İlk Adımlar: Gül Gölge | Hande Emekçi

Ağustos 28, 2026

İlk Adımlar: Gül Gölge | Hande Emekçi

Söyleşi serimizin bu haftaki konuğu, İletişim Yayınları’ndan çıkan  “Lagom  adlı ilk kitabı ile Gül Gölge.

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Kitaplarla ve yazmakla olan ilişkiniz nasıl başladı?

İzmir’de doğdum. İstanbul Üniversitesi Sinema-Televizyon Bölümünden mezun oldum. Uzun yıllar televizyon dünyasında çalıştım.

Açıkçası kitap yazmak ne çocukluk hayalimdi ne de hayatımla ilgili yaptığım planların arasındaydı. Fakat hayat, insanı hiç düşünmediği yerlere götürebiliyor. Benim yazarlığa uzanan yolculuğum da pandemi öncesinde başlayan, pandemiyle birlikte iyice bir durma ve içe dönme döneminde başladı.

Çocukluğumdan beri meraklı biriyim, yeni şeyler öğrenmekten çok besleniyorum. Bir şeyi yalnızca bilmek değil, onun neden öyle olduğunu da anlamak isterim. Görünenden çok görünmeyenle daha çok ilgilendim hep. Okuyan, düşünen ve dünyaya farklı açılardan bakabilen insanlar beni hep çok etkiledi. Eskiden psikolog olmak istememin altında da aslında aynı merakın bulunduğunu, insanı merak ettiğimi sonradan fark ettim.

Kendi hayatımda da beni durup düşünmeye zorlayan pek çok şey yaşadım. Bir noktadan sonra başıma gelenlerden çok, onların bende neye dönüştüğünü merak etmeye başladım. “Bütün bunlar beni nasıl etkiledi, seçimlerimde ne kadar belirleyici oldu ve ben aslında kimim?” gibi soruların peşinden gittim. Doğru soruların insanı doğru cevaplardan bile daha fazla dönüştürebildiğine inanıyorum.

Bu süreç uzun süre devam etti. Düşündüm, dinledim, okudum, insanları ve kendimi gözlemledim. Sonra bir gün kendime, “Peki bütün bunları ne yapacağım?” diye sordum. Yaz dedi biri (iç ses)  . Daha önce birkaç arkadaşım da bana yazmamı önermişti ama söylediklerini pek ciddiye almamıştım. O gün ise ilk kez bu ihtimali gerçekten duydum. Yaratıcı Yazarlık eğitimlerine katıldım ve masaya oturdum. Hiç planlamadığım bu macera böyle başladı. Ama şunu söyleyebilirim kendimi her zaman yazarak daha iyi ifade eden bir insan oldum mesleğimin tersine.

Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma sürecinde neler yaşadınız?

Yukarıda söylediğim gibi kendime sorduğum o soruyla başladı sürecim.

“Lagom”, İsveççede “ne çok ne az, tam kararında” anlamına geliyor. Bahsedilen kusursuz bir denge değil, insanın kendi ölçüsünü bulmasını ifade ediyor. Çünkü hayatta denge, bir kez ulaşılıp sonsuza kadar korunan sabit bir nokta değil. Herakleitos’un söylediği gibi aynı nehirde iki kez yıkanamıyoruz; ne nehir aynı kalıyor ne de biz. Zaten aynı kalmamalıyız da. Bu nedenle romandaki karakterler de hayatlarının değişen akışı içinde kendi dengelerini arıyorlar.

Yazma süreci birkaç yıla yayıldı. Metni birçok kez yeniden yazdım; bazı karakterleri derinleştirdim, bazı bölümleri çıkardım, bazılarına yeniden döndüm. En zor kısmı, insanı yalnızca haklı ya da haksız, iyi ya da kötü olarak anlatmamak oldu. Çünkü gerçek hayatta kimse tek bir sıfattan ibaret değil.

Bu kitap bana yalnızca nasıl yazacağımı değil, bir hikâyeyi yarım bırakmamayı, sabretmeyi, zorlansam da vazgeçmemeyi öğretti.

Kitabınızı tamamladıktan sonra yayınevi bulma süreciniz nasıl geçti? Kitabınızı basmaya karar veren yayıneviyle yaşadığınız süreç nasıldı?

Dosyamı tamamladıktan sonra onu doğru yayınevine ulaştırmak konusunda acele etmek istemedim. Çünkü bir kitabın yalnızca yayımlanması değil, hangi editoryal bakışla ve nasıl bir yayıncılık anlayışıyla okura sunulduğu da önemliydi benim için. Dosyamı İletişim Yayınları’na gönderdim ve değerlendirme sürecinin ardından olumlu yanıt aldım. Hayatımda gururlandığım ender anlardan biriydi 

Sonrasında editörümle yaklaşık bir yıl boyunca oldukça ayrıntılı bir çalışma yürüttük. Metne dışarıdan ve profesyonel bir gözle bakılması, bazı karakterlerin romandaki ağırlığını yeniden düşünmemi sağladı. Örneğin başlangıçta daha geri planda duran bazı karakterler derinleşti ve hikâyede kendilerine ait daha güçlü bir alan kazandı. Editörlük süreci bana metne bağlanmak kadar, gerektiğinde ondan uzaklaşabilmenin de önemli olduğunu gösterdi. Bazen çok sevdiğiniz bir cümleyi çıkarmak, hikâyenin bütünü için en doğru karar olabiliyor.

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz? Kitapta sizi en çok etkileyen bölüm hangisi?

Lagom, ilk bakışta bir aşk ve ilişki romanı gibi görünse de merkezinde insanın kendisiyle kurduğu ilişki var.

