Masthead header

Gezegenin geleceği | Hatice Balcı

“Bazıları enkaza döner ve o acı çukurundan çıkamaz, belki de çıkmak istemez. Bazılarıysa yasın evrelerini atlattıktan sonra hayata daha sıkı sarılır, sevdiklerine, değer verdiklerine.” (syf. 50) 

“Benzin, gaz, kömür, nükleer üreticileri ve lobilerinin yatacak yeri yok! Yıllarca, kolay para uğruna yarattıkları kirlilik, tahribat ve buna bağlı can kayıpları için yargılanmalılar.” (syf. 68)

27. BM İklim Değişikliği Konferansı (COP 27) 6 Kasım’da, Mısır’da başlıyor. Totaliter rejimin hâkim olduğu Mısır’da, binlerce insan politik görüşlerinden dolayı cezaevinde. Ayrıca tam da bu günlerde, protestocu iklim aktivistlerinin şiddete maruz kaldıklarına, hatta aralarında gözaltına alınanların bulunduğuna dair haberler alıyoruz. Konferansın resmi katılımcıları ise zenginler için inşa edilmiş, yüksek güvenlikli duvarlarla çevrili Kızıldeniz’deki tatil beldesi Şarm El Şeyh’te, lüks ve şatafat içinde ağırlanacaklar. Gazeteci yazar Mehveş Evin’in, malumun ilanı diyebileceğimiz COP 27 Zirvesi’ne ve ülkemizde de, cumhurbaşkanının, üçüncü nükleer santralle ilgili beyanatlarda bulunmasına denk düşen bir zamanda yayımlanan iklim-kurgu anlatısı Dünyanın Dibi Oteli, yürürlükteki bu karanlık tablo değişmezse gelecekte nelerle karşılaşabileceğimizi gösteriyor. Covid 19 pandemisinde bile kârlarını maksimize etme saldırganlığını sürdürmekten çekinmeyen hegemonik güçlerle (büyük şirketler), politikacılar arasındaki sıkı fıkılığın (suç ağları da diyebiliriz bu ilişkiye) sürüp gittiği bir sistemde şiddetin, hak ihlallerinin, eşitsizliğin sona ermek şöyle dursun derinleşeceğini de. 

Evin kitabıyla ilgili söyleşilerinde hikâyenin çıkış noktasını pandemi döneminde yayımladığı podcast serisine bağlıyor. Kitabın Teşekkür bölümünde andığı dostlarının desteği sayesinde, Podcast yayınındaki kurgusal metnin bambaşka bir şeye dönüştüğünü ve böylece Dünyanın Dibi Oteli’nin ortaya çıktığını belirtiyor. Yazar gezegenimizin 1.5 derece ısınmasının muhtemel sonuçlarına dair bilimsel yayınları öteden beri takip etmiş. İklim aktivistlerinin tüm çabalarına rağmen değişimin öyle kolayca gerçekleşemeyeceğini, bunun ancak daha çok sayıda insana ulaşarak mümkün olabileceğini düşündüğünden kurgusal bir metin oluşturmaya yönelmiş. Bu çabayı gazeteciliğin görevlerinden biri sayıyor aynı zamanda. Evin önümüzdeki dönemde, dünyada ve Türkiye’de iklim- kurgu kitapların sayılarının artacağına dair öngörüde de bulunuyor. 

Dünyanın Dibi Oteli’nin baş kahramanı Leyla 2022 doğumlu, 28 yaşında. Kaz dağları eteklerinde, Assos’a yakın Lamponia kent kalıntılarının dibinde, antik Çatalhöyük yapılarından esinlenerek inşa edilmiş bir sığınakta, büyükannesiyle birlikte yaşıyor. Üniversitede Deniz Biyolojisi okumuş; ekolojik üretim biçimleri alanında master yapmak istiyor. Anlatı 15 Mayıs 2050’de, Tekses Radyo spikerinin, yurdun batı ve iç kesimlerinde, yer yer görülen asit yağmurlarının etkisini kaybettiği müjdeleyen sesiyle açılıyor. O sabah, kahramanımız, hapisten yeni çıkan babasıyla İstanbul’da görüşmek üzere yola çıkıyor. Sabahın erken saatlerinde yürürken iki kaçakla tanışıyor: Daro ve Berivan. Onlarla arkadaşlık kuruyor.  Üçlünün birlikte oluşturdukları plan gereği Daro, Leyla’ya katılıyor. Maceralı bir yolculuktan sonra İstanbul’a ulaşıyorlar. Leyla, babası Kerim’in de dahil olduğu kozmopolit-anarşist bir topluluğun işgal ettiği binada onlarla kalmaya başlıyor. Birkaç gün sonra Daro da topluluğa katılıyor. Tüm ülkeyi etkileyecek tasarıların mayalandığı toplulukta hikâye umulmadık ve bir o kadar da şaşırtıcı gelişmelerle sonlanıyor. 

