Masthead header

İlginç bir aşk hikâyesi: Marie-Claire’in Kokuları | Senanur Sözen

1951 yılında Tunus’ta dünyaya gelen Habib Selmi, Tunus edebiyatının önde gelen isimleri arasında yer alıyor. 1985 yılında Paris’e göç eden ve ortaokullarda Arapça dersleri veren yazar, kitaplarında kendi hayatından izleri okuyucularıyla paylaşıyor.

İletişim Yayınları tarafından Celâl Demirel’in titiz çevirisiyle Türkçeye kazandırılan ve 2009 yılında Uluslararası Arap Romanı Ödülü’nde finale kalan Marie Claire’in Kokuları, Arap ve Avrupalı ilişkisini Mahfut ve Marie-Claire’in aşkı ve ayrılığı üzerinden inceliyor. 

Kıvılcımı hiç sönmeyecekmiş gibi başlayan bir aşk bittiğinde, duygular nereye kaybolur? İnsan doğası gereği tüm aşklar bitmeye mahkûm mudur? Yalnızca iki ana karaktere odaklandığı bu kitabında yazar, okuyucuya bu soruları sorduruyor ve net cevaplar vermiyor. Bunun yerine, Habib Selmi, elimizden bıraktığımızda bizi ilişkilerin doğası, tuhaflığı ve kırılganlığı üzerine düşünmeye itiyor.

Gündüzleri bir üniversitede Arap edebiyatı dersleri veren ve geceleri bir otelde çalışan Tunuslu göçmen Mahfut, Paris’te yalnız bir yaşam sürüyor. İçe kapanıklığı ve sessizliğiyle karşımıza çıkan Mahfut, uzun soluklu bir ilişkinin başrolü olarak görmeye alışık olmadığımız bir karakter. Ta ki şehrin ruhunu içinde taşıyan ve samimiyetiyle okuyucunun beğenisini kazanan Parisli Marie-Claire ile tanışana kadar. Mahfut, bu cana yakın kadına âşık oluyor ve birlikteliklerinden birkaç ay sonra Marie-Claire, Mahfut’un evine taşınıyor. Yazar, çiftin yaşamını, iniş ve çıkışlarını bir mikroskopla bakarcasına inceliyor ve büyük bir aşkla başlayan bu ilişkinin nasıl hüsranla bittiğini Mahfut’un anlatımı aracılığıyla okuyucuya aktarıyor.

Mahfut’un kelimelerinde tutkulu bir aşktan geriye kalan birkaç kırıntıyı görüyor, okuyucu olarak biz de sona gelen bu tanıdık hikâye için bir nevi yas tutuyoruz. Aslında daha ilk sayfalarda anlatıcı, Marie-Claire’in onu terk edeceğini bizimle paylaşıyor. Fakat bir karakterin öleceğini en başından bildiğimiz hikâyeleri büyük bir merakla okumaya devam ettiğimiz gibi, ayrılığın detaylarına tanıklık etmek için bu kitabın sayfalarını da aynı merakla çeviriyoruz. Mahfut, bu uzun ilişkideki rolünü benimsemekte zorlanırken Marie-Claire, onun dairesini yeni baştan düzüyor ve sevgilisinin alışık olmadığı bir düzen getirerek evi ikisi için de yaşanılacak bir yer yapıyor. Ancak, zamanla her şey benimseniyor, ilişkinin alışma ve durulma evreleri de geliyor, geçiyor; ilk günlerdeki heyecan, yerini rutine ve alışkanlığa bırakıyor. Marie-Claire’in varlığından hoşlanan, kokusu ve vücudundan büyük bir şevkle bahseden Mahfut, artık ona karşı hissettiklerinin azaldığını kabul ediyor.

Selmi, ikili arasındaki zamanla gün yüzüne çıkan uyuşmazlıkların yanı sıra, sessizliğin, ilişkide parçalanmaya yüz tutmuş her noktada yavaş yavaş hüküm sürmesine dikkat çekiyor. Marie-Claire, her gün aynı ilgi ve heyecanla salon bitkilerini suladığı sırada, sevgilisi de arzu içinde onu izliyor, ancak zamanla bu da sıradanlaşıyor. Mahfut, “İlk kez onu bu açıdan gözlemlerken bana güzel görünmedi,” diyerek bu durumu kabulleniyor örneğin. Bitkiler, Marie-Claire evi terk ettikten sonra yapraklarını dökmeye başlıyor; zamanı gelince bitmeye mahkûm olan bu aşk gibi, onlar da bu sondan paylarına düşeni alıyor. Mahfut, aşkları ve aralarındaki çekimin temsili olan, ancak Marie-Claire’in ardından ilgisiz kalan bitkilerin ölü yapraklarını toplarken “böylesi nazik canlılara bakmakta iyi olmadığını” anlıyor.

Kitabın en dikkat çeken özelliklerinden biri de yazarın Doğu ve Batı karşıtlığını keskin bir gözle incelemesi… Selmi, çiftin arasındaki çekimin, zamanla uzaklaşmaya ve hatta iğrenme duygusuna dönüşmesini anlatırken, iki kültürün farklı yaklaşımlarını da karşılaştırıyor. 

Metin boyunca ufak tefek her anlaşmazlığın yeri bir yenisiyle dolarken, okuyucu olarak kendimizi bunların kaynağının ne olduğunu merak ederken buluyoruz. Kültür çatışması mıydı, yoksa her ilişkide rastlanabilecek olağan sorunlar ve anlaşmazlıklar mıydı bu ilişkiyi son noktaya getiren? 

Kitabın, en dokunaklı yerlerinden birinde Mahfut, şöyle diyor: “Ve bir gün beni terk etti. Beni büyük bir rahatlıkla terk etti. Beni beklemediğim bir rahatlıkla terk etti. Bu rahatlık beni, dünyada bir kadın ile bir erkek arasındaki ilişkiden daha kırılgan bir şey olmadığını düşünmeye itti” (168). Bu cümlelerin ardından biraz düşünmek, hemen bir sonraki sayfaya geçmemek gerektiği kanısındayım. Mahfut, hayatın içinden olan bu kırgınlığı tanımlayamayanların adeta bir temsilcisi oluyor; bize cevaplarını bulamadığımız sorular sorduruyor. İlişkilerin kırılgan doğası ve farklı kültürlerin yansımalarının keskin bir gözle incelendiği Marie-Claire’in Kokuları, çarpıcı bir aşk romanı olarak literatürdeki yerini alıyor.

edebiyathaber.net (6 Ekim 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r