Masthead header

Hayalet yazarlarının kâtibi Pessoa | Şeyda Apaydın

Herkes için hayat değerli. Bu yüzden hepimiz çaba göstermiyor muyuz? Güzel yaşamaya, uzun yaşamaya çalışmıyor muyuz? Bunun için değil mi dünyanın hengâmesi? Peki bir değil de birçok hayatı yaşama olanağımız olsaydı,  aynı şeyleri yapar mıydık? Bana bütün bunları düşündüren, Portekizli yazar Fernando Pessoa. Hani şu meşhur “Huzursuzluğun Kitabı”nın yazarı. Kırk yedi yıllık ömrüne pek çok ayrı benliği sığdıran dâhi. Ölümünden sonra açılan tahta sandıkta bulunan yirmi yedi bin sayfalık edebî mirası ile dünyaya hâlâ bir şeyler söyleyen, edebiyat dünyasını besleyen yazar.

Yazılarını yetmiş iki ayrı yazar kimliği ile dünyaya bırakan Pessoa için “mahlas kullanmış” demek yüzeysel bir yaklaşım olur. Pessoa, sadece farklı isimler kullanarak yazılar yazmamış. Öncelikle zihninde hayali yazarlar yaratmış. Onları kimlikleri, sosyal statüleri, üslupları, fikirleri ile kanlı canlı birer “kişi” olarak algılamış. “Yazarın kendisinden başka biri gibi yazması” olarak tanımlanan “Heteronim”i kullanarak, içindeki “çoklu yaşam”ı, “yaşamlar”ı edebiyata yansıtıp mahlas kullanmanın çok ötesine geçmiş.

Pessoa’nın edebiyatta seçtiği yol,  yetmiş iki ayrı yazar oyununu oynayarak yazılar yazması, akıllara “Acaba şizofreni hastası mıydı?” düşüncesini akla getirirken, “Ancak bir dehâ böyle bir şeyi başarabilir” yorumları da yapılıyor. Edebiyat dünyasının tartıştığı bu konuyu ben de merak ettim. “Huzursuzluğun Kitabı” ve “Anarşist Banker” kitaplarını okuduktan sonra, onu daha iyi tanımak için aldığım “Pessoa Pessoa’yı Anlatıyor” kitabında sorularıma açıklık getiren yine Pessoa’nın kendisi oldu.

Işık Ergüden’in derlediği ve Türkçeleştirdiği Sel Yayınları etiketli “Pessoa Pessoa’yı Anlatıyor” kitabında, mektuplarla, günlüklerle, yazarın kendi analizleriyle kişiliği ve ruh hâli sorgulanıyor. Pessoa, heteronimlerinin yaşamına nasıl girdiğini ve ona yazılar yazdırdığını, Presença dergisinin yönetmeni Adolfo Casais Manterio’ya yazdığı 13 Ocak 1935 tarihli mektubunda detaylıca anlatıyor. Yazar, çocukluğundan itibaren etrafını kurgusal bir dünyayla kuşattığını, ilk hayalî kahramanı “Adım Şövalyesi” ile altı yaşlarındayken tanıştığını, kendisine, “Adım Şövalyesi” tarafından gönderilmiş gibi mektuplar yazdığını söylüyor.  Gençliğinde ve yetişkinliğinde de hayalî yazarları olduğunu, onları görebildiğini, duyabildiğini, hissedebildiğini vurguluyor.

Heteronimlerini “dostu” olarak gören Pessoa,  1912 yılında Pagan nitelikte şiirler yazarken tıkanmış ve projesini bir kenara bırakmış. Ancak o dönemde bu dostlarından biri, “Ricardo Reis” adlı yazar çıkmış ortaya, yazmaktan vazgeçtiklerini yazdırıvermiş ona. İki yıl sonra çoban türküleri söyleyen bir şair yaratmak istemiş, bu projeden de vazgeçmiş, o sırada “Alberto Caeiro” adlı şair imdadına yetişmiş, bir çırpıda otuz şiir çıkmış ortaya.  Caeiro için “İçimde beliren kişi, benim ustamdı” diyen Pessoa, içindeki bir başka şairin, “Alvaro de Campos”un da Zafer Şarkısı yazdırdığını anlatmış. Pessoa’ya en yakın karakter “Bernardo Soares” ise Huzursuzluğun Kitabı’nı yıllarca parça parça kaleme almış. Geçimini kâtiplikle sağlayan Pessoa, galiba zihninde yarattığı yazarların da kâtibi olmuş.

