Masthead header

Genet: Gerçeğin yalancısı | Melike Uzun

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Jean Genet’yi Gülün Mucizesi romanıyla tanıdım. Yazarın tiyatro oyunları olduğunu biliyordum. Hizmetçiler’i Ankara Devlet Tiyatroları’nda oynandığında izlemiştim. Ama onunla asıl karşılaşmam Gülün Mucizesi’yle oldu. Şaşırtan, çarpan bir karşılaşmaydı bu. Hayatın en berbat çirkinliklerinden şiir yaratmıştı Genet. Hapisane koşullarının, insanların kötülüğünü sözcük büyüsüyle güzelliğe çevirmişti. Hissedebiliyordunuz onun bir büyücü olduğunu. Gerçeklerin üstünü örtmüyor, onları değiştirmiyordu, olduğu gibi anlatıyordu ama, cümleleri sıralayışı, sözcük seçimi duman gibi yumuşakça sarmalıyordu anlattıklarının sertliğini. Örneğin, okuyucuya, tuvalet olmayan bir hapisanede dışkı biriken bir varilin çevresinde yaşanan aşkı hissettirebiliyordu. Bu, dilin gücünden ve onu kullanma yeteneğinden başka bir şey olmalıydı. Yazdıklarındaki büyüyü yaratan, Genet’in gerçekliği başka bir gözle görebilmesiydi. Onun bakışıydı. İçinde yarattığı üçüncü gözdü.

Genet annesini ve babasını hiç tanımadığı gibi onların kim olduğunu da bilmiyordu. Annesi onu, doğduğunda kimsesizler yurduna bırakmıştı. Sekiz yaşında evlatlık verilen Genet, hırsızlık yapmaya başladı ve on beş yaşında ıslah evine yerleştirildi. Ama, öğrendiğimiz kadarıyla yaşamının sonuna dek “ıslah” olmadı, çünkü “gayrimeşru çocuk, hırsız ve eşcinsel yetişkin” Jean Genet kendi gerçeğinden çok daha uzağı görebiliyordu. Kimliksiz oluşu, onu iktidarın körlüğünden korumuştu. Bunun doğruluğunu 2004 yılında Sel yayınlarından çıkan Tek Başına’yla daha iyi anladım. O, yalnızca hırsız ve eşcinsel değil, aynı zamanda hakları gaspedilenlerin destekçisiydi. 1982 tarihinde İsrail yanlısı Falanjist milisler Batı Beyrut’ta bulunan Sabra ve Şatilla adındaki Filistin mülteci kamplarını basarak çocuklar dahil binlerce kişiyi katletmişlerdi. Jean Genet, Tek Başına’da , katliamdan hemen sonra gittiği Sabra ve Şatilla’da gördüklerini anlatır. Sonrasında döndüğü Fransa’da ömrünün sonuna dek entelektüel çevreden gördüğü tepkilere karşın Filistinlilere destek veren yazar, aktivist olarak kalır.

Sel yayınlarından yeni çıkan “Jean Genet: Yüce Yalancı” adlı kitap Tahar Ben Jelloun’un Jean Genet’ye ilişkin anılarından oluşuyor. Bu anılardan anlaşılan o ki Faslı yazar Tahar Ben Jelloun ve Jean Genet’nin tanışıklığı Filistin davasının savunulması üzerine kuruludur. Genet’nin kendisini övüp yüceltenleri yaşamından hızla uzaklaştırdığı sırada genç yazarı arayıp tanışmak istediğini söylemesi Tahar Ben Jellon’u şaşırtır. Ömür boyu sürecek yakınlıklarında özel yaşamlarına ilişkin şeyler paylaşsalar da en önemli ortak noktaları Filistin davasıdır.

Tahar Ben Jelloun Jean Genet’yle tanışmasından ölümüne kadarki süreçte olup bitenleri, ünlü yazarın çevresiyle ilişkilerini ve kendisinde bıraktığı izleri aktarıyor bize “Jean Genet: Yüce Yalancı” adlı kitapta. Onun sesiyle başlıyor anlatmaya: “Bana göre o, dürüst bir adamın sesiydi; yoksa bir yalancının, hilekarın, oyuncu ya da komedyenin sesi değil. Hele bir azizin sesi hiç değil.” Sonrasında öğrendiğimiz , genç yazarla tanışan Genet’nin kendi kitaplarından söz edilmesine asla izin vermediği. “Kitaplar yazmış, ünlü filozofların hakkında konuştuğu ünlü Genet” olarak ilişki kurmak istemiyor hiç kimseyle ve ona bu şekilde yaklaşanları da kendisinden sertçe uzaklaştırıyor. Belki de bu yüzden onun sesi gerçek dürüstlüğün sesiydi. Yazdıklarıyla elde ettiği gücü çevresinde hayran kitlesi biriktirmek için değil, ezilenlerin sesini duyurmak için kullandı. Yalnızca Filistinlilere değil, siyahilerin haklarını savunan Kara Panterlere de destek verdi. İktidar ve güç onu hiçbir zaman ilgilendirmedi. Hapisaneden çıkmasını sağlayan Sartre’ın yazdığı ‘Aziz Genet, Komedyen ve Kurban’ dan sonra onunla hiç görüşmedi.

Bana kalırsa şu cümleleri Gene’yi çok iyi anlatır: “Adın çoğalması kişiyi çok önem taşıdığına inandırır. Aslında hiç önemi yoktur. Adın çoğalması kişiyi iktidar sahibi olduğuna inandırır. Aslında hiç iktidarı yoktur. Dolayısıyla kişinin sürekli olarak kendini gözetlemesi ve kendi anonimliği konusunda yeniden durum saptaması yapması gerekir ki bu gerçekten çok yorucudur, düş görmeyi engeller.” (sy,106) Genet için önemli olan düş görmektir, romanları, tiyatro oyunları gücünü burdan alır biraz da.

Tahar Ben Jelloun’un “Jean Genet: Yüce Yalancı”sını okuyun. Anlatılan dönemin Fransasını, entelektüel çevrelerini, Fransa’da azınlık olmanın, Mağrip, Arap olmanın nasıl bir şey olduğunu, “ün” kavramının aydınlar, diplomatlar tarafından nasıl algılandığını, toplumların, bireylerin ikiyüzlülüğünü , Genet’nin bir aziz ve kurban olmadığını, onun kendi gerçeklerini kurabildiğini, çoğunluğun “kötü” dediğinin aslında kötü olmadığını anlamak için bu kitabı okuyun.

Melike Uzun – edebiyathaber.net

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z