Masthead header

Farklı okumalara açık bir roman | Onur Uludoğan

I

Hayatlarımızın inanılmaz derecede kısıtlanmasına neden olan Covid-19 salgını başladıktan sonra geriye dönük bir tarama yaptığımızda bilim insanlarının, on yıllardan beri insanlığı, genelde endüstriyel hayvancılıkla özelde de Güneydoğu Asya ülkelerindeki canlı hayvan pazarlarıyla ilgili uyardıklarını fark ettik.

2000’li yıllardan itibaren ardı ardına gündeme gelen, Sars, Mers, Ebola, Zika, Kuş ve Domuz Gribi salgınlarının, gelmekte olan felaketin somut habercileri olduğunu da yine geriye dönük tarama yaparken fark ettik.

Bu noktada, Bill Gates gibi popüler figürlerin, salgından önceki yıllarda bilimsel verilerden yola çıkarak yaptıkları tahminlerse birçok komplo teorisine kaynak oldu. Bu tür uyarıları, başına bir felaket gelmeden bilim insanlarına kulak vermeyen insanlara ulaşmak için atılmış adımlar olarak görme eğilimindeyim.

Steven Soderbergh’in 2011 tarihli Contagion isimli filmini, sanatçı öngörüsünden çok, bilimsel verilerden yola çıkılarak yapılmış bir erken uyarı “daha” olarak tanımlayabiliriz.

Mo Yan’ın 1992 tarihli (Türkçe çevirisi Aralık 2020’de yayımlanan) İçki Cumhuriyeti isimli romanını ise, bir şeylerin ters gittiğini hisseden sanatçının, insanlığı hiciv yoluyla uyarması olarak değerlendirebiliriz. 

II

Mo Yan; başta Kızıl Darı Tarlaları olmak üzere, Yaşam ve Ölüm Yorgunu, İri Memeler ve Geniş Kalçalar isimli hacimli romanlarında Çin’in yakın tarihini, sıradan insanların birkaç kuşak boyunca yaşadıkları üzerinden anlatır.

Bu açıdan baktığımızda İçki Cumhuriyeti, bambaşka bir yerde konumlanır. Kitapta, hayali bir yer olan İçki Cumhuriyeti’ne soruşturma yapmak üzere gönderilen Müfettiş Ding Gou’er’in yaşadıklarını okuruz.

Merkezi hükümete gönderilen ihbarlarda İçki Cumhuriyeti’nde devam eden sefih yaşamın kontrolden çıktığından hatta işlerin, çocukların bile pişirilip yenmesi noktasına vardığından bahsedilir.

Müfettiş Ding Gou’er, teşkilattaki en tecrübeli memurlardan olmasının yanında “eline diline beline hâkim” bir isim olarak bilinir.

Romanın başında, ne yaptığını bilen ve kendine sonsuz bir güven içinde hareket eden müfettiş, İçki Cumhuriyeti’nde vakit geçirdikçe kontrolünü kaybeder ve grotesk bir kâbusun içinde kaybolur.

III

İçki Cumhuriyeti, postmodern edebiyatın alametifarikalarından sayılan üstkurmacanın kullanıldığı bir roman.

Yukarıdaki bölümde kısaca özetlemeye çalıştığım Müfettiş Ding Gou’er’in yaşadıklarının anlatıldığı bölümler romanın bir katmanını oluştururlar.

Bu katmana ek olarak, İçki Cumhuriyeti’nde yaşayan doktora öğrencisi Li Yidou’nun Mo Yan’a yazdığı mektupları; Mo Yan’ın Li Yidou’ya yazdığı cevapları ve yine Li Yidou tarafından kaleme alınan ve Mo Yan aracılığı ile Halk Edebiyatı isimli dergiye gönderilen öyküleri de okuruz.

Mo Yan ile Li Yidou arasındaki mektuplar ve Li Yidou’nun öyküleri aracılığı ile İçki Cumhuriyeti ve orada yaşananlar hakkında daha fazla bilgi ediniriz. Bu bilgiyi Mo Yan da okurlarla beraber öğrenmektedir ve öğrendiklerini Müfettiş Ding Gou’er’in yaşadıklarının anlatıldığı ve roman evrenindeki bir alt roman olarak tasarlanan bölümde kullanmaktadır.

Mo Yan’ın en bilinen romanı, Kızıl Darı Tarlaları da İçki Cumhuriyeti’nde kendine ciddi oranda yer bulur. Kızıl Darı Tarlaları’ndaki anlatıcının ailesine özgü bir tarifle üretilen likör çeşidi, Li Yidou ve İçki Cumhuriyeti’nin vatandaşları üzerinde epeyce kafa patlattıkları bir unsur olarak karşımıza çıkar.

Ayrıca, Mo Yan’ın Li Yidou’ya yazdığı mektuplardaki değerlendirmeler ve öneriler, İçki Cumhuriyeti’ni, kurmaca yapıtın oluşum evreleri üzerine düşünen bir roman haline getirir.

Bu karmaşık anlatım ve olaylar bütününe, romanın sonunda bir katman daha eklenir ve İçki Cumhuriyeti, soğan gibi iç içe geçen tabakalardan oluşan sert bir yumru halini alır.

IV

Kızıl Darı Tarlaları, üstünde düşünmeden okunduğunda kaba bir milliyetçilik yapar gibi görünür. Bununla birlikte romanda ilerleyip, yazarın okurken insanın içini kıyan ve yeri geldiğinde sayfalarca süren vahşet tasvirlerini okudukça, yazarın aslında, insanı sarsarak savaşın anlamsızlığını vurguladığını ve kimsenin masum olmadığının altını çizdiğini fark ederiz.

