Masthead header

İlk Kitap: Hande Çiğdemoğlu | Mesut Örs

İlk kitap söyleşilerimizin bu haftaki konuğu İnkılâp Kitabevi’nden çıkan Kâğıt Kesiği adlı öykü kitabıyla Hande Çiğdemoğlu.

“Kâğıt Kesiği’nde, yaraları ile yaşayan insanların bizden, tanıdık hikâyeleri var.”

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Kitaplar hayatınıza nasıl girdi, “okur” olmaktan “yazar” olmaya giden yol nasıl başladı ve ilerledi?

“Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar.” ile biten masallardan sonra, gökten düşen elmalardan birini yemiş, diğerinin kabuklarından kayık yapmış, sona kalan en güzelini ise kargalara yedirmiş yalnız çocuktum ben. Okumayı öğrendiğim andan itibaren yazmaya da başladım her çocuk gibi. Böylece yalnızlığı küstürmeden kalabalıklaşmanın yolunu da bulmuş oldum diyebilirim. Yazmaya sadece eylem değil bir yaşam, yaşama yaklaşma tarzı olarak baktığımı da söylemeliyim. Hikâye dinlemeyi, hikâye okumayı, hikâye anlatmayı ve dünyayı bir hikâye gibi görmeyi seçen çocuğun yolu mutlaka edebiyatla birleşiyor. Burada anne, babamın edebiyatsever olmasının büyük katkısı var elbette. Bana göre evimizin en güzel köşesi olan kitaplığımızın karşısında saatler geçirdiğimi anımsıyorum. O koca ciltli, sayfaları sararmış ve tarifsiz büyüye sahip kitaplar ve içinde barındırdığı dünya benim için Alice’in Harikalar Diyarı’ndan farksızdı. Kitaplar ve yazarlarını koyduğum bu fantastik dünyanın gerçekliğe dönüşmesi lisede yazdığım öyküye “sen de yazar olabilirsin” karşılığını veren öğretmenim sayesinde oldu. Gerçek ama ulaşılması zor bir hayal, yazarlık… Bundan sonraki yol, farklı eğitimler, iş ve aile yaşamı sayesinde hayalden vazgeçmeden ama gittikçe ondan uzaklaşarak uzadıkça uzadı. Ta ki şairin “yolun yarısı” olarak tarif ettiği yaşa gelene kadar. Bir karar vermem gerekiyordu. Ben de aktif iş yaşamını ve hayatıma dâhil olan pek çok şeyi bir kenara koyarak dümenimi tamamen edebiyata çevirdim. Bu zamana kadar dünyaya yazar gözüyle bakan çocuk, artık gördüklerini kaleme daha rahat dökebiliyordu. Disiplinli ve mesaili bir çalışma stili geliştirerek yazmayı profesyonel bir eylem olarak hayatıma dâhil ettim. Yazarlığı meslek olarak kabul ettim. Seçtiğim bu kutlu yola, yaklaşık altı sene sonra Kâğıt Kesiği ile yeniden çıktım diyebilirim.

Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma süreci nasıl gelişti, yazarken uyguladığınız belli rutinler veya ritüeller var mı?

Yola “Bir kitabım olsun” arzusu ile çıkmadığımı itiraf etmeliyim. Elbette yazıyla uğraşan herkes eserlerinin kitaplaşmasını düşler. Ancak kendi adıma bunun için bazı yolları yürümem, bazı aşamalardan geçmem gerektiğinin bilincindeydim. Üstüne üstlük edebiyatı bir boş zaman uğraşı olarak görmüyor, yazma eyleminin insanın bireysel dışavurum çabasından çok daha fazlası olduğunu düşünüyordum. Ancak kitaplaşma sürecine başlamadan önce, okurla bir ilişki kurmak istedim. Bu bağlamda yazdığım öykü ve yazıların edebiyat alanında yayın yapan mecralar aracılığıyla okurla buluşması ve karşılık görmesi benim için bu süreci tetikleyen ana unsur oldu diyebilirim. Kendimce dilediğim aşamaya ulaştıktan sonra çoğu yayımlanmamış elliye yakın öyküm arasından belirlediğim temaya uygun 18 öyküyü seçtim ve kitap dosyası haline getirdim. 

“Kâğıt Kesiği” dosyamın içindeki öykülerin ortak temasını tanımlayan bir isim. Biliyorsunuz incecik, belli belirsiz bir çizgidir kâğıt kesiği. Çoğu kez nasıl olduğunu bile anlamadığınız ama acısını, kanayan bir yaradan daha derin hissettiğiniz bir yara haline dönüşür. Bu anlamda kitabımın isminin içindeki öykülerle birebir örtüştüğünü düşünüyorum. 

