Hiroko Oyamada’nın tekinsiz dünyası: Fabrika ve Çukur |  Özlem Sipahioğlu

Mayıs 26, 2026

Hiroko Oyamada’nın tekinsiz dünyası: Fabrika ve Çukur |  Özlem Sipahioğlu

Hiroko Oyamada, günümüz Japon edebiyatının en özgün ve dikkat çeken yazarlarından biri. Romanlarında ilk bakışta sıradan görünen hayatlar, yavaş yavaş derin bir huzursuzluğa eviriliyor. Tekrar eden rutinler, mekanikleşmiş ilişkiler ve modern hayatın yarattığı yabancılaşma, okudukça insanın içini kemiren tekinsiz bir atmosfere dönüşüyor. Türkçede Siren Yayınları tarafından yayımlanan Fabrika ve Çukur, Oyamada’nın bu kendine has üslubunun en iyi örneklerini sunuyor.

Fabrika, şehir dışında yer alan devasa bir fabrikanın içinde geçiyor. Burası sadece bir iş yeri olmanın çok ötesinde; kendi kuralları, ritmi ve tuhaf atmosferiyle adeta kapalı bir evrene dönüşüyor. Fabrikanın ne ürettiği bile net değil. Her şey çalışıyor gibi görünüyor ama “neden?” sorusu giderek anlamını yitiriyor.

Roman üç farklı karakter üzerinden ilerliyor. Uşiyama geçici personel olarak işe başlıyor ve günlerini belgeleri öğütmekle geçiriyor. Biyolog Furufue ise “çatı yeşillendirme” projesine atanıyor; fakat ne yapması gerektiği, görevinin sınırları hiç netleştirilmiyor. Üçüncü karakter Yoshiko metin düzeltmeni olarak çalışıyor, ancak zamanla okuduğu belgelerin içeriği de gözünde silikleşiyor. Oyamada bu absürt durumları öyle ustaca ve sakin bir dille anlatıyor ki, okur modern çalışma hayatının aslında ne kadar anlamsız ve yabancılaştırıcı olabileceğini fark ediyor. Anlamsız toplantılar, belirsiz iş tanımları, sorgulanmayan kurallar ve sonsuz prosedürler… Hepsi çok tanıdık geliyor.

Roman ilerledikçe zaman algısı da bozulmaya başlıyor. Günler birbirine karışıyor, fabrikanın uzun koridorları ve servis yolları karakterleri görünmez bir döngünün içine hapsediyor. Fabrikanın içinde zaman zaman ortaya çıkan açıklanamayan hayvanlar ve çalışanların giderek otomatikleşen davranışları, romanı Kafkaesk bir havaya sokuyor. Ancak Oyamada’nın dili Kafka’nın ağır karanlığından oldukça farklı. Daha sade, daha gündelik ve sessiz ilerliyor. Bu sadelik sayesinde tekinsizlik hissi çok daha derinden işliyor.

The Japan Times romanı “çağdaş iş kültürüne güçlü bir eleştiri” olarak nitelendirirken, Kirkus Reviews da yabancılaşma, anlamsızlık ve tükenmişlik temalarına vurgu yapıyor. Oyamada’nın asıl başarısı, bu tekinsizliği gündelik hayatın sıradan akışıyla ustaca birleştirebilmesinden geliyor.

Çukur ise bambaşka bir tekinsizlik sunuyor. Romanın ana karakteri Asa, eşinin işi nedeniyle kırsal bir bölgeye taşınmak zorunda kalıyor. İşini bırakıyor, alıştığı şehir hayatından kopuyor ve yeni ortamına uyum sağlamaya çalışıyor. Ancak bir gün tuhaf bir yaratığın peşinden giderken bir çukura düşmesiyle birlikte gerçeklik hissi yavaş yavaş dağılmaya başlıyor.

Bu roman özellikle kadınların toplum içindeki görünmez baskılarını ve evlilik düzeni içinde silikleşen kimliklerini etkileyici bir şekilde ele alıyor. Fiziksel çukurun yanı sıra, insanın içine düştüğü duygusal ve toplumsal boşlukları da görünür kılıyor. Asa’nın yalnızlığı, yeni hayatına tutunma çabası ve giderek artan yabancılaşması romanı oldukça güçlü kılıyor.

Oyamada’nın her iki romanda da doğayı çok ustaca kullandığını söylemek gerek. Fabrika’ daki yosunlar, tuhaf hayvanlar ve fabrikanın kendi garip ekosistemi; Çukur’ daki bunaltıcı yaz sıcağı, sürekli böcek sesleri ve ağır kırsal atmosfer… Bunların hepsi sadece bir detay değil. Karakterlerin ruh hâliyle birlikte nefes alıyor, sıkıştırıyor ve bunaltıyor.

1983 yılında Hiroşima’da doğan Hiroko Oyamada, bir dönem otomobil fabrikasında çalışmış. Fabrika’daki dünya büyük ölçüde bu deneyimden besleniyor. Yazar, Fabrika ile Shincho Ödülü’nü kazanırken Çukur ile de Japonya’nın en prestijli edebiyat ödüllerinden Akutagawa Ödülü’ne layık görüldü. Eserlerinde modern iş hayatını, toplumsal cinsiyet rollerini, kadınların maruz kaldığı görünmez baskıları ve gündelik hayatın yarattığı derin yabancılaşmayı işliyor.

Oyamada’nın en büyük özelliği, her şeyi açıklayarak çözüme kavuşturmaması. Tuhaf olaylar çoğunlukla cevapsız kalıyor. Ama yazarın amacı zaten gizemi çözdürmek değil. Modern hayatın içinde yavaş yavaş büyüyen o belirsiz sıkıntı ve huzursuzluk duygusunu okurun içine yerleştirmek. Bu yüzden kitapları bitirdikten uzun süre sonra bile etkileri devam ediyor.

Sonuç olarak Fabrika ve Çukur, Hiroko Oyamada’nın çağdaş Japon edebiyatındaki güçlü ve özgün duruşunu net biçimde gösteriyor. Sıradan görünen hayatların altında ezilmişlik duygusunu ve yabancılaşmayı sakin ama gerçekten sarsıcı bir üslupla hissettiriyor.Siren Yayınları’na da bu değerli eserleri Türkçe’ye kazandırdıkları için teşekkür etmek gerekiyor.

Yorum yapın