Masthead header

Dünya Kitap Günü’nü nasıl kutlayamadık! | Metin Celâl

Dünya Kitap Günü’nü kutlama fikri oldukça eskilere dayanıyor. Katalonya’nın koruyucu azizi olan Sant Jordi’nin başlattığı gelenek sürdürülmüş ve 1436’dan beri kitaplar ve güller hediye ederek kutlanıyor. Sloganı da “Bir gül, bir kitap”. Bu hoş geleneği de dikkate alarak İspanyolların Cervantes’in doğumunu kutlamak amacıyla yaptıkları öneri 1995’de UNESCO Genel kurulu’nda kabul edilmiş ve Dünya Kitap Günü’nün 23 Nisan’da kutlanmasına karar verilmiş. Çünkü bu tarih aynı zamanda William Shakespeare ve Inca Garcilaso de la Vega gibi önde gelen birçok yazarın doğumunun veya ölümünün yıldönümü.

Dünya Kitap Günü ilk olarak 23 Nisan 1995’te kutlanmaya başlandı. Kitap okumayı teşvik eden bir etkinlik olarak kısa sürede Dünya çapında yayıldı ve günümüzde 100’den fazla ülkede okullarda, kütüphanelerde, kitapçılarda kutlanıyor.

1990’ların sonunda Türkiye Yayıncılar Birliği olarak Uluslararası Yayıncılar Birliği’ne (IPA) üye olmak için görüşmelere başlayınca bu günden haberimiz olmuştu. Sürekli kitap okuma oranlarının düşüklüğünden yakınılan ülkemizde başta yayıncılar olmak üzere, kitapçıların, kütüphanecilerin, okulların bu günü hemen benimseyeceğini ve çeşitli etkinliklerle kutlayacağını düşünmüştük.

Ama öyle olmadı. Konuyu kime açsak önce “Aaa, çok iyi olur” diyor sonra “Ama”ları sıralamaya başlayarak neden olmayacağını anlatıyordu. Örneğin eğitimciler, Dünya Kitap Günü’nü kutlayabilmeleri için Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Belirli Günler ve Haftalar listesine girmesi gerektiğini söylüyordu. Bu listeye yeni bir gün ekleyebilmenin de mümkün olmadığını düşünüyorlardı. Yani MEB kabul etmeyeceği için bugün kutlayamayacaklardı.

Haklı bir gerekçeydi. Biz de MEB’e konuyla ilgili bir yazı yazmakla kalmadık, başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere Dünya Kitap Günü’nü kutlayabileceğini düşündüğümüz tüm resmi kurumlara ve belediyelere yazı yazdık. Diğer yandan da başta üyelerimiz olmak üzere tüm yayıncıları ve kitapçıları bilgilendirdik. Basına bildirdik.

Devlet resmen kutlamasa bile kitap okumayı ve tabii satın alıp hediye etmeyi özendirecek böyle bir günü yayıncılık sektörü benimser diye düşünüyorduk.

Düşündüğümüz gibi olmadı. Ne yayıncılar, ne de kitapçılar ilgi göstermedi. 23 Nisan’ın çocuk bayramı olduğunu, kitap gününü kutlarsak bayramı gölgeleyeceğini söyleyenler oldu. Kitapçı ya da yayıncı olmasına rağmen hiç sesini çıkarmayanlarsa çoğunluktaydı. Konuya en çok ilgiyi basın gösterdi. Haberler çıktı, köşe yazılarına konu oldu.

Sabretmek gerektiğini biliyorduk. İzleyen yıllarda da kitapçıları, yayıncıları bilgilendirmeye devam ettik. Basın bültenleri yayınladık. Bir yanda da tanıtım materyalleri hazırladık. Logo yaptık, örnek afişler hazırladık. Sadece birkaç yayıncı logoyu ilanlarında kullandı, bir iki küçük kitapçı da afiş örneğini basıp vitrinlerine astı. genelde bir ilgi yoktu. Zincir kitapevleri, internet kitapçıları ve büyük yayınevleri bizzat destek istememize rağmen dönüp bakmadılar bile. 

2000 yılı olmuştu, birkaç yıldır süren girişimlerimizin boşuna çıktığını, ısrar etmemek gerektiğini düşünmeye başlamıştık. Artık tamamen vazgeçiyorduk ki o sırada olumlu iki gelişme oldu. Önce MEB’den Dünya Kitap Günü’nün Belirli Günler ve Haftalar listesine alındığı bilgisi geldi. Sonra da, bir gün Türkiye Yayıncılar Birliği’nin kapısını yaşlıca bir bey çaldı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in eşinin danışmanı olduğunu, hanımefendinin kitap okumayı özendirici çalışmaları desteklediğini, Dünya Kitap Günü’nün kutlanması talebimizle ilgilendiklerini söyledi. Bilgi almaya gelmişti. Danışman Bey’e sözlü bilgi vermekle kalmadık, bir dosya da sunduk. El sıkışıp, yolcu ettik ama bir daha kendisinden bir bilgi alamadık.  

