Masthead header

Enki: “Türkiye’de yazılmış en cesur kitaplardan birini yazdığıma inanıyorum.”

Söyleşi: Didem Görkay

Enki ile Yeni İnsan Yayınevi tarafından yayımlanan ilk romanı Lö Aşk hakkında görüştük.

Öncelikle romanınızın adıyla başlayalım, Lö Aşk nedir ve neden gerçek isminiz yerine rumuz kullandınız?

Lö Aşk birden çok anlamı karşılayan bir başlık. Fransızca’da ‘Le’ yani ‘Lö’ tarif eki başında bulunduğu kişi ve nesneleri erilleştirir, yani eril bir aşktan bahsedildiğine dair vurgu var. Kitabın içeriğinde geçen ‘Lö Aşk’ ise Türkçe psikoloji terimleri içinde henüz karşılığı olmayan, patolojik/hastalıklı aşkları anlatan bir terim. Her ne kadar bütün aşklar özünde bir patolojik bağlılık barındırsa da birbirlerinin patolojilerini besleyen aşklar da var. Bu aşklara ayrı bir tanım gerekli çünkü en kaotik, en zor, en çatışmalı, en büyülü duygular  bu patolojik birlikteliklerde yaşanıyor. Kısaca romanımda Lö Aşk İngilizcedeki ‘Toxic Relationship’ terimine karşılık geliyor diyebiliriz.

Rumuz değil de benim için anlamlı bir müstear kullandım diyelim. Enki, Sümer metinlerinde ismi sıkça geçen bir tanrı, anlattıklarımdan fazlasını ifade eden bir metafor. Buna neden gerek duydunuz derseniz, Türkiye’de yazılmış en cesur kitaplardan birini yazdığıma inanıyorum. Yazdıklarım kimine göre ahlaksız, sıradışı, hassas, duygu dolu, nefret uyandırıcı veya rahatsız edici olabilir. Bu yüzden söyleyeceklerimin eksik kalmasından ya da yanlış anlaşılmasından korkuyorum. İnce bir buzun üzerinde kelimelerle dans ederken risk daima vardır. Lö Aşk uzun bir hikâye, anlatmam gerekenleri bitirmeden yargılanmak istemem, diğer yandan benim gerçekliğimin hikâyenin gerçekliğini etkilemesini de istemedim çünkü roman ‘ben anlatıcı’ tarafından anlatılıyor.

Romanınızın merkez karakterleri Akın ve Mert eşcinsel kahramanlar, cesur bir işe giriştiğinizi düşünüyorum, kahramanlarınızın kişilik özellikleri hakkında neler söylersiniz?

Mert, para ve güçle tatmin olan, duygularını yıllarca içinde gizlemiş veya hissetmemiş bir karakter, psikopatolojik deyimle bir narsist. Akın ise hayatın anlamını hazlarda arayan, bulutların üstünde keyif süren ama her defasında daha da derine çakılan, bağımlı ya da psikopatolojik deyimle bir borderline. Kişilik bozuklukları içinde birbirleriyle en büyük uyumu yakalayan ancak en ağır çatışmaların yaşandığı borderline & narsist eşleşmesi gerçekleşiyor. Borderline narsist’in egosunu besler, narsist ise borderline’ı kendine bağımlı hale getirir,  bu patolojik kaosun içinde birbirlerine delicesine âşık olurlar…

Cesaret konusuna gelirsek… Yirmi birinci yüzyılda bilimsel, ahlaki ve doğru olanı savunmak ya da bu uğurda yazmayı cesaret diye tanımlamak zorunda kalmak aslında çok üzücü, işte tam da bu yüzden Lö Aşk’ın baş karakterleri eşcinsel olmalıydı. Kitaplarımda daima farklı görünenleri ve bu yüzden ayrıştırılanları konu alacağım çünkü hiç kimse içine doğacağı bedeni, cinsiyeti, cinsel yönelimi, aileyi, ülkeyi, ırkı, kısacası içine doğduğu hayatı seçemiyor fakat bu faktörler yüzünden yargılanıyor veya yargılıyoruz. Neresinden bakarsak bakalım ahmaklık ancak tamamen bilimsel bir ahmaklık… Beynimizin yirmi bin yıldır evrimleş(e)meyen duygu ve davranışlarımızı yöneten bölümü amigdala, mağaralarda yaşadığımız dönemlerde çok fazla ölümcül travmaya maruz kaldı. Hayatını, yiyeceğini, mağarasını koruyabilmek adına kendi kabilesi dışındaki herkesi ‘öteki’ yani düşman ya da muhtemel düşman olarak sınıflandırdı. Maalesef insan ırkı hâlâ aynı amigdalayla yaşamaya, düşmanlaştırmaya devam ediyor. Aslında yaşadığımız bütün bu kavganın, kargaşanın sebebi bu yirmi bin yıllık problem!

Romanınızın merkezinde aşk var. Kahramanlarımız tanışıyor, çok güçlü bir aşk yaşıyor fakat bir yandan da sürekli çatışıyorlar. Romanınız özetle bu süreci anlatıyor. Akın ve Mertin narsistik ve borderline belirtiler gösteren hastalıklı kişilikleri, madde bağımlılıkları yer yer yazarın devreye girmesiyle kurguya ek olarak bilgilendirici tarzda sunuluyor.  Bu tarz bir anlatım biçimini neden kullandınız, neyi amaçladınız?

Bir klinik psikolog olarak biliyorum ki insanın en güçlü yanı duygularıdır ancak en büyük acıları da yine duygular yüzünden yaşarız, zamanla duygularımızı bastırmayı ya da yok saymayı öğrenir güya kendimizi koruruz. Aşk ise bir insanın yaşayabileceği en güçlü duygudur. Dolayısıyla kişinin en savunmasız, en çocuk, en doğal ve mutlu halini  ortaya çıkartır. Romanımın merkezinde aşk olmasının ilk nedeni kişiliklerinin özündeki samimi duyguları ortaya çıkartmasıydı -ki okurlardan en sık duyduğum yorumlardan biri de Mert ile Akın’ın samimiyetleriydi, hemen her cinsiyetten, yaştan ve yönelimden okuyucular kendilerini Akın ya da Mert’e benzettiklerini söyledi. Bu samimiyetin okuyucuya geçmesi benim için çok önemliydi. Aşkın merkezde olmasının getirdiği öteki avantaj ise karakter kişilik yapılarının çatışmalarını okuyucuya bir olay örgüsü içinde verebilmek oldu. Böylece bilimsel bir dil kullanmadan bilimsel temellerle duygusal ilişkileri açıklayan, anlatan ama duygudan da uzaklaştırmayan bir roman ortaya çıktı.

Lö Aşk’ta yer yer Akın karakterinin psikoloji okumasından faydalanarak okuyucuların kendi kişilik yapılarını keşfetmelerine yardımcı olacak bilgiler verdim ancak yer yer Akın bilgi vermek için yeterli olmadı çünkü doktora seviyesinde bir bilgiyi henüz birinci sınıfı okuyan bir karakter üzerinden vermek mantık hatası olurdu. Böyle durumlarda hikâyenin akış hızını kesmemeye özen göstererek yazar olarak hikâyeye dahil oldum. Narsisizm veya borderline yapılardan sadece bir tanesini öğrenmek için bile yıllar süren eğitim ve okumalar gerekli, bu bilgi birikimini paylaşmak için kendime minik bir alan açtım, teknik olarak yanlış olduğunu bildiğim bir davranışın beni doğruya götüreceğine inandım ve iyi ki de inanmışım. Okuyucular bunu hem samimi hem de çok bilgilendirici bulduklarını söyledi. Yaşadıkları olaylar üzerinden kendi kişilik yapılarını, savunmalarını fark edip mesaj atan onlarca kişi oldu, bu yüzden açıkçası sonuçtan memnunum. Bence gerçek yaratıcılık esnekliktir. Kurallar ve önyargıların yaratıcılığımızı sınırlandırmasına izin vermeden de doğru işler yapmak mümkün olmalı.

Romanınızın dil ve kurgusuna nasıl çalıştınız?

Romanımın ilk sayfasını sarhoşken yazmıştım, baya duygu dolu bir geceydi ama o yazılı tek sayfa birkaç ay öylece durdu. Bu sırada sürekli kafamda nasıl bir hikâye oluşturmalıyım, psikolojiyle ne kadar iç içe olmalı gibi soruların cevaplarını bulmam gerekti. Elime kalem kâğıdı alıp bir taslak oluşturduğumda, kendime evet bunu yapmalısın dedim. Bütün hayatı boyunca modern şehir yaşamına alışmış bir adam olarak dokuz ay boyunca dağ evinde tarımla, soba kurmayla, odun kesmeyle, ekmek yapmakla uğraştım. Ormandan yirmi beş kadar köpeğe bahçemi açtım, boş kalan hemen her saniyede trans halinde yazdım. Bu süreçte danışanlarımın hemen hepsinin yazma sürecime anlayış göstererek online terapiyi kabul etmesi de mali olarak bunu mümkün kıldı hepsine teşekkür ederim. Bir senenin sonunda elimde başı sonu, olayları belli ancak dil, anlatım, noktalama ve küçük mantık hatalarıyla dolu bir metin vardı, bölümlerine dahi ayırmamıştım. Altı aylık bir arayışın, iki olumsuz deneyimin ardından benim için büyük bir şans olan sevgili editörüm Müjde Alganer’le tanıştık. Kendisi sadece seçtiği, inandığı yazarlarla çalışan özel bir insandır. Bana, Lö Aşk’a, duygulara, aşka inandı, inandırdı. Ardından metni sadeleştirmek ve son okumayı yapması için farklı bir editöre daha yolladım ancak yine de göz aşinalığından kaynaklanan harf, noktalama işareti hataları çıkabiliyordu, son bir okuma için bir farklı kişiye daha gönderdikten sonra yayıma hazırdı metin. Özetlemek gerekirse bütün kurguyu ve cümleleri kendim yazdım ancak yalınlık, zaman yönetimi, akıcılık gibi konularda sevgili Müjde Hanım beni çokça eğitti. Diğer yandan yayınevimin editörünü de sayarsak toplamda dört editör kitabımın katiyen 29. bölümle başlamaması gerektiğini söylediler, edebi olarak sonu baştan vermek doğru olmazmış. İçimden bir ses dinleme dedi, bazen hayatta yanlış yaparak da doğruya ulaşabilirsiniz. Sonuç olarak okuyuculardan aldığım yüzlerce mesaj 29. Bölüm’ün neler yaşanacağına dair onları meraka sürüklediğini ve kitabı çok daha sürükleyici hale getirdiğini doğruladı.

Başucu yazarlarınız var mı? 2020de sizi etkileyen kurgu ya da kurgu dışı yapıtlar nelerdir?

Açıkcası benim hiç başucu kitabım olmadı. Okuduğum kitap hangi kitap olursa olsun benimle birlikte salonu, yatak odasını, ofisi, kahve dükkânlarını gezer, bitirdiğimde ise hiçbir kitabımı vermem, veremem. Okuduklarımın benim gerçek geçmişim olduğuna inanıyorum çünkü çoğunlukla beni ‘şimdiki ben’ yapan onlar.

Genelde psikolojiyle ilgili okumalar yapıyorum, yazım tarzı ve akıcı anlatımları nedeniyle Yalom ve Frued’u çok severim ancak mesleki bilgilerimi geliştirmek adına bana göre dünyanın okuması ve anlaması en zor  kitaplarının yazarı Lacan’ı okuyorum; yüz sayfa okumak genellikle bir hafta sürüyor çünkü çoğu cümle on dakika düşündürüyor ancak çok çok ufuk açıcı bulduğumu da eklemeliyim. Psikoanalitik bakışta güncel kalabilmek adına ise James F.  Masterson’ın kitaplarının çoğunu okudum, okuyorum diyebilirim.

Eğer kendi birikimim değil de keyfim için okuma yapıyorsam; Jean Cristopher Grange ve Dan Brown’un çıkan hiçbir kitabını kaçırmadığımı söyleyebilirim. 2020’de okuduklarım içinde beni en çok içine sürükleyen Grange’ın Son Avı’ydı ancak Elif Şafak’ın son kitabı On Dakika Otuz Sekiz Saniye kurgu ve konusu itibariyle inanılmaz ilgimi çekti, henüz satın almadım ama listemde ilk sırada o var.

Masanızda neler var, kaleminizden yeni romanlar okumaya devam edecek miyiz?

Masamda beni bekleyen doktora belgeleri, okuduğum kitap, seans notları, bilgisayarım ve kendim için özel imzaladığım bir adet Lö Aşk Bambaşka Bir Aşk var.:)

Kurgusu tamamlanmış yazılmayı bekleyen toplamda dört romanım var, eğer isterseniz detayları www.loask.com.tr gelecek projeler bölümünden görebilirsiniz. Yaşadığım müddetçe kalemimden bir çok roman okuyacağınızı umuyorum. Hayatım boyunca hiçbir zaman yazarken olduğu kadar kendim gibi hissetmemiştim, Lö Aşk’ı 554 sayfa boyunca adeta bir trans halinde yazdım. Yazmak benim vazgeçebileceğim bir haz değil, umarım sizler de yazdıklarımı okumaktan vazgeçmezsiniz!

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Doğaya, hayvana, insana aşkla bakabilmek dileğiyle,

Her kim olursanız olun,

Saygı ve sevgiyle kucaklıyorum…

Uzm. Klinik Psikolog ENKİ

edebiyathaber.net

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r