Hayalî yazarlarının bazılarının birbirleriyle dost olduğunu, bazılarının fikir ayrılığı yaşadığını söyleyen Pessoa, mektubunda onların kalemleriyle ilgili değerlendirmeler de yapmış: “Caeiro kötü yazarken, Campos ortalama bir dille yazar, Reis ise benden daha iyi yazar ama bana aşırı gelen arı bir dil kullanır.”

Yarattığı yazarlar Pessoa’yı çekiştiriyor

Gerçek yaşamında, yüksek duyarlılığı yüzünden kimsenin kendini anlamadığını, içini dökecek kimsesi olmadığını anlatan Pessoa, yalnızlığı tercih etmiş ve sadece heteronimlerini dost bilmiş. Kitaptaki mektuplara bakınca, Pessoa’nın edebî heteronimleriyle epey de mutlu olduğu görülüyor. Hayalî yazarların birbirlerine yazdığı mektuplar, yüksek düzeyde entelektüel tartışmalar ve analizler içeriyor. Hatta bu yazarlar, kimi yerde Pessoa’yı ve Pessoa’nın gerçek adıyla yazdığı yazıları çekiştiriyor, eleştiriyor, beni epeyce gülümsetiyor. Pessoa; belki de iç çatışmalarını, değişken düşüncelerini, yazarlarının tartışmalarıyla, gözler önüne sermek istiyor, kendine bile üstten bakmalarına izin veriyor.

Pessoa öldü, onu nasıl bilirdiniz?

Pek çok insan, öldükten sonra kendini tanıyanların, onun hakkında neler söyleyeceğini merak eder. Çocukluğundan beri sürekli gerçekliği değiştiren, etrafındakileri de oyunlarına katan Pessoa da merak etmiş bunu ve belki de kimsenin düşünemeyeceği bir oyuna başvurmuş. Öyle ki, okurken zekâsına bir kez daha hayran kaldım. Ancak bir yandan da “Acaba bunu herkes yapabilir mi? Ben yapabilir miyim?” diye düşünmeden edemedim. Zekice olsa da biraz üzücü olan oyun şöyle: Pessoa, otoanalizini yapmak için çalışmaya başlıyor. Daha önce okuduğu lisenin müdürüne ve İngilizce öğretmenine Faustino Antunes kimliği ile birer mektup yazıyor. Öğrencileri Fernando Pessoa’nın yaşadığı kır evini havaya uçurduğunu, başkalarıyla birlikte öldüğünü, bunun Portekiz’de bir suç olduğunu bildiriyor. Kendisinin bu konuda soruşturma yürütmekle görevlendirildiğini belirterek Pessoa’nın ruh hâliyle ilgili detaylı bir değerlendirme istiyor. Soruşturmaya ve soruşturmacıya inanan muhatapları, Faustino Antunes’e gönderdikleri mektuplarda, Pessoa ile ilgili değerlendirmelerde bulunuyorlar ve yazar, başkalarının kendi hakkında neler düşündüğünü rahatça öğreniyor.

“Hayatım uçsuz bucaksız bir düş.” diyen Pessoa’yı anlatan kitabı kapattıktan sonra, benim içimde de bir düş beliriyor. Günümüzde yaşayan Pessoa düşü!  Pessoa mutsuz değil, heyecanlı! Daktiloda ayakta yazı yazmıyor, bilgisayarın karşısına oturmuş. Bir yanında siyah şapkası, bir yanında akıllı telefonu duruyor. Pek sevdiği sodalı rakısından ara ara küçük yudumlar alıyor, telefonuna ve bilgisayarına gelen mesajlara bakıp yazdığı metne dönüyor. Kim bilir bu kez kaç yazar yaratmış, onlarla el ele kaç yazı yazıyor? Dünyaya dalga dalga yayılan yazılarına gelen her cevapla birlikte siyah şapkası bir görünüp bir kayboluyor, sonra şapkalar çoğalıyor…  “Yazan ben miyim, beni mi yazıyorlar?” diye soruyor, “Bilmiyorum, ama önemli değil, önemli olan onları okuyacak olmam.” diyorum, yeniden yazısına dönüyor.

edebiyathaber.net (21 Ekim 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r