Masthead header

Her metin sürekli bir devinim içindedir | Raşel Rakella Asal

Günümüz dünyasında edebiyat eleştirmenlerinin bakış açısı tamamen değişti.  Nasıl tiyatro Brecht’in seyirciyi edilgin konumundan kurtardıysa, günümüz romancısı da okurun eserin bir parçası olmasını talep etmektedir. Çağımızın edebiyat kuramcılarına göre, okur kendisine verilen olay örgüsünde metnin akışında yitip giden edilgin okur olmaktan çıkmalı, anlam üretici konumuna, dolayısıyla bir çözümleme, yani eleştiri yapabilen, bir duruş sergileyen, bir yorum üreten konuma gelmelidir. Böyle bir okur, okuduğu metinle ilgili yorumuyla ve yapıtı yeniden üretmek için devrededir. Metin artık anlamın tek taşıyıcısı olmadığına göre onu iyi ya da kötü, tutarlı ya da tutarsız, iletisini sunmakla başarılı ya da başarısız olarak değerlendirmek olanak dışıdır.  Dolayısıyla metin sürekli bir devinim içindedir, ne kadar okuyucu varsa o kadar yorum vardır.

Her eleştirmen ele aldığı metni kendi deneyimi, bilgi birikimi, beklentisi doğrultusunda kaleme alır. Eleştirmenin görevi, konuya değer katabilecek bir bakış açısıyla yaklaşmak ve eleştirdiği esere ve sanatçıya bir yorum getirmektir. Bu da titiz bir  çalışma gerektirir. Roland Barthes Yazı ve Yorum eserinde eleştiriyi şu sözleriyle tanımlar: “…eleştiri hiç de bir sonuçlar tablosu ya da bir yargılar bütünü değildir, özüyle bir etkinliktir, yani kendisini gerçekleştirenin, yani üstlenenin tarihsel ve öznel (bu da aynı şey) varlığına derinden bağlı bir düşünsel edimler dizgesidir.(…)dünya vardır ve yazar konuşur, işte yazın budur. Eleştirinin konusu çok farklıdır; “dünya” değil, bir söylemdir, bir başkasının söylemidir: eleştiri bir söylem üzerine söylenir, bir birinci dil ( ya da nesnel-dil) üzerinde gerçekleştirilen bir ikinci dil ya da(mantıkçıların deyimiyle) bir üst-dil’dir.”

Bir edebiyat yapıtını değerlendirmek ve daha da önemlisi anlamaya çalışmak, edebiyat bilgisi ile donanmayı ve onu kullanabilmekle gerçekleşebilir. Bunun yanı sıra edebiyat terminolojisini iyi bilmek eleştiri yapabilmenin olmazsa olmaz koşullarındandır. Eleştirinin
öncelikle bir edebi yazın türü olarak gerçekleştiğini belirtmekte yarar var. Günümüzde eleştiri, yapıtın anlamını belirleyen göstergelerin, sorgulanmasıyla elde edilen bulguların, metinleştirilerek yeni bir anlatıya dönüşmesidir. Oluşan metin, yapıttan bağımsız olarak metni yorumlamaya yönelir. Görevi metni anlaşılır kılmaktır.

Birçok edebiyat dergisinde, ulusal gazete eklerinde kitap tanıtım/eleştiri ve plastik sanatlar üzerine yazıları ile tanınan Tufan Erbarıştıran’ın son kitabı Türk Edebiyatında Örneklerle Yapısöküm Çözümlemeleri bana bu metni yazdıran ivme oldu.  Deneme ve edebiyat eleştirileri ile tanıdığımız Tufan Erbarıştıran 1988’den itibaren başladığı edebiyat yolculuğunda çok üretken bir yazar.  Çöl Çiçeği Masalı, Kör Baykuş, Suzan Samancı’nın Öyküleri Üzerine Bir Deneme ve Anılarda Kalan Halil Rıfat Paşa Caddesi gibi yapıtlarındaki metinlere yoğunlaştıkça azımsanmayacak bir bilgi bombardımanına tutuluyoruz.  Kendi adıma söylersem, ne çok şey öğrendim, okuduklarımdan.

