Masthead header

İlk Kitap: Doğan Ateş | Mesut Örs

İlk kitap söyleşilerimizin bu haftaki konuğu İthaki Yayınları’ndan çıkan Ay Işığında sancı isimli kitabıyla Doğan Ateş.

“Her gün bir cümle de olsa yazmaya çalıştım. Disiplini bir kere elden bırakırsam tekrar kazanamayacağımı düşünüyordum. Kimi zaman iki sayfa ilerler kimi zaman bir sayfayı silerdim, özetle hiçbir şekilde adım atmaktan vazgeçmedim.”

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Kitaplar hayatınıza nasıl girdi, “okur” olmaktan “yazar” olmaya giden yol nasıl başladı ve ilerledi?

Hikâye Ankara’da başladı.  Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin kapısından Antropoloji öğrencisi olarak girdikten sonra kitaplar hayatımda büyük bir yer kaplamaya başladı. Özellikle sosyal antropoloji anabilim dalına ait derslerin okumaları haftalık 400-700 sayfa aralığındaydı çoğunlukla. İnsanı insana en iyi anlatan bilim dalı olarak görülen, bizlere böyle anlatılan bir bölümün, insanın ufkunu ne kadar açabileceğini pek çoğumuz tahmin edebilir. Ek olarak sosyoloji, halk bilimi veya sanat tarihi gibi bölümlerin de derslerini seçme imkânımız mevcuttu. Hâl böyle olunca çantanız oldukça ağır, masanız hiç olmadığı kadar kalabalık olabiliyor.

Okuma serüvenimin geniş olması, derenin yatağını hazırlayan en önemli kısımdı. Zaman ise bu dereden akan suyun usul usul, farkına vardırmaksızın taşmasındaki önemli etkendi. Ders için başlayan okumalarım, ister istemez farklı bir yazarı hayatıma katıyordu. Sözgelimi, Umberto Eco’nun Gülün Adı adlı kitabını ders için okuduktan sonra zamanla yazarın diğer kitaplarını okudum. Bunun dört yıl boyunca olduğunu düşününce çevrilen sayfalar “kendiliğinden” yazılan sayfalara dönüştü.

Bir başka söyleşide anlatmıştım, tekrar olmasın. Özetle, ressam olamayacaktım fakat kederimi, sevincimi, ilk aşklarımı, yolculuklarımı, tanık olduğum ölümleri bir şekilde anlatmalıydım. Ben de yazdım, önceleri sabırsızlıkla zaman geçtikçe ise sabretmeyi bilerek, acele etmeksizin.

 “Ay Işığında Sancı”nın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, ismine nasıl karar verdiniz, yazma süreci nasıl gelişti, yazarken uyguladığınız belli rutinler veya ritüeller var mı?

Karahindiba Dergi’nin son sayısı çıktıktan sonra Ankara’dan Denizli’ye taşındım. Bununla birlikte yoğun bir okuma programı içerisine girdim. Bu süreçte dergilerden uzaklaştım, öykü göndermeyi bıraktım. Sadece okuyor, uzun yürüyüşlere çıkıyordum. Her yürüyüşümde farklı yolları kullanırdım. Bu yürüyüşler kurguya, karakterlere, Ay Işığında Sancı’nın ilk cümlesine gidiyormuş. Ekim 2017’de romanın ilk cümlesini yazabilmiştim. Son noktaya kadar uzun bir süreç oldu, diyebilirim. Bu zaman diliminde her gün bir cümle de olsa yazmaya çalıştım. Disiplini bir kere elden bırakırsam tekrar kazanamayacağımı düşünüyordum. Kimi zaman iki sayfa ilerler kimi zaman bir sayfayı silerdim, özetle hiçbir şekilde adım atmaktan vazgeçmedim.

Yazmaya başladığım dönemler mekan, zaman ayrımı yapmadan yazabilirdim. Zamanla, özellikle Ankara’dan Denizli’ye taşındıktan sonra sessizliğe yöneldiğimi fark ettim. O dönem çalışmadığım, tek gayem Ay Işığında Sancı’yı yazmak olduğu için günün ilk ışıklarıyla birlikte kalemi elime alırdım. Günde 5 saati aşmazdı uykuya ayırdığım dilim. Sonrası okumak, yazmak ve yürüyüşlere ayrılırdı.

Kitabın yayımlanacağını öğrendikten sonra gönderdiğim dosyadaki isimden vazgeçme fikri de baş göstermişti. Sonrasında editörümle de bu kanıya vardık. Uzun bir listeden elemeler yaparak bu halini aldı. Hâlâ söylerim, bir metnin ismi en az o metni yazmak kadar düşündürüyor.