Öykü ve yazılarınız daha önce basılı ve dijital yayınlarda yayımlandı, ödüller aldı ama bunların kitap haline gelmesi ayrıca zorlu bir süreç. Bu konuda yayınevlerine ulaşma, başvuru ve dosyanın kabul edilmesi sürecinden bahsedebilir misiniz? Bu süreçte yaşadığınız zorluklar olduysa bunları nasıl aştınız?

Bir tema çerçevesinde belirlediğim dosyamı uzunca bir süre yayınevleri ile paylaşmadım. Zaman zaman tekrar gözden geçirdim. Biliyorsunuz editoryal çalışma, işçiliği kuyumculuğa benzeyen ve neredeyse sonu olmayan bir süreç. Bu aşamada sevgili Zafer Köse’den oldukça destek aldım. Dosya tam anlamı ile içime sindiği zaman çizgisini beğendiğim büyük birkaç yayınevi ile paylaştım. Yaklaşık altı ay içinde başvuru sonucum sonuçlanmıştı. Yola İnkılâp Kitabevi gibi köklü bir yayınevi ile çıkmak benim için büyük bir mutluluk kaynağı. 

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

Kâğıt Kesiği’nde, yaraları ile yaşayan insanların bizden, tanıdık hikâyeleri var. Öykülerimde yaşadığımız toplumun yazılan yazılmayan, örtülü ya da apaçık kurallarının, rollerinin,  alışılmış ama çözülmemiş sorunlarının açtığı kâğıt kesiklerinin ince sızısını aktarmayı istedim. Aslında insanın kendi kitabı hakkında söyledikleri, sanırım yapmaya çalıştıklarından ibaret oluyor. Bu anlamda okur, kitaptan nasıl bahsedecek, heyecanla beklediğim şey bu.

Bu arada şimdiye kadar sanırım kitabımı en güzel, en öz anlatan kişi, büyük usta Zülfü Livaneli oldu. Arka kapak yazısı için aktardığı düşünceleri, benim için sahiden büyük bir onur, kendisine yürekten teşekkür ediyorum. 

“İlk kitap” hem yazar hem yayınevi açısından birlikte yeni bir yola çıkmanın heyecanını ve soru işaretlerini taşır. Siz “ilk kitap” olgusuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

İlk kitap, yazarın bu engin denize attığı ilk taş. Bir hare yaratacak mı, kalplere, zihinlere dokunacak mı? Bu sorular yazar için heyecan verici. Sonuç her ne olursa olsun artık kahramanlarının kana cana büründüğünü, hikâyelerimin, fikirlerimin gerçeklik kazandığını hissetmek çok güzel. 

Yeni çalışmalarınız var mı? Varsa, kısaca söz edebilir misiniz?

Öykü ve düşünce yazıları yazmaya devam ediyorum. Aslına bakarsanız kitap basım sürecinde bir ikinci kitap kadar öykü yazdım. Ancak ikinci kitap için kafamda bir novella çalışması var. Kısa bir süre sonra bir uzun öykü için çalışmaya başlayacağım. Bunun yanı sıra senaryo ile ilgileniyorum, bu türde çalışmalar yapmak istiyorum. 

Yazar/şair adaylarına tavsiyeleriniz neler olur?

Aday kelimesinden pek hoşlanmıyorum açıkçası. Yazın ile uğraşan, bu işe gönül veren, emek sarf eden, mesai harcayan, ortaya çıkan eserlerini okurla buluşturan herkes kitabı olmasa da yazar olarak adlandırılmalı bence. Yazarlık, yeni, acemi, iyi, kötü, usta olarak nitelendirilebilir ancak aday kelimesinin motivasyon kırıcı olduğunu düşünüyorum. Çünkü adaylığın hangi aşamadan sonra sonlanacağı konusu oldukça muğlak. Bu bağlamda sorunuzu henüz yazmaya başlamış kişiler için cevaplamak isterim. Öncelikle “neden yazıyorum?” sorusunun cevabını netleştirmeleri gerekir. Ve “bunu ne kadar istiyorum, bunun için nelerden feragat edebilirim?” Zira emek vermeden yol alınacak bir uğraş değil edebiyat. Yazmanın vazgeçilmez unsuru olan okuma eylemini daha bilinçli yapmalarını, özellikle ilgilendikleri türün önde gelenlerini, aynı zamanda çağdaşları ve yenileri takip etmelerini, bu işin olmazsa olmaz unsuru disiplinli çalışmayı benimsemelerini, sabır ve özen kavramını benliklerine dokumalarını öneririm. 

edebiyathaber.net (8 Ağustos 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r