Masthead header

Hoşça Kal Küçük | Çağlar Mirik

Türk edebiyatının ustalarından Tarık Dursun K.’nın  yayımlandığından beri ilgiyle okunan çocuk kitabı Hoşça Kal Küçük yeniden okurların karşısında.

Tarık Dursun K.’nın kitabını bugün okurken geçmişe doğru bir yolculuk da yapıyorsunuz; tıpkı kitaptaki kahramanların geleceğe –büyümeye– yaptığı yolculuk gibi. Öylesine heyecanlı, coşkun, güzel ve sabırsız bir yolculuk. Kitapta insan ömrünün başlangıcı ve büyüme macerası ince gözlemlerle aktarılıyor.

Bir çocuğun çizdiği ev resminden bahsederek başlayan kitap, o evin içine odaklanıyor ve başlıyor bize Anne, Baba ve Küçük’ün yaşamlarını anlatmaya. Bu anlatı bizi de içine alarak bir yolculuk başlatıyor. Bu yolculukta Anne ve Baba yaşlanırken Küçük de büyüyor. Kitabın kahramanları işte bu üç kişilik aile; Anne, Baba ve Küçük. Özel isimlerinin olmayışı kitaptaki kahramanların yerine geçmemizi daha da kolaylaştırıyor. Bazen kahramanlardan birisi oluyoruz bazen de dışarıdan onları izliyoruz. Ustaca kurgulanmış bu kitabı bir solukta okuyoruz.

Bebek doğuyor ve onunla birlikte çevredeki her şey değişiyor. Hikâyemiz de değişiyor ve gelişiyor. Zaman geçtikçe bebek büyüyor. O büyüyor büyümesine ama bunu bir de Anne ve Baba’ya sorun. Geçim derdi çok şeyden mahrum bırakıyor onları. Kafalarında bin bir düşünce ve kaygı ile Küçük’ü büyütüyorlar. “Çocuklar için çözümsüz kalan tek sorun, babaların evden sabahları şen şatır çıkıp akşamına yorgun, yarı tükenik, asık yüzlü, sinirli ve her an kavgaya hazır dönüşleridir. Ama anneler, babaları yatıştırırlar. Güler yüzleri kendi yorgunluklarını, tükenikliklerini, günlük kırgınlıklarını saklar. Benim babam ‘ekmek kavgası’ derdi buna.” (s. 14)

Her bebeğin büyüme sürecinde karşılaşılan problemleri yerli yerinde aktarıyor Tarık Dursun K. Bir bebeğin büyümesini ne annesi bilir derler ne de babası. Doğrudur. Çünkü bebek, anne ve baba için hep aynıdır. Günler her zamanki uğraşlar içinde geçmektedir. Bebek için de böyle midir? Asla! O yeni şeyler öğrenir, her gün farklı bir huy edinir ve günden güne büyürken çevresini muazzam bir gözlem gücüyle izler. Sabahları gülücükler atıp anne ve babayı uykusundan ederken bu gülücüklerle kendisini affettirir. Hiç doymuyormuş gibi emmek ister. Yıkanması bir tören, diş çıkarması ayrı bir kaygı, hastalanması bambaşka bir derttir. Bu arada yavaş yavaş büyür ve bunu ancak dışarıdan kimseler fark eder. İşte tüm bu süreci ve daha fazlasını Tarık Dursun K. hikâyenin içine bizi de çekerek ustalıkla anlatıyor. Zaman zaman yeni kişiler giriyor hikâyeye; Nine, Küçük Hala, Dayı, Amca bunlardan bazıları.

Unutmak bizim yaygın hastalıklarımızdan biridir. Bebeğin yaptığı her şey ilk yıl heyecanla izlenirken sonraki yıllar –genellikle– unutulur gider. Artık o yıllar sıradanlaşmıştır. Oysaki sıradanlaşmış gibi gelen bir yıl içinde neler olur neler. Örneğin bu kitapta Küçük kaybolur ve bu olay aslında hiç de sıradan değildir.

Hoşça Kal Küçük’te bugün azalan ve unutulan pek çok şeye rastlamak mümkün. Panayır yerleri artık yok, komşular arasındaki dayanışma eskisi gibi güçlü değil, İstanbul’daki Ermeniler karşı komşumuz olacak kadar kalmadı, mahalle bekçileri yok oldu, yazlık sinemalar nostalji olarak anılarımızda, küçüklere anlatılan masallar azaldı… Kitap tüm bunları bize yeniden anımsatırken bizi unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor.

Çağlar Mirik – edebiyathaber.net (29 Ağustos 2012)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r