Hobo olmak – Evlerden Uzak Romanı üzerine | Feride Cihan Göktan

Haziran 16, 2026

Hobo olmak – Evlerden Uzak Romanı üzerine | Feride Cihan Göktan

Bir kitap okudum… Tabii ki hayatım değişmedi. Ancak her iyi edebiyat eserinde olduğu gibi hayatın kendisi üzerine uzun uzun düşündürdü. Yaşadığımız sıradan hayatlar. Travmalarımız, ailemiz, anılarımız, toplumsal mecburiyetlerimiz ve sonunda ölüm… Kısaca hayatın herkese göre farklı seyreden ancak o dört duvar içinde geçen çok benzer döngüsü üzerine.

Marilynne Robinson’un Evlerden Uzak isimli kitabı hakkında yazmak oldukça zor olacak gibi.  Çünkü bu anlatı yaşamın kendisi kadar karmaşık duygular barındırıyor. Bazı kitapları okurken satırların ötesine geçiyor insan. Cümlelerin tam karşılıkları zihninizde oldukça hareketli ve net değil…Hani bir müzik dinlerken veya bir şiir okurken o neden olduğunu anlayamadığınız o tuhaf hissiyat. Bu romandaki gibi yer yer hüzünlü belki de kasvetli olayların gidişatına ilişkin betimlemeler net olarak adlandıramadığınız düşünsel ve duygusal bir karmaşa yaratıyor.  Aslında hep böyle değil mi? Geçmişe ait izlere karışmış gelecek düşlerimiz ve bu ikisi arasında içinde bulunduğumuz gerçek zaman dilimi. Çok öznel ve çok kaotik.

Evlerden Uzak, yaşadığımız kurallarla örülü oldukça da zorlu olan rutin hayatların içinde kalmanın da, bu rutinin dışına çıkmanın da kendine göre artıları ve eksileri olduğu üzerine. Neden çoğumuz geleneksel kurallara boyun eğmişken bazılarımız da ayrıksı davranıp, rutin hayatlardan göç etmek ve kendilerini aramak için yollara düşerler? Yazar hayat göçebeliğini mercek altına almış: Aynı aileden gelmiş üç ardışık neslin benzer geçmişlerinin farklı tezahürleri… Aile öyküsünün ve travmalarının aile fertlerine farklı dokunuşu… Kısaca ailelerin o tekinsizliği içinde süregelen farklılıklar. Bu akış sırasında nereye giderseniz ne zaman giderseniz gidin veya gitmeyin, geçmişinizin hep sizinle birlikte olduğu kesin. Hele romandaki gibi doğanın çılgınca değiştiği ama neredeyse hiç değişmeyen geleneksel ve toplumsal sert kuralları olan tutucu Fingerbone gibi bir kasabada yaşıyorsanız ya Lucille gibi bu bilinen hayatın içinde kalacak ya da Sylvie ve Ruth gibi her şeyi göze alarak geçmişinizi de yakarcasına oradan oraya göç edeceksiniz. Göçebe ruhlar bir türlü uyum sağlayamadıklarından aidiyet zincirlerini kırarak aslında hep kendilerini ararlar.

 Bir insanın hayatı nasıl şekillenir? Bir insan yaşadığını nasıl hisseder? Bu karmaşa içinde nasıl kendisi olur? Romandaki gibi aslında her ailede farklı da olsa içindeki bireylerin gittikçe karmaşıklaşan ilişkileri ve yer yer sarsıntıları bireyler üzerinde farklılıklara neden olur. Bazı ailelerde bireyler hafif hasarlı olarak kendilerini tamir ettikleri bazıları da şiddetli hasarları nedeniyle tamir edemedikleri oranda yolları tamamıyla ayrılabilir. Hatta bazıları aile olmayı aile kurmayı ve o çoğumuzun içinde yaşadığı o düzeni de terk eder. Kitapta aile travmalarının yanında göçebe ruhlara ilişkin başka nedenlere de değinilmiş. Aynı grupta kitabı birlikte okuduğumuz Ö. Çaldıran’ın buna ilişkin yazdığı paragrafı da ekleyeyim.

“Slyvie ve Ruth farklı olmayı seçtiler. Dünyaya en ufak bir etkileri olmadan, dünyayı ondan habersiz seyretmeyi seçtiler. Göçebelik seyrin en şahane hali belki de, beklememek ummamak suyun ve kuşakların ritmine uymak, tren saatleri ile zamanı kendi haline bırakmak. anneanne de kocasını hep bu zamanlarda severdi, hiçbir şekilde refakat edilemez bir ruh olduğu zamanlar, tıpkı kendisi gibi. Genetik bir devamlılık var dedeleri Edmund’tan beri.  . Dağlarda gezen dağları resmeden baharla canlanan mistik bir heyecana kapılan dede de kızların annesi gibi gördüğümüz bildiğimiz bu dünyadan kaybolup gitmişti.”

Evet,  göçebe ruhlar veya eve çakılı ruhlar… Marilynne  Robinson’un ilk yazdığı roman olan Evlerden Uzak bana göre tam bir edebiyat şöleni. Tabii ki kitabın çevirmeninin o müthiş katkısı inkâr edilemez. Birgül Oğuz, kitabı her cümlesi dönüp dönüp okunacak bir çeviri edebiyatıyla aktarmış. Ayrıca kapak tasarımı da müthiş ve çok ünlü bir ressama ait. Dorothea Tanning’in “Haşlanmış Ala Balık” isimli tablosu. Kitabın özeti gibi. Tertemiz beyaz örtülü geleneksel bir sofra düzeninde balık yemeyi ret eden çatalsız bıçaksız kaskatı kesilmiş bir kız çocuğu. Ayaklarının altında ise capcanlı yaşayan bir doğa var.  

 Bu kitap tasarımı, çevirisi ve edebi değerinin de oldukça yüksek olması nedeni ile Metis yayınevine bir okur olarak teşekkür etmeliyiz. Şu notu da ekleyeyim: kitap okurların elinde parçalanıyor! Böyle güzel kitapların ciltlerinin daha sağlam olması gerekir diye düşünüyorum.

Kitaptan bir cümle ile bitireyim:“Çoğu anın özünde aynı olması, sıradaki anın tamamen farklı olabileceği ihtimalinden zerre bir şey götürmüyordu.”

Yorum yapın