İklim için hemen harekete geçilmezse 2050’lerde neler olur? Evin’in eseri, hikâye akıp giderken beride muhtemel vaziyete dair çizimlerle, resimlerle dolu: Cehennem sıcaklarından ötürü sokağa çıkma yasaklarıyla. Esir tutulmaktan korktuklarından bir yerden bir yere hareket halindeyken canını kollamak zorundaki iklim mültecileriyle. Her Allahın günü insan avına çıkan dronlarla. Bile isteye sistem dışı kalmış, İstanbul’da veya başka bölgelerde terk edilmiş binalarda mültecilerle birlikte komünlerini oluşturanlarla.

İktidar aygıtı Merkez Sistem’in güvenlikçi politikaları toplumsal taleplerin gündelik hayattaki yerini ve anlamını hepten aşındırmış. Öyle ki Merkez Sistem seçimleri belirsiz bir tarihe ertelemiş. Zenginler, yüksek güvenlikli duvarların ardında yaşarken tıpkı Ortaçağ Floransa’sındaki Medici ailesi üyeleri gibi (bu hatırlatma kitapta geçiyor), ulaşımda yer altı tünellerini kullanır olmuşlar. 

Metinde özellikle dikkatimi çeken distopik vaziyetin kronolojisi şöyle:

-2032’de Diyarbakır’da büyük sıcaklık afeti yaşanır. Afetin ardından bölgeye giden ve gönüllü doktorlardan oluşan ekipte Leyla’nın enfeksiyon hastalıkları uzmanı annesi de vardır. Orada Zika virüsüne yakalanır ve kısa bir süre sonra  ölür. Zika Bangladeş çıkışlı bir virüstür ve iklim değişikliği dünyanın her yerine yayılmasını kolaylaştırmıştır.

-2035’de İstanbul’da hava kirliliği nedeniyle sıkıyönetim ilan edilir, aynı yıl Kerim Güven ünlü manifestosunu yayımlar.

-2030’ların ortalarında okul çağındaki çocuklar için büyük ölçüde uzaktan eğitime geçilir.

-2038’de büyük İstanbul depremi yaşanır; aynı yıl darbe gerçekleşir. “İklim afeti nedeniyle doğan güvenlik açıklarıyla mücadele” darbenin gerekçesi. Merkez Sistem adını alan yönetici elit adım adım baskı mekanizmalarını yerleştirir.

-2040’ta taşraya göç ve yapılaşma kısıtlanır. Benzinle çalışan uçaklar yasaklanır.

-Hidrojenli trenler Avrupa’da çoktandır yaygınken 2050’de Türkiye’de de yolcu taşımaya başlar. 

Bir de, yakından bildiğimiz ve 2050’de de varlıklarını koruyan şeyler: 

-Doğal gıdalar ve dolayısıyla mutfak (fakat yapay gıdalarla beslenmek çok daha az maliyetli ve o nedenle de yaygın), görsel ve işitsel medya, bilgisayar oyunları, radyo, sokak, ormanlar.

-Bitmeyen göçler ve susuzluk. Yağmur suyu biriktirmek.

-İstilacı türlerin çoğalmasından ötürü denize girme yasakları.

-Metruk halleriyle günümüz İstanbul’unun prestijli yapıları. Bunlara Levent-Maslak gökdelenleri, lüks konut projeleri, ünlü AVM’ler, devasa havalimanları dahil. 

-Akıllı binaların dış cephelerinde bitkiler, ağaçlar. (Diyeceğim o ki buralarda ayrıcalıklılar oturuyor). 

-Maske ve izolasyon tulumları.

-Güneş panelli binalar. Şimdikilerden önemli farkları ısıtma ve soğutmayı binanın kendisinin yapması. Klimalar artık kullanılmıyor. 

-Sınırlarda inşa edilmiş yüksek duvarlar. Göç dalgalarıyla gelenlerin tutulduğu berbat durumdaki mülteci kampları.

– Son olarak; illa ki, hayat ve umut.

edebiyathaber.net (4 Kasım 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r