Romanın ana karakteri Itır, evliliği, ailesi, geçmişi ve hayatına giren insanlar üzerinden kendi duygusal kalıplarıyla yüzleşiyor. Hikâye; aşkı, anneliği, kadınlığı, çocukluktan taşınan yaraları, aidiyeti ve insanın kendisini yeniden kurma ihtimalini ele alıyor.

Romanın temel sorusu bana göre şu: Hayatımızı gerçekten kendi seçimlerimizle mi kuruyoruz, yoksa geçmişimizin, ailemizin ve bize öğretilen rollerin belirlediği bir senaryoyu mu tekrar ediyoruz? Bu anlamda kitap, aşkın kimi seçtiğimizden çok, neden o insanları ve belirli ilişki biçimlerini seçtiğimizle ilgileniyor.

Beni en çok etkileyen kısımlar, karakterlerin birbirlerini suçlamayı bırakıp kendi paylarına tarafsız bakmayı başardıkları bölümler oldu. Özellikle Itır’ın geçmişinin bugününü yönetmesine izin verip vermemenin kendi elinde olduğunu fark ettiği bölüm benim için romanın duygusal merkezi. Çünkü dönüşüm, başımıza gelenlerin değişmesiyle değil, bizim onlara baktığımız yerin değişmesiyle başlıyor.

İlk kitabı yayımlamanın en büyük heyecanı ve en büyük zorluğu neydi? Kitabınız yayımlandıktan sonra aldığınız tepkiler nasıldı?

İlk kitabımı yayımlamanın en büyük heyecanı, yıllarca yalnızca benim zihnimde ve çalışma masamda yaşayan karakterlerin artık okurla buluşacak olması. Bir hikâyeyi yazarken ona ait olduğunuzu düşünüyorsunuz; fakat kitap yayımlandığı anda metin artık yalnızca size ait olmaktan çıkıyor. Her okur kendi hayatıyla, yaralarıyla ve deneyimleriyle kitaba başka bir anlam katıyor.

En büyük zorluk ise yazma sürecinde sıkıştığım anlarda vazgeçmemek ve görünür olmak. Yazmak çok mahrem bir eylem; yayımlamak ise o mahrem alanın kapısını başkalarına açmak demek. İnsan yalnızca yazdıklarının değil, sustuklarının da okunabileceğini hissediyor. Bu nedenle ilk kitabı yayımlamak benim için hem büyük bir sevinç hem de ciddi bir cesaret sınavı oldu.

Kitabı merak edenlerden aldığım mesajlar beni çok heyecanlandırıyor. En çok, okurun hangi karakterde kendisini bulacağını ve kitabın onda hangi soruyu bırakacağını merak ediyorum. Herkes için yazılan bir kitap olmadığını da düşünüyorum.

 İlk kitabınızı yayımladıktan sonra yazarlık konusunda düşünceleriniz değişti mi?

Başlangıçta yazarlığı daha çok ilhamla ilişkilendiriyordum. Oysa artık biliyorum ki yazmak büyük ölçüde disiplin, sabır ve tekrar tekrar geri dönme cesareti istiyor. İlham sizi masaya bile oturtamıyor Kitabı bitiren şey süreklilik, problem çözme becerisi ve kararlılık. Ben kendi deneyimimden bunları çıkardım.

Bir başka önemli farkındalığım da şu oldu: Yazmak yalnızca kendini ifade etmek değil, kendinden vazgeçebilmeyi de gerektiriyor. Bir karakteri kendi düşüncelerinizin sözcüsü hâline getirmemek, onu sizden farklı düşünmesine rağmen dürüstçe anlatabilmek gerekiyor. Yazarın görevi karakterlerini yargılamak değil, onları mümkün olduğunca derinden anlamaya çalışmak bana göre. Bu süreçten sonra yazarlığı bir sonuçtan çok, uzun ve dönüştürücü bir düşünme biçimi olarak görüyorum.

Yeni bir kitap için çalışmalarınızı sürdürüyor musunuz? Henüz kitabı yayımlanmamış yazarlara tavsiyeleriniz neler olur?

Yeni hikâyeler ve karakterler üzerine aldığım çokça not var. Ancak Lagom’la geçirdiğim uzun sürenin (iki sene kadar sürdü) ardından yeni kitaba yalnızca “ikinci kitabı yazmış olmak” için başlamak istemiyorum. Beni gerçekten huzursuz eden, peşimi bırakmayan ve anlatılmayı talep eden bir meselenin belirginleşmesini bekliyorum. Çünkü bana göre bir roman, yalnızca iyi bir fikirden değil, yazarın uzun süre kaçamadığı bir sorudan doğuyor.

Henüz yolun çok başında olduğum için kimseye büyük tavsiyeler verecek durumda olduğumu düşünmüyorum. Ancak kendi sürecimde şunu öğrendim: İlk taslağın bitmesi, kitabın bittiği anlamına gelmiyor. Yazmanın önemli bir kısmı yeniden yeniden yeniden yazmak; metne tekrar tekrar dönmek, gerektiğinde çıkarmak, değiştirmek ve demlemeyi göze almak.

En önemlisi de şu: Yazmak isteyen insan, bir gün kendisini hazır hissedeceği yanılsamasını bırakmalı. Ben, yazmaya karar verdikten dört ay sonra sadece düşündüm tek cümle yazamadım. Fark ettim ki hazır olmayı bekliyorum. Bu eşik benim için önemliydi çünkü günlük hayatımda da bu defomla karşılaşıyorum.

Kusursuz cümleyi beklemek yerine masaya oturmalı, metni tamamlamalı ve gerektiğinde baştan başlamayı göze almalı. Çünkü yarım kalmış çok parlak bir fikirden, tamamlanmış ve üzerinde çalışılmış bir metin daha değerli.

Yorum yapın