Masthead header

İlk Kitap: Gökhan Bakar | Mesut Örs

İlk Kitap söyleşilerimizin bu haftaki konuğu, Everest Yayınları’ndan çıkan Sahipsiz Şeyler isimli kitabıyla Gökhan Bakar.

“Okuduğum için yazmadım. Yazmaya ihtiyaç duydum.”

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Kitaplar hayatınıza nasıl girdi, “okur” olmaktan “yazar” olmaya giden yol nasıl başladı ve ilerledi?

Sorunuzu “okur” ve “yazar” olmaktan çok okuryazarlıktan alırsam kendimi de doğrudan özgeçmiş beyanından kurtarmış olurum. Öncelikle çocuk kitabı okuduğumu pek hatırlamıyorum, kitapların hayatıma girişi pedagojik ya da denetime tabi değildi fakat imkânlar nispetinde ilginç bir deneyimdi. İlçe kütüphanesinden ödünç aldığım kitapları iki hafta içinde iade etmek durumundaydım. 19. yüzyıl klasiklerinin kötü çevirileriyle ortaokulda seri biçimde tanıştım. Kavimlerin helâkıyla da öyle. Kötü çevirinin ve zamansız okumanın zorlayıcı durumlar gibi büyüklerin dünyasını dolaysız öğreten bir yönü var fakat bu da mesafeli düşündüğümde bir çocuk için nahoş bir durum. En zararsız haliyle boş yatırım. İyi tarafı okuma alışkanlığı kazandırması olabilir.

Şimdi ilk öykü kitabım üzerinden hazır kendimi tanıtırken okuma ve yazma serüvenimi mükemmelleştirmek, örneğin küçük yaşlarımdan itibaren Fransız edebiyatına merak sardığımı ve aynı anda sırf Puşkin okumak için de Rusça öğrendiğimi söylemek aklımdan geçmedi değil; neden özel alanım olarak gördüğüm bir konuda dürüst davranma yüklentim olsun? Yazar ya Caesar olur ya ahmak türünden yığınla önyargı çarkında korku, tereddüt ya da otosansürün ötesine geçip çarpıtmak, içtenliğin üvey evlat oluşu karşısında yaygın ve kabul gören bir alan.

Yazı tura attım, doğruluk çıktı: Hayatının bir bölümünü taşrada geçiren fakat yeni mezun CV’lerindeki gibi, “yürüyüş yapmak, yüzmek ve kitap okumak” hobisiyle taşralı olmaktan kendini sakınmış çoğu yazarın sahiplenmek istemeyeceği bir okuryazarlık geçmişim var. Hatta yine pek çoğunun söyleşilerinde anmadan yapamadığı gibi ben de o yıllarda bir kompozisyon ödülü almıştım. Bu benim için sekmediyse, yukarıdaki hayat olayı da pek çoğu için sekmiyordur. Aldığım bir ödül hariç “ödül neydi?” hatırlamıyorum. Gelmek istediğim yer toparlayacak olursam şurası: Milli Eğitim Müdürü’nün elinden kompozisyon birincisi olarak aldığım ödül paketini eve döndüğüm zaman açmaya karar verdim, o yıllarda sevincini daha çok paylaşan biriydim ve abime, “Sence içinde ne var?” diye sordum. “Ne bileyim, cart curt” diye cevapladı. Paketi açtım, içinden Rıfat Ilgaz’ın Cart Curt’u çıktı. İşte okurluk da yazarlık da serbest düşüşle başladı benim için ve üniversiteye kadar bu şekilde devam etti.

Üniversite yılları itibariyle daha sistemli okumalar yapmaya çalıştım, eskiden okuduğum metinlere “yeniden” döndüm. Burada “yeniden” vurgusunu ikinci defa aynı eserle hiç okumamış gibi karşılaştığımı ifade etmek için kullanıyorum. Türk Edebiyatının iyi yazarlarını yine ilk defa üniversitede okudum. El yordamıyla okumayı bu yıllarda yavaş yavaş bir kenara bıraksam da üslup ve düşünce biçiminin dönüşmesi zaman aldı. Uzun süre edebiyatla ilgili bir şey yazmadım. Yalnızca okudum. Bu süreçte ilk ciddi yazarlık deneyimim hukuk alanında yazdığım bir kitapla oldu ve bu monografiyi yine mesleki alanda yazdığım iki kitap ve çeşitli yayınlar takip etti. Bir süre Kökşiir dergisinin yayın kurulunda yer aldım. Daha sonra ilk öykü kitabım Sahipsiz Şeyler yayımlandı.

Geçmişe göz attığımda yazar olmak için okumadım. Okumaya ihtiyaç duydum. Okuduğum için yazmadım. Yazmaya ihtiyaç duydum. Dönemsel olarak ya okuyorum ya yazıyorum zaten. Bazen uzunca süre hiçbir şey yapmadan yaşayabiliyorum. Okur ve yazar olmak birbiriyle etkili gibi görünse bile daha çok hayatın bütünüyle ilişkili muvakkat haller gibi geliyor bana.

Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, ismine nasıl karar verdiniz, yazma süreci nasıl gelişti, yazarken uyguladığınız belli rutinler veya ritüeller var mı?