Türk Edebiyatında Örneklerle Yapısöküm Çözümlemeleri’ni okuduktan sonra tekrar Roland Barthes okumalarıma geri döndüm. Roland Barthes, kendisi de bir okur olmanın bilinciyle yazdığını söyler ve bu zincirin başlangıcındaki ilk yazan kişiyi arar.  Okumuş ve etkilendiği bir yapıtı tekrar yorumlamak ihtiyacını hisseder. Eğer bu yazma eylemini gerçekleştirmezse bilir ki, onda tamamlanmamışlık, yitirilmişlik,  eksiklik hissetmesine neden olacaktır.  Eleştirmen olarak onun vazifesi bu etkilenmiş olduğu yapıtı yeniden ele alarak onu oluşturmak, onu yeniden var etmektir. Bu yüzden “Yazmak yeniden yazmayı istemektir.” der Barthes. 

Bu noktada Tufan Erbarıştıran’ın kitabını ele alırsak, ondaki okuma eyleminin yazma eylemine geçtiğini görürüz, tıpkı benim bu yazıyı ele alırken onun kitabından öykündüğüm gibi. Tufan Erbarıştıran’ın metinleri okura bilgi veren değil okurda düşünme eylemini teşvik eden bir okuma biçimidir. Onun sahip olduğu nesnel üslup, gerek denemelerine gerekse eleştirilerine yansır. Ele aldığı konuları tek taraflı bakmaz, bu konunun psikolojik, felsefi, sosyolojik temellerini irdeler. Üslup olarak berrak ve yalın bir söylem dikkat çeker;  kendine güvenen ama aşırı iddiacı olmayan, genellemelere kapılmayan, saygınlıktan taviz vermeyen, bir üslup kendini hissettirir.

Ürettiği metin boyunca okuru düşünmeye, anlamaya, yorumlamaya, çıkarımda bulunmaya, hatırlamaya, onaylamaya veya reddetmeye, karşılaştırma yapmaya, sürekli akıl yürütmeye teşvik ediyor. Bir eseri okumakla, bir eseri yorumlamak arasındaki incelikli ilişkiyi son derece özgün bir şekilde ortaya koyan bu kitap –Türk Edebiyatında Örneklerle Yapısöküm Çözümlemeleri- okumanın en az okunan eser kadar ilgi çekici ve üzerinde düşünmeye değer bir eylem olduğunu kanıtlıyor bize.

Tufan Erbarıştıran. Hasan Ali Toptaş’ın Beni Kör Kuyularda, Suzan Samancı’nın Koca Karınlı Kent ile Murat Gülsoy’un Ve Ateş Bizi Tüketiyor eserlerini Jacques Derrida’nın yapısöküm kuramı üzerinden mercek altına alıp çözümlemeye çalışıyor. Bu çözümlemeler kitap tutkunlarına sunulan bir el kitabı, bir başvuru niteliği taşıyor. 

Tufan Erbarıştıran bu çalışmasında edebi eserlerin derin yapılar olduğunu savunuyor. Yazarların zihinlerinin derinlerine inerek o eserin anlaşılmasını gerekli görüyor. Postyapısalcıların toplumun karmaşık ağ ilişkilerinden oluştuğunu savunduğu gibi Tufan Erbarıştıran edebi yapıtları parçalılık ve karmaşıklık esası ile incelemeye girişirken bir yapıtın yerel özelliğini de bu sayede görünür olmasına çalışıyor.

Yapısöküm kuramına göre metnin tek bir anlamı yoktur. Okur da yazarın karşısında ikinci konumda değildir. Artık okur da yazarın yerini almıştır. Çünkü postyapısalcılara göre artık yazar ölmüştür ve metnin birden çok anlamı vardır. Okuyucu ile metin arasında karşılıklı ilişkide okuyucu yazarın yerini alarak anlam, gösteren (birey) tarafından yeniden inşa edilir.

Bu noktada Tufan Erbarıştıran eseri ele alırken kendi de okur yerini korur, artık incelenen eserde yazar yoktur. Okur ve yorumlayan olarak Tufan Erbarıştıran yazarın yerine geçmiş ve eserdeki diğer anlam çeşitlerinin araştırılmasına doğru yol almaktadır. Her kişinin yorumu o kişinin kültür birikimi,  ideolojisi, kısacası kişilerin kimliksel özellikleri bağlamında anlam da değişecektir. Bu yüzden yine tüm bu yorumların bir kesinliği yoktur.

