Masthead header

Faruk Duman: “Önemli olan hikâye anlatmaktır, türler umurumda değil.”

Söyleşi: Nilgün Çelik

2019 yılında Sus Barbatus! okuruyla buluştuktan sonra maceralarını ilgiyle takip ederken iki kitap daha çıkardı Faruk Duman. Kaptan Kanca’nın Bir Macerası ve Öbür Yeni Öyküler ile Doğa Betiği.   Korona günlerinde okuduğum,  Kaptan Kanca’nın Bir Macerası ve Öbür Yeni Öyküler iyi okurların keşfedeceği gibi Barbatus!’un kardeş kitabı. Ama yine de Barbatus’un gölgesinde mi kalmış acaba diye geçiyor içimden.  Bir edebiyatsever ve okur olarak kitabın daha fazla okurla buluşmasını istiyorum. Bu anlamda macerasını Faruk Duman’dan dinlemek istiyorum.

Kaptan Kanca’nın Bir Macerası ve Öbür Yeni Öyküler için Barbatus kardeşliği dedim ama Doğa Betiği de bu kardeşliğe dahil. Sanırım haksız değilim? Böyle de olsa Kaptan Kanca Barbatus’un gölgesinde mi kaldı ? Neden Barbatus kadar cesaretli değil? Oysa alkışı o da çok hakkediyor.

Sus Barbatus! kadar okunduğunu zannediyorum. Ama tabii şunu unutmamak gerekir, Sus Barbatus! bundan sonra bir süre devam edecek bir anlatı evreninin adı. Bu bakımdan onun çevresinde küçük büyük kitaplar olacak. Yeni öyküler gelecek, romanın gövdesini oluşturan üç cilt tamamlandıktan sonra, ortaya hacimli, çeşitli kitaplara dağılmış bir yapıt çıkacak. Yani Kanca, Barbatus’un dallarından biri sadece.

Bölüm başlıkları, Kaptan Kanca’nın Bir Macerası ve Evimizin Çevresinde Çakallar Dolaşıyor, bir okur olarak her iki başlığı da çekici bulduğumu söylemeliyim. Merak uyandırıyor.  Öyküleri tek tek konuşabilseydik, hikâyelerini dinleyebilseydik keşke. Ancak ben genel olarak kitabınızı anılar ve düşün kesişmesi olarak niteliyorum. Haksız mıyım?

Bundan sonra kalemimin rahatladığını söyleyebilirim. Önemli olan hikâye anlatmaktır, türler umurumda değil. Yine de, bir anlatıcı çocuk var, bu Orhan, hikâyemizin kahramanlarından biri, Sus Barbatus’un da önemli kişilerinden. Kanca’da onun çocukluğuna gidiyoruz. İyi kitaplar okuyor ve düş gücü de yüksek. Sözgelimi, A. Kenti’ni maymun sürüleri basıyor falan. Maymunlar ve palmiye ağaçları, fırtınaya yakalanmış gemiler, hepsi gerçek dışı; Stevenson ve Poe’yu aktarmak istedim. Dolayısıyla anı da diyebiliriz, düşler ve anılar. Yazı başka türlü yazılamaz.

Sizin her kitabınızda dil serüveni izlemek çok zevkli. Bu kitabınızda da iyi okurlar için öncü kelimeler, şiirsel anlatımlar var. Bu da eseri diğerlerinden farkı kılıyor. Bir eseri farklı ve dinamik kılmak için kelimelerin gücü ve kullanıldığı yer kuşkusuz çok önemli. Siz bunun için nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?

Sözlük karıştırmak, sözcük seçip onu bir kenara not ederek, yazımda kullanırım diye ayırmak bana her zaman gülünç gelmiştir. Ben bildiğim sözcükleri kullanırım. Aklıma gelip durur; insanları dinlerken de farklı bir sözcüğü asla kaçırmam, hemen keser anlamını sorarım.  

Kitabınızın birkaç paragrafını sosyal medyada paylaştığımda “Sanki Yaşar Kemal’den bir bölüm okudum,” diyen yorumlar oldu. Yaşar Kemal’e benzetilmek nasıl bir duygu?

Çok önemli. Yaşar Kemal’in Türk Edebiyatı’na katkısı ancak Nâzım Hikmet’le ölçülebilir. Bizde ne kadar önemli yazar varsa, yani Dil Devrimi’nden sonrasını söylüyorum, hepsi yüzlerce yıl kesintiye uğramış Dede Korkut geleneğinin patlayışıdır. İkinci Yeni ve 50 Kuşağı da öyledir. O nedenle bu edebiyata girmek kolay şey değildir. İlk tanıştığımızda, o zaman benim ilk kitabım yeni yayınlanmıştı. Adam Kitabevi’nde kısa bir dönem çalışmıştım, sık sık oraya gelirdi. –Kitabın var mı, dedi, var dedim. –E versene bir tane niye vermiyorsun, dedi. Raftan aldım, imzalayıp verdim, seksen sayfalık bu kitabı görünce Yaşar Kemal bozulur gibi oldu. –Bu kadar mı, çok ince bu yahu, dedi. Hepimizle tek tek konuşurdu geldiği zaman. Bugün bizim kuşağımız için büyük efsanedir. Yine de yazdıklarımın onun yazdıklarına benzediğini düşünmem. Bence çok ayrıdır. Öyle olması da beni mutlu eder.

Sus Barbatus! ve Kaptan Kanca’nın Bir Macerası, her iki kitap için  özellikle anlatım şeklinizde diğerlerinden farklı olarak  konuşma kültürüne  daha yakın bir anlatım görüyorum. Okuyucu, öyküden, kahramandan o atmosferden ayrılamıyor. Bu bilinçle yazarken ne tür zorluklar çıkıyor yazarın karşısına?

Kişisel bir üslup kazanmak için, daha doğrusu yalnız kendim gibi yazmak için çok çalıştım ben. Yazdıklarım yalnızca benim yazabileceğim şeylerdir. Hem dil, hem hikâye bakımından. Konuşma dilinin rahatlığıyla yazmak, buraya halk edebiyatının, masal ve türkünün dilini, temiz Türkçesini taşımak benim öteden beri hayalimdi. Ama bunu elbette modern biçimde yapmak. Farklı bir noktaya, bir aşamaya geldiğini düşünüyorum.

İçtenlikle verdiğiniz cevaplar için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.  

edebiyathaber.net (22 Haziran 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r