
Nagehan Dermancı, ilk kitabı Baktığım Her Yerde ile edebiyat dünyasına 2025 Seyhan Livaneli Öykü birinciliği alarak dikkat çekici bir giriş yaptı. Karakterlerini kolay unutulmayacak ölçüde canlı kuran, onların psikolojik derinliğini olaylardan çok ayrıntılara yerleştiren yazar, ilk kitabıyla bu ilginin ve ödülün karşılığını verdiğini gösteriyor.
Dermancı’nın öykülerinde geçmiş ile bugün ustalıkla iç içe geçiyor. Gerçekçi diyaloglar, imgelerle güçlendirilen atmosfer ve karakterlerin iç dünyasına odaklanan anlatım, okuru yalnızca olayların değil, insanların ruhsal kırılmalarının da tanığı hâline getiriyor. Kitabın bütününe yayılan temel mesele ise bireyin yalnızlığı, aidiyet yoksunluğu, sevgisizlik, toplumsal dışlanma ve bunların insanı suça ya da geri dönüşü olmayan kırılmalara sürüklemesidir. Günlük yaşamın içinde çoğu zaman fark edilmeyen, görmezden gelinen insanlar, Dermancı’nın güçlü atmosferi sayesinde yeniden görünür olur. Kimliğinin yıkılışına tanık olduğumuz kahraman da, ölüm döşeğinde arkasından konuşulan insan da, toplumun dışına itilmiş suçlu da aslında her gün karşılaşabileceğimiz kişiler. Yazar, bireyi yalnızca yaptığı eylemlerle değil, o eylemlere sürükleyen toplumsal koşullarla birlikte ele alır. Bu yaklaşım özellikle “Sevmekten Kim Usanır?”, “Arasat” ve “Görünmez” adlı öykülerde belirginleşir.
Kitabın önemli damarlarından biri de kolektif hafızadır. Dermancı, tarihsel geçmişi bireysel yaşamlarla buluşturarak okurda güçlü bir toplumsal bilinç oluşturmayı başarıyor. “Guguklu Saat” öyküsünde Balkan Göçü’nün acılarıyla teyzeden kalan guguklu saat aynı hafızanın parçaları hâline gelir. Saat, yalnızca bir eşya değil; geçmişin bugüne uzanan sesi, kuşaklar boyunca taşınan travmanın simgesidir. Kahramanın dün ile bugün arasında sıkışmışlığı, geçmiş acılarının genetik ya da kültürel bellekte yaşamaya devam ettiği düşüncesini etkileyici biçimde hissettirir. Benzer şekilde “Nar” öyküsünde kırsaldan kente göçün ailelerde yarattığı yoksulluk, çaresizlik ve çatışmalar bir çocuğun masum bakış açısından aktarılır. Çocuk anlatıcının saflığı, yaşanan trajediyi daha da büyütür; göçün yalnızca tarihsel bir olgu değil, günümüzde de farklı biçimlerde devam eden toplumsal bir yara olduğunu düşündürür.
Kitaba adını veren “Baktığım Her Yerde” ise ayrı bir değerlendirmeyi hak eden öykülerden biridir. Dermancı, kadının bastırılmış duygularını, kendi bedenini ve cinselliğini tanıma çabasını büyük bir incelikle anlatırken hiçbir zaman edebî ölçüyü elden bırakmaz. Kahramanın psikolojisini bütün yalınlığıyla kurarken onu ne yargılar ne de romantize eder. Mekânın gerçekliği, korkular, itiraflar ve toplumsal baskılar karakteri okura yaklaştırır. Bununla birlikte öykü, önemli bir soruyu da bilinçli biçimde yanıtsız bırakır: Kahramanı bu noktaya getiren esas güç toplumun baskısı mıdır, yoksa yıllarca bastırdığı ve adını koyamadığı duyguları mı? Bu belirsizlik, öykünün en güçlü yönlerinden biridir ve okuru metnin ardından düşünmeye zorlar.
Dermancı, trajediyi kurmaca içinde inandırıcı kılmayı başaran bir yazar. Özellikle “Taammüden” öyküsünde HIV üzerinden yalnızca hastalığı değil, çocuk istismarını, aile içindeki ihmal ve sevgisizliği görünür kılar. Çocuk için istismar, çoğu zaman tek seferlik bir suç değil; yaşam boyu süren, insanı her gün biraz daha eksilten planlı bir ölümdür. Yazar bu düşünceyi didaktikleşmeden, karakterinin yaşamı üzerinden okura hissettirir. İstismarını merkeze alan bir diğer önemli öykü olan “Bir Dilim Pasta” ise polisiye atmosferiyle dikkat çeker. Ancak öykünün asıl başarısı, okuru yalnızca suçun peşinden sürüklemek değil, suçun ardındaki toplumsal ve psikolojik yıkımı görünür kılabilmesidir. Çocuklukta yaşanan karanlığın yetişkinlikte bıraktığı onarılmaz izler, güçlü atmosfer ve başarılı kurgu sayesinde sarsıcı bir etki yaratır.
Kitabın son bölümünde yer alan “Son Görev” ve “Masum” öyküleri ise Dermancı’nın toplumsal eleştirisini daha da derinleştirir. Yazar, toplumun bireye yüklediği rollerin, yoksulluğun, sevgisizliğin, aile içindeki şiddetin ve cinsiyet eşitsizliğinin insan ruhunda açtığı yaraları cesurca anlatır. Bastırılmış öfke, suçluluk, vicdan ve merhamet duyguları iç içe geçerken, okur karakterleri yalnızca yaptıklarıyla değil, onları o noktaya getiren yaşam koşullarıyla değerlendirmeye yönelir. Özellikle “Masum”, toplumsal ve cinsel eşitsizliğin bireyin kaderini nasıl belirlediğini gösterirken; “Son Görev”, karanlık bir hikâyeyi beklenmedik bir vicdan muhasebesiyle sonlandırarak okuru şaşırtmayı başarır.
Baktığım Her Yerde, toplumun kıyısına itilmiş insanların sesini duyuran, bireysel travmaları toplumsal hafızayla buluşturan, psikolojik çözümlemeleri güçlü atmosferlerle destekleyen nitelikli bir ilk kitap. Nagihan Dermancı, insan ruhunun kırılganlığını, toplumsal eşitsizlikleri ve görünmeyen acıları yalın ama etkileyici bir dille anlatırken okurunu yalnızca öykülerin içine değil, kendi vicdanıyla da yüzleşmeye davet ediyor. İlk kitabıyla kurduğu bu güçlü anlatı dünyası, onun çağdaş öykücülükte adından söz ettirecek kalemlerden biri olduğunu düşündürüyor.

