Tufan Erbarıştıran postyapılsalcılığın arkeolojik yöntemini kullanarak bütünlükten parçalılığa, kesinlikten göreceliliğe, metnin nesnelliğinden hakkında karar verilemezliğe doğru bir çözümlemeye girişiyor.  Bu yöndeki çalışmasında sadece metin vardır ve metin de tıpkı göstergeler gibi gösterilenlerle yani diğer metinlere atıf yaparak (metinlerarası) sonsuzca yorum ortaya çıkmaktadır. Hâkim olan bakış farklı bakış açıları ve bilinmezliktir. Söylemlerin içinde hapsolmamayı, bu kalıplaşmış söylemlerin dışına çıkmayı, bize farklı yollardan bir metni açıklamaya çalışır.

Suzan Samancı’nın “dil” oyunlarına ve yeni sözcükler yaratmasını yazarın çok kültürlü bir toplumda büyümesine bağlıyor. Yazar bu şansını iyi kullanıp bölgede kullanılan aksanı, şiveyi ve bölgenin geleneklerini eserinde yansıtıyor. Koca Karınlı Kent’in tam anlamıyla, keşfedilmeyi bekleyen bir kapalı kutu olduğuna dair yorum getiriyor. Metnin içinde değinmelere, benzetmelere, sözcük ve tümceleri eğriltilmelere çok yer verdiğine dikkatimizi çekerken bunların sıradan bir “dil” cambazlığı olmadığını metnin çoklu yorumlara açık olması bakımından romanın postmodern anlatıyı simgelediğinin altını çiziyor.

Hasan Ali Toptaş’ın Beni Kör Kuyularda romanında çok sayıda öykü/öykücük barındırdığını  bir çok karakterin, birçok olayın başlı başına bir öykü/öykücük içerdiğini, metnin böyle oluştuğunu ve bu parçalı yapıdan yazarın bir bütünselliğe ulaştığını söylerken yazarın “törensel bir resmigeçitte” metnin çoklu okumalar yarattığına dikkat çekiyor. (…minik öykülerin yarattığı dağınıklığın başıbozukluğu entropi gibi algılansa da postmodern bir metnin okunması bu bakış açısıyla çözümlenecektir.(s. 69)

Son incelenen Murat Gülsoy’un Ve Ateş Bizi Tüketiyor metnin çoğul yorumlar üretmesi, öznenin yadsınmasına, anlam kaybolmasına yönelik bir kurgu üzerinden yazılmış olduğunu öğreniyoruz. Şu yorumu getiriyor Tufan Erbarıştıran:Sıradan bir arama olayını bir anda sıra dışı bir maceraya, gerçeküstü bir atmosfere, belirsizliğin her yanı sardığı çoğul bir metin anlayışına yöneliyor. Metnin ilk sayfalarında evinde oturan, sakin bir yaşam sürdüğünü öğrendiğimiz birinin (erkek) akşam saatlerinde kapısı çalınır ve karşı komşusu olan yaşlı bir kadın kocasının kaybolduğunu söyler. Bundan sonra olaylar hızla gelişmeye başlar. Her bölümde, anlatıcı/yazar, yeni bir gerçeklikle karşılaşır. Simülasyon anlamında söylemek gerekirse, anlattıkları ve gördükleri gerçeğin öteki yüzünü simgelemektedir.” (s.122)

D.H. Lawrence şöyle bir tespitte bulunur:  “Bir düşünce serüvencisidir insan.  Uzak çağlardan beri düşünegelmiştir.  Tahtadan, taştan küçük biçimlerde düşünüyordu ilkin.  Sonra dikilitaşlar, kilden silindirler, papirüsler üzerinde hiyeroglifle düşündü. Şimdi de kitaplarda düşünüyor, iki kapak arasında.” 

Tufan Erbarıştıran Türk Edebiyatında Örneklerle Yapısöküm Çözümlemeleri nde “iki kapak arasında” edebiyata dair bilgi üretmeye, yorum getirmeye odaklanıyor. 

Kaynakça

Tufan Erbarıştıran, Türk Edebiyatında Örneklerle Yapısöküm Çözümlemeleri, Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık, 2021

Raşel Rakella Asal – edebiyathaber.net (31 Mayıs 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r