karşılık vermek için işin sırrı ise sizde saklı ey okur!

“Yıldırım düşürebilmek için uzun bir süre boyunca bulut olmayı kabullenmek gerek… diye yazmış Nietzsche. Sevmeye ne kadar vakit ayırırsak o kadar uzun süre severiz.” (sayfa 87) 

Kaynak: Jean-Louis Fournier: “Bekleyecek Vaktim Kalmadı Artık”, Çeviren: Hazel Bilgen, YKY Yayınları, 99 sayfa.

edebiyathaber.net (24 Kasım 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r