Her şey hızlanırken yayıncılık yavaş kalabilir mi? | Metin Celâl

Haziran 28, 2026

Her şey hızlanırken yayıncılık yavaş kalabilir mi? | Metin Celâl

Edebiyat Haber geçtiğimiz günlerde dünya çapında tartışılan önemli bir soruna dikkati çekti ve tartışmaya açtı. Yayınevlerinin artan rekabet ve görünürlük baskısı nedeniyle kitapları daha kısa hazırlık süreçleriyle okura sunduğu belirtiliyor ve bunun uzun vadede kitapların niteliğini etkileyebileceğini savunuluyormuş.

Tabii bu hızlanmayla birlikte okur güveninin nasıl korunacağı da tartışma konusu olmuş. Yayıncılar, içerik üretiminin hızlandığı ve bilgi kirliliğinin arttığı bir dönemde kitapların güvenilir bilgi kaynakları olarak konumunu koruması gerektiğini belirtmiş. Yayıncıların yalnızca içerik üreticisi değil, aynı zamanda kamusal güvenin taşıyıcısı olduğu görüşü öne çıkmış.

(Yayıncılık sektöründe “hız” tartışması: Çok kitap, az zaman mı? | Edebiyat Haber  ve Yayıncılık dünyasında güven alarmı | Edebiyat Haber)

Edebiyat Haber’in soruşturmasına cevap veren Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri ve April Yayıncılık Editörü Nazlı Berivan Ak, “Hep böyleydi” demiş. Bu soruyla karşılaştığımda benim de aklıma gelen ilk cevap buydu.

1980’lerin başında yayıncılık tipo baskıdan ofsete geçerken de bu tartışıldı, daha sonra masaüstü yayıncılık gelişirken de matbaacılıkdaki gelişmelerde de. Bu teknolojik gelişmeler daha önce 3 ay süren bir kitabı yayınlama süresini önce 15-20 güne, nihayet bir haftaya indirdi. Şimdi editoryal olarak hazır olan bir kitabı basıp dağıtmanız için birkaç gün yetiyor.

Diğer yandan, 80’lerden beri yayıncılık sektörü önemli bir değişiklik geçirdi. Yayıncılık kültür endüstrisinin bir parçası haline geldi. Müzik ve sinema- TV endüstrilerinde olduğu gibi kitaba da talep arttı, daha doğrusu yüksek talep yaratıldı. Ve tıpkı pop şarkılar ya da filmler ve TV dizilerinde olduğu gibi bu kitaplar hızlıca okunup tüketilsin, hemen yenisi alınsın istendi. Dünya’da yayıncılık sektörü hızla büyürken, Türkiye’de 25 yılda büyük gelişme kaydetti ve yılda 8 bin çeşit yeni kitap yayınlanırken 100 bin çeşit kitap yayınlanmaya başladı.

Destek Medya Grup Başkanı Yelda Cumalıoğlu da buna dikkati çekiyor; “Bu hız meselesi yalnızca yayıncılığa özgü değil. Kapitalizmin kültür ve sanata yaklaşımı da artık diğer sektörlerden çok farklı işlemiyor: hızlı tüketim, hızla değişen trendler ve sürekli yenilik arayışı.” Benzer bir yorumu Bilgi Yayınevi Yönetim Kurulu Üyesi Mesut Örs de yapmış; “Bence öncelikli mesele kitapların hızlı veya yavaş yayımlanması değil, her kitabın hızla tüketilmeye ve paraya dönüşmeye zorlanması.”

Kitapların hızlı tüketilmeye zorlanmasının nedeni daha çok kitap satıp daha çok kazanmak arzusu kuşkusuz, ama bunun fiziki nedenleri de var. Yayıncılık sektörü hızlı büyüdü ama kitapçılık sektörü buna ayak uyduramadı. On katına büyüyen kitap çeşidini sergileyecek çoklukta ve büyüklükte kitabevlerimiz olamadı.  Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, ülkemizde ticari dolaşımda 300 bin kitap olduğunu söylüyor. Bu kitapların hepsini raflarında sergileyebilecek kitapçımız yok, olması da mümkün görünmüyor. Hatta sipariş edildiğinde temin edip getirecek kitapçı da yok buna internet kitapçıları da dahil.