Diğer öykülerden önce Kapak Hesabı ve 2018 Kapanı öykülerini yazmıştım. Kapak Hesabı’nın yayımlandığı sayıda Öykülem yayın hayatını sonlandırdı. 2018 Kapanı’nın yayımlandığı sayıda ise Öykü Gazetesi yayın hayatına son verdiğini duyurdu. Bu rüzgârla üçüncü öyküyü uzun yıllar yayın yaptığı için gözüme kestirdiğim bir dergiye gönderdim, tehlikeyi sezmiş olacaklar ki çıt çıkmadı.

Adını andığım ilk iki öyküde de eksen bir karakter vardı ve her öykü planında bir tepki ya da bir tavır olarak karşıma çıkıyordu; yani içecek suyu vardı karakterin, Kapak Hesabı’yla ona en baştan yazdığım son bile buna engel olamadı. Bu eksen karakterin bu defa yazmak istediğim diğer öyküler bakımından taşıyıcı olabileceğini düşündüm. Dosya fikri böylece ortaya çıktı. Kitabın adı rastlantı eseri 4721 sayılı Kanun’da civar bir maddeyi ararken gözüme çarptı; hukuktaki dar anlamından ziyade kitapta merkeze almaya çalıştığım şeyin ve şeyleştirilmelerin hayattaki karşılıkları bakımından çağrıştırdığı anlamı düşündüm ve ismi iktibas ettim. Kitabın adı hakkındaki başkaca izleklere öykülerde rastlanabilir. İsviçre – Alman – Türk Medenî Kanunu kanunkoyucularına, “Herrenlose Sachen” terimini Türkçe’ye “Sahipsiz Şeyler” şeklinde çeviren taslak/bilim komisyonuna sorunuz vesilesiyle teşekkürü borç bilirim.

Yazarken sigara ve kahve dışında hiçbir alışkanlığım ya da ritüelim yok. Çalışma odamda tek kalmanın dışında.

Dosyayı bitirdikten sonra yayınevlerine ulaşma, başvuru ve dosyanın kabul edilmesi sürecinden bahsedebilir misiniz? Bu süreçte yaşadığınız zorluklar olduysa bunları nasıl aştınız?

Dosyayı bitirdikten bir süre sonra Everest Yayınları’na gönderdim. Yayınevinin bekleme süresi 3 aydı. Kabul cevabından sonra ayrıca yayıma hazırlanma süreçleri oldu.

Bunun dışında genel olarak zihnimde yazdığım şeyin yayımlanıp yayımlanmayacağı meselesi sonsuza dek şüpheli bırakacak kadar değer atfettiğim bir konu değil; makul bir süre bekledikten sonra metnim cevapsız bırakıldığında çalışmayı geri çektiğimi bildirir bir maille süreci sonlandırdığım oldu zaman zaman. Yani ben beklemiyorum böyle yaptığımda, dosya bekliyor. Dosyanın beklemesi şahsen hiç yoran bir mesele de değil, yazıyorsanız zihin konforunuz ve kendinizi sükutla bile olsa istismar ettirmemeniz değerli.

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

Kitap, şiddet üzerinden birbiriyle ilişkili öykülerden oluşuyor. İkinci sorunuza verdiğim yanıtın bu soruyu da az çok karşıladığını düşünüyorum. Daha ilgilisi için tekrara girmemek bakımından yeni çıkan bir şiir kitabının adına tehzil gibi olacak fakat; Ayrıca bkz. Hasan Turgut’la K24’te kitap hakkında yaptığımız söyleşi.

Yeni çalışmalarınız var mı? Varsa, kısaca söz edebilir misiniz?

Bekleyen bir şiir dosyam var. Yayımlanırsa okurunda karşılığını bulur umarım. 

Yazar adaylarına tavsiyeleriniz neler olur?

Söyleşi okurluk ve yazarlık üzerinden ilerlediğinden Enis Batur’un temel metin seçkisinden Italo Calvino’nun, “Klasikler Neden Okunmalı?” yazısını öneririm. Herkesin deneyimi farklı, mahsus olanı tavsiye bile olsa ifade etmek zor olduğu gibi beni bağlamasından da hoşlanmıyorum. Aynı seçkide Charles Jencks, Peter Eisenmann’a Racquel Welch’in “İnsan bedeninin en seksi organı beynidir,” sözü hakkında ne düşündüğünü soruyor ve “…başka birçok seksi organ da vardır. Mideye ne dersin?” diye karşılık buluyor.

Başka ne söyleyebilirim, adaylıktan yazarlığa geçiş hapları var mı bilmiyorum. Yine de deneyeyim: 1. Kendimden biliyorum. Çok dövüşenler kötü yazar. Aklıma dövüşmek düşünce yazı yazamam ben. Yazar rahatladıktan sonra yazmaya devam edebilir.  2. Aut disce, aut discede; manet sors tertia, caedi, zor sorular ve verilmesi güç kararlar için Latince özlü sözler etkili olabilir.

Kolay gibi görünen zor sorulardı. Bitirirken ilk sorunuza, “Ben Gökhan Bakar. 1986’da Sakarya’da doğdum. Başak burcuyum” diye başlamak isterken bu tür konularda kendime uyguladığım otosansürü ve söyleşiye başladığım ilk cümleyi ve bu cümleyle çelişen ancak yarı resmiyette kesişen sonraki örtük tanıtım tavrımı düşüneceğimi bilmenizi isterim. Söyleşiyle açtığınız alan için teşekkürler. 

edebiyathaber.net (23 Ağustos 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r