Dosyayı bitirdikten sonra yayınevlerine ulaşma, başvuru ve dosyanın kabul edilmesi sürecinden bahsedebilir misiniz? Bu süreçte yaşadığınız zorluklar olduysa bunları nasıl aştınız?

Ay Işığında yaklaşık 18-19 ay sonunda bitmişti. Gerek yayınevlerinde çalışan arkadaşlarımın olması gerek dergicilik yaptığım zaman diliminde tanıştığım yazarlardan dinlediğim kadarıyla zorlu bir sürecin beni beklediğini biliyor, buna kendimi hazırlıyordum yazma sürecinde. Belirlediğim ölçülerim vardı. Dosyayı gönderdiğim yayınevlerini buna göre seçiyordum. O yüzden kalabalık bir ağın içinde seçeneğim de azdı. Dosyayı gönderdikten sonra bekleme süresinin 3 ay ile 9 ay arasında değişeceğini bildiğim için ilk etapta üç yayınevine gönderdim. Yaklaşık dört ay sonra dosyanın reddiyle ilgili mailler gelmeye başladı. Dosyanın bir kez daha çıktısını alıp ince eleyip sık dokumaya başladım birkaç ay, her gün. Sonrasında ise kendime bir şans verdim. İster istemez, ara sıra umudum da kırılmıyor değildi bu çalışma aralığında. Üç yayınevi içerisinde birisini seçmeye karar verdim. Sonrasında Ay Işığında Sancı’nın editörü olarak Devrim Horlu’yu görmek, onunla çalışmak istediğime karar verdim. Dosyayı ilettim. Çok geçmeden dosyayı okumaya başladığına dair bir mail gönderdi. Düşünüyorum da, dosya kabul edilmeseydi bile o maili almış olmak, dikkate değer görülüyor, yazdıklarıma zamanın ayrıldığını bilmek ayrı bir motivasyon kaynağı olacaktı, eminim. Sonrası mı? Bir öğle vakti bilmediğim bir numara aradı, telefonu açtım. Devrim Horlu’ydu arayan. O anı, o günü, ofisteki yürüyüşüm hâlâ aklımdadır. Dilerim ki, yazıya emek veren kişi o anı yaşar.

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

Bu soru benim için her daim zor olacaktır. Yine de elimden geldiğince, dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım. Ay Işığında Sancı, bir yol hikâyesi olarak başladı. Yol, yazarken başka kitaplara, o kitapların içerisindeki karakterlere, müziklere götürdü. Karakterlerin ortak özelliği ise hiçbiri kendi hikâyesini bilmiyordu, hep bir arayış mevcuttu içlerinde; ve bir şekilde yolları kesişmeliydi bu insanların, kitapların, şarkıların.

Ay Işığında Sancı, zor olanın hikâye anlatmak mı yoksa ele alınan bu hikâyeye insanların inanmasını sağlamak gibi birtakım tartışmayı da bünyesinde barındırıyor. Elbette, bu noktada okur ne düşünür bilemem fakat inandığım bir şey var bu noktada, o ise inandığım hikâyeyi nasıl anlatacaktım. Benim için önemli olan nokta buydu hep.

Es geçemeyeceğim bir nokta ise içerisinde bulunduğumuz siyasi iklim. Ay Işığında Sancı, her ne kadar kendi hikâyesini sevmeyen kişileri buluştururken unutturmak istemediği, daima zihnimizde yer etmesini istediği siyasi olayları parça parça okura hatırlatmaktan çekinmiyor hiçbir şekilde.

Yeni çalışmalarınız var mı? Varsa, kısaca söz edebilir misiniz?

Ay Işığında Sancı’yı kitap olarak elime aldığım gün, ilk çıktıyı yazıcıdan aldım. Çalışmak hiç bitmeyecek, diye umuyorum. Sürpriz yapıp şaşırtmak istiyordum okuru fakat bir kez daha roman ile karşılarına çıkacağım sanırım. Yine de zaman neyi gösterir, bilemeyiz; yaşayıp görelim.

Yazar adaylarına tavsiyeleriniz neler olur?

Uzun bir liste yapmayı, o listeleri hiç sevemedim. Sanırım tek bir cümle yeterli olacaktır. Disiplinli bir şekilde çalışmak ve –varsa- gelen eleştirilerden yılmamak aksine iyi özümseyip yazıda değişiklik yapabilecek cesareti gösterebilmek gerek.

edebiyathaber.net (6 Eylül 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r