Hangi yayıncıya sorsanız “bağımsız” kitapevlerinin öneminden söz eder ama “bağımlı” yani büyük holdinglerin kurduğu zincir kitapçılar olmasa küçük ve ortaboy yayıncılar kitaplarını sergileyecek kitapçı bulamazdı. Çünkü “bağımsız” kitabevleri küçük alanlarda çalışıyor ve dükkanlarını verimli değerlendirmek arzusuyla “çoksatanlar”a yöneldiler. Bir de ders kitaplarının öğrenciye ücretsiz dağıtılması uygulaması başlayıp okulların çevrelerinde bulunan binlerce “bağımsız” kitabevi kapanmak durumunda kalınca iş daha da zorlaştı. Eskiden bir-iki ay olan raf ömrü bir haftaya, nihayet birkaç güne düştü. “Bağımsız” kitapçı birkaç gün içinde satış yapamadığı kitabı hızla iade etmeye başladı, çünkü rafında yeni gelen kitaba yer açması gerekiyordu. Zincir kitabevlerinin yeri daha çoktu ama onlar da yöneticilerinin satış ve verimlilik baskısı altındaydılar. Görünür yerlerdeki raflarını (örneğin “Yeni Çıkanlar ya da “Çok Satanlar”) ve vitrinlerini kiralamaya başladılar. Bu durumda da o rafları ve vitrinleri yüksek tirajlı, çok satması hedeflenen kitaplar doldurdu. Küçük yayıncı kitabını okura gösteremez oldu. Görülmeyen kitabın satın alınma oranı da çok azdır.

Diğer yanda ise internet kitapçıları gelişmeye başladı. Başta yayınlanan her kitaba ulaşılabileceği düşüncesiyle okur için olumlu bir gelişme gibi görünse de internet kitapçıları da zincir kitabevleri gibi davranmaya, parayı verenin, yüksek indirim yapanın kitabını internet kullanıcısına göstermeye ve onları çok satmaya odaklandı. Bir de bu internet kitapçıları Covid’i bahane edip az sattığını düşündükleri kitapları listelerinden çıkarmaya başlayınca yine olumsuz etkilenen küçük yayıncılar oldu, internet kitapçılarından kitap satamaz hale geldiler.

Şimdi yapay zekâ çağına giriyoruz ve yayıncılık biraz daha hız kazanıyor. Bugün dijital dizgi, az sayıda baskı, siparişe bağlı baskı, e-kitap, otomatik mizanpaj, yapay zekâ destekli redaksiyon, düzeltme ve tabii çeviri sayesinde teknik ve üretim aşamasında hız büyük ölçüde arttı.

Hızın asıl nedeni ise sermaye devir hızını artırmak, raf ömrü kısalan kitaplardan daha hızlı gelir elde etmek ve sosyal medya gündemini kaçırmamak. Kitabın mümkün olan en kısa sürede okurla buluşması gerekiyor. Çünkü artık kitapların yalnızca kitap olarak değil, Netflix uyarlaması, TikTok etkisi, BookTok ve Instagram trendleri, podcast görünürlüğü, kitap kulüpleri gibi kısa ömürlü kültürel dalgalar içinde değerlendirilmesi gerekiyor. Bir kitabın bir ay gecikmesi bazen bütün pazarlama stratejisinin çökmesi anlamına gelebiliyor.

Eskiden editör metni geliştirirdi, bugün ise süreci yönetiyor. Bunun sonucu olarak editörün zamanının büyük kısmı takvim, satış toplantıları, pazarlama, metadata, dijital kampanyalar ile geçiyor. Metne ayrılan süre azalıyor. Zaten günümüz yazarı da editör kitabı hiç ellemesin istiyor. Genel Yayın Yönetmeni, en meşhur, en çok takipçili yazarın peşine düşüyor.  Fenomen kitapları, influencer kitapları, gündem kitapları bulmak ve bunları en hızlı bir şekilde yayınlamak zorunda. Bugün meşhur ve çok takipçili olanın yarın ne olacağını bilemezsiniz, birden gözden düşebilir, o nedenle bu tür kitapların hemen yayınlanması gerekiyor.

Bu noktada da Günışığı Kitaplığı Genel Yayın Yönetmeni Mine Soysal’a hak vermemek elde değil. Şöyle demiş: “Popüler ya da alanında bildik kişilerin kolayca tüketilecek metinleri hızla kitaplaşıyor; nitelik göz ardı edilirken nicelik önemli sanılıyor. Dil ve görsel estetikten uzak, yazınsal öğelerinden bakış açılarına dek ciddi sorunlar içeren çok sayıda kitap basılıyor.”

Öncelikle 45 yıllık bir yayıncı olarak şunu söylemem gerek; Bence, hız ile kalite arasında doğrusal ilişki yok. Daha uzun süreç her zaman daha kaliteli yayın anlamına gelmiyor. Fakat gereksiz hızlandırma hata oranını artırıyor. Dolayısıyla sorun “hız” değil, kötü yönetilen süre.

Mine Soysal’ın yorumu okuyunca aklıma takılan bir soru da şu oldu; “Hızlı üretim niteliksiz, kalitesiz mi olmak zorunda?”

Nazlı Berivan Ak, “Hız, doğru yönetildiğinde yayıncılığa enerji, rekabet ve güncellik kazandırıyor, okuru da yayıncıyı özel ve güçlü hissettiriyor. Özellikle dünya yayıncılığıyla entegre olmak, çeviri kitaplarda zaman farkını azaltmak, yerli yazarları güncel tartışmalar içinde konumlandırmak, uluslararası görünürlüklerini sağlamak ve okurla daha canlı bir ilişki kurmak açısından hız çok önemli” demiş.

Tabii bu tartışmada ihmal ettiğimiz en önemli olgu, okurun artan hızı. Sadece yayıncılık hızlanmadı, okur da hızlandı. Okurun “dikkat ekonomisi” ya da “dikkat eksikliği”, ne dersek diyelim büyük bir etken. Sorun yalnızca yayınevlerinin daha hızlı kitap yayımlaması değil, kitapların çok daha kısa sürede keşfedilip tüketilmesi ve gündemden düşmesi. Eskiden okur, yabancı bir eseri biz yayınladığımızda duyuyordu, artık orijinal dilinde yayınlandığında haberdar oluyor. Yani iyi çeviri için 1-2 yıl beklemek mümkün değil. Hızlıca çevirtip hızlıca yayınlamazsanız, o kitap çoktan gündemden düşmüş ve eskimiş oluyor ve okur bulamıyor.

Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği Başkan Yardımcısı, Yeditepe Yayınevi Genel Yayın Yönetmen Mustafa Karagüllüoğlu şöyle demiş; “Yapay zekâ, basın-yayın dünyasında işleyişi kolaylaştırırken bir noktada sanatsal üretimin yerini hızlı, hazır ve tüketilebilir metinlere bırakma riskini de beraberinde taşıyor. Uzun zamandır piyasanın talepleri doğrultusunda omurgasını şekillendirdiğimiz edebiyat, artık insan elinden giderek uzaklaştırılarak makineleşen, hızın belirleyici olduğu ve hızlı tüketime açık bir üretim biçimine dönüşüyor. Karşımızda duran şey, belki de tam olarak budur: kapımızı aralamış selamını ileten, “yapay edebiyat”, hoş geldin!”

Sanırım yayıncılar olarak yapmamız gereken hızlı davranacağımız aşamalarla, acele etmeyeceğimiz süreçleri iyi tespit etmek. Editörlük, redaksiyon, tashih, son okuma, kapak tasarımı gibi aşamalarda acele etmemek gerektiğini düşünüyorum. Satış ve pazarlamada, lojistikte ise mümkün olan en hızlı biçimde hareket edilmesi gerekiyor. Çünkü yayıncılığın esas sermayesi hızlı üretilip hızlı tüketilen kitaplar değil, özenle üretilip yıllarca raflarda kalan yani “longseller” kitaplardır. Çünkü hızlı yayımlanan, hızlı pazarlanan, hızlı tüketilen kitaplar aynı hızla unutulmakta. Oysa kitapların kültürel ömrü, ekonomik ömürlerinden çok daha uzundur. Bugün çok satmayan bir roman, yirmi yıl sonra klasik olabilir, yüz yıl boyunca okur bulabilir.

Güven tartışmasına gelirsek, eskiden yayıncı kitap basan kurumdu. Artık ise güvenilir bilgiye kefil olan kurum haline gelmesi gerekiyor. Çünkü yapay zekâ, saniyeler içinde milyonlarca metin üretebiliyor, doğrulanmamış bilgileri yayabiliyor, kaynak uydurabiliyor. Bu ortamda okur “Bu bilgiye nasıl güveneyim?” diye soracak haklı olarak. İşte burada yayıncı ve yayınevi doğru davranırsa yeniden önem kazanacak. Yakın gelecekte kitaplarımızın künye sayfasına koymamız gereken cümle şu olacak sanırım: “Bu kitap titiz editoryal süreçlerden geçti.”

Kaynaklar:

* Hadavand, Aboozar, Daniel S. Hamermesh, and Wesley W. Wilson. “Publishing Economics: How Slow? Why Slow? Is Slow Productive? How to Fix Slow?” Journal of Economic Literature 62 (1): 269–93. 2024.

* Petrou, Christos “Publishing Fast and Slow: A Review of Publishing Speed in the Last Decade”, The Scholarly Kitchen, 2022. (Guest Post – Publishing Fast and Slow: A Review of Publishing Speed in the Last Decade – The Scholarly Kitchen ).

* Catriona Menzies-Pike, “Australia is publishing books too quickly – and everyone is losing out” (Australia is publishing books too quickly – and everyone is losing out | Australian books | The Guardian )

* Ellison, Glenn. “The Slowdown Of The Economics Publishing Process,” Journal of Political Economy, 2002, v110(5,Oct), 947-993.

Yorum yapın