Okuruna güvenen bir yazarın tutumudur bu.

Mo Yan, İçki Cumhuriyeti’nde de benzer bir tutum takınır. Romanın gerçek olamayacak kadar absürt ve acımasızlığın kol gezdiği evreninde anlattıklarının, aslında başka bir düzlemde gerçek hayatın tam da kendisi olduğunu fark ederiz.

Bir hayvan gibi alınıp satılan ve başlarına ne geleceğini bilmeyen çocukların aydınlanma yaşadıkları sayfalarda yazarın yaptığı tam olarak budur:

“Bizi yemek için bir sürü yöntemleri var, mesela kızartma, buğulama, kendi suyuyla kısık ateşte kavurma, sote, sirkeyle kızartma, yağsız kızartma, bir sürü yöntemi var ama genelde çiğ çiğ yemiyorlar. Öyle dedim ama bu da kesin değil, Shen soyadlı bir memurun bir çocuğunu çiğ çiğ yediğini de söylüyorlar, çocuğu Japonya’dan ithal bir sirkeye banıp yemiş.” (s. 148)

Yazının başında, Güneydoğu Asya ülkelerindeki vahşi hayvanların alınıp satıldığı canlı hayvan pazarlarının varlığını gündeme getirerek bu pazarlarda, normalde bir araya gelmeyecek hayvanların yakın kafeslerde tutulmalarının virüslerin mutasyona uğramaları için ortam hazırladığını ve bu mutasyonların insanlık için yarattığı tehlikeleri düşündürmeye çalıştım.

Mo Yan, bu tür bir ticaretin anormalliğini ve olmaması gerektiğini de yine yorumu okuruna bırakarak son derece etkili bir paragraf içinde anlatır:

“Neden mi çocuk yiyorlar? Nedeni çok basit, çünkü dana, kuzu, domuz, köpek, katır, tavşan, tavuk, ördek, güvercin, eşek, deve, at, kirpi, serçe, kırlangıç, yaban kazı, kaz, kedi, fare, gelincik ve vaşak yemekten bıkmışlar, işte bu yüzden çocuk yemek istiyorlar, çünkü bizim etimiz danadan daha narin, kuzudan daha taze, domuzdan daha hoş kokulu, köpekten daha yağlı, katırdan daha yumuşak, tavşandan daha sert, tavuktan daha pürüzsüz, ördekten daha semiz, güvercinden daha düzgün, eşekten daha canlı, deveden daha hassas, attan daha esnek, kirpiden daha iyi, serçeden daha asil, kırlangıçtan daha beyaz, yaban kazından daha olgun, kazdan daha az sası, kediden daha ciddi, fareden daha besleyici, gelincikten daha az şeytani, vaşaktan daha yaygın. Etimiz dünyadaki en lezzetli ettir.” (s. 147)

Roman boyunca, kimi gerçek kimi hayal ürünü, onlarca farklı yiyecek ve içecek hakkında da yukarıdakine benzer, üstü ustalıkla örtülmüş yergi dolu cümleler ve tarifler bulmak mümkün. Romanı okumayı düşünenlerin okuma zevkini bozmamak adına daha fazla alıntı yapmayacağım.

Bunun yanında, Mutfak Sanatları Akademisi’ndeki yemek pişirme dersinin anlatıldığı sayfaların ise ( 293 ve devamı) değme gerilim romanlarına taş çıkaracak cinsten bir anlatıma sahip olduğunu söyleyebilirim. 

V

İçki Cumhuriyeti, farklı okuma deneyimlerine açık, yer yer zorlayıcı olabilecek tasvirlerden rahatsız olmayan okurların sevebileceği bir roman. Yazdıklarımdan yola çıkılarak romanın tümüyle gerilim dolu ve rahatsız edici olduğunu düşünmek yanıltıcı olur. Yazarın, yarattığı tuhaf dünya; içinde bol miktarda “vay be” dedirtecek unsurlara, yeri geldiğinde gülümsetecek detaylara da sahip.

Son olarak, romanın çevirisine değinebilirim. Erdem Kurtuldu adını daha önce,  Mo Yan’dan Kızıl Darı Tarlaları, İri Memeler ve Geniş Kalçalar, Yaşam ve Ölüm Yorgunu, Değişim, Saydam Turp, İçki Cumhuriyeti; Yu Hua’dan Kanını Satan Adam; Yan Lianke’den Patlama Kayıtları, Günler Aylar Yıllar; Wumen Huikai ve Kou’an Shiyuan’dan Zen Ustaları; Konfüçyüs’ten Konuşmalar: İlk On Bölüm; Lao Tzu’dan Tao Te Ching, Sun Zi’den Savaş Sanatı;  Klasik Çin Şiirinden Seçmeler gibi yapıtların çevirmeni olması nedeniyle duymuştuk.

Bu açıdan, Kurtuldu’nun yetkinliği su götürmez. Bununla beraber, romanın son okumasının biraz aceleye geldiğini söyleyebilirim. Başlı başına bir yazının konusu olacak kadar çok yapılan yazım yanlışları, özne – yüklem uyuşmazlıkları, maalesef okuma zevkini sekteye uğratıyor.

Onur Uludoğan – edebiyathaber.net (12 Şubat 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r