2001 yılının ilk ayı olmalı, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan bir toplantı daveti geldi. Davet faksı, bakanlığın adeti olduğu üzere akşam beşten, yani mesai bittikten sonra yollanmıştı ve ertesi sabah toplantıya davet ediliyorduk. Yani usulen bildiriliyordu toplantı. Mesai bitiminde faks geldiği için bilgimiz olmayacak ve toplantıyı kaçırmış olacaktık. Bürokratlar da amirlerine “Biz çağırdık ama sektör derneği toplantıya gelmedi” diyecekti.

Ama biz bu tür toplantı çağrılarına alışmıştık. Yayıncılar Birliği genelsekreteri olarak görev benimdi, hemen atladım Ankara’ya gittim. Toplantı Kütüphaneler ve Yayınlar Genel Müdürlüğü’nün Necatibey Caddesi’ndeki binasında yapılıyordu. Genel müdür, MEB’den bürokratlar ve ben küçük bir odada toplandık.

Toplantı nedenimizin Cumhurbaşkanlığı’ndan gelen Dünya Kitap Günü’nün kutlanmasını bildiren bir yazı olduğunu da orada öğrendim. Çünkü iki bakanlığın bürokratları uzunca bir süre yazının bir emir mi yoksa bir temenni mi olduğunu, metnin dilinden yola çıkarak tartıştılar. Bir saat kadar sonra yazının üslubu ne olursa olsun Cumhurbaşkanlığı’ndan gelen isteğin bir emir olduğu yerine getirilmesi gerektiği konusunda anlaşmaya varılınca bu kez görevin hangi bakanlıkta olduğu tartışılmaya başlandı. Yazı iki bakanlığa da gelmişti ama kimse bu kutlama görevini üzerine almak istemiyordu. Yapmanın değil, yapmamanın yollarını arıyorlardı.

Öğle yemeği niyetine simit ve peynirlerimizi yiyip çaylarımızı içtikten sonra toplantıya çağıran kurumun Kültür ve Turizm Bakanlığı olduğu göz önüne alınarak kutlama görevini bu bakanlığın almasına, MEB’in de destek olmasına karar verildi. Benden de Dünya Kitap Günü’nün 23 Nisan haftasına yayılacak bir şekilde kutlanması için bir proje hazırlamam istendi. Projeyi de birkaç gün içinde hazırlayıp yollamalıydık, çünkü onay vakit alacaktı ve 23 Nisan’a çok zaman yoktu.

Vaktin azlığını göz önüne alarak şimdilik Türkiye’nin yedi bölgesinden yedi büyük şehirde gerçekleştirilecek bir proje hazırladık. Bu yıl başlangıç olur, gelecek yıllarda etkinlikleri diğer illere yayarız diye düşünüyorduk. Başka deneyimlerimizden bakanlığın sektör derneklerinden gelen projelerde eli sıkı olduğunu bildiğimiz için bütçeyi de oldukça küçük tuttuk. Talebimiz toplam 200 bin liraydı. Bu bütçenin tamamının karşılanmayacağını az da olsa bir miktar kesinti yapılmasının da usulden olduğunu bildiğimiz için sponsor arayışına da girdik. Kitap denildi mi her zaman destek veren Doğan Hızlan’a konuyu açtım. Hürriyet Gazetesi’nin haber desteği vermek yanında basılı tüm materyali kendi matbaalarında basarak destek olacağını söyledi. İBB Kültür AŞ de İstanbul’daki etkinliklere destek vaadinde bulundu. Yönetim kurulundaki yayıncı arkadaşlarımız da küçük destekler vaad etti. Projeye bunları da ekleyip yıldırım hızıyla bakanlığa yolladık.

Üç ay, 90 gün kadar zaman vardı. Bunun bir ayı bürokratik işlemlerle geçse bile iki ayda projeyi hayata geçiririz diye düşünüyorduk. 85 gün boyunca proje çeşitli genel müdürlükler arasında dolaştı, defalarca imzalandı ama bir türlü onaylanmadı. Tam ümidi kesmiştik ki 85. günün akşamı bilgi geldi. Proje onaylanmış ama bütçesi biraz kesintiye uğramıştı. Bakanlık 200 bin yerine sadece 3 bin lira veriyordu.

Zaten istediğimiz bütçenin tamamı verilse bile iki üç günde bir şey yapmak mümkün değildi. Onayı bu kadar geciktirip, bütçeyi neredeyse tamamen keserek bize verilen mesajın “Bu işten vazgeçin!” olduğunu düşünerek olumsuz cevap verdik. Ama çok ilginç bir karşılık aldık. Bakanlık bize tahsis edilen bütçenin mutlaka harcanmasını istiyordu. Çünkü para hazırmış, almazsak olmazmış. Arayan bürokrat adeta yalvarıyordu. Biz de kahvaltılı bir basın toplantısı yapmaya karar verdik.

Aradan 20 yıl geçmiş. Tüm bu anıları sevgili Doğan Hızlan’ın “23 Nisan’ı Kitapla Kutlayın!” yazısını okuyunca anımsadım (bkz. 23 Nisan’ı kitapla kutlayın | Doğan HIZLAN | Köşe Yazıları (hurriyet.com.tr).

Doğan Hızlan tarihi 2006 olarak anımsıyor, doğru tarih 2001’miş ama diğer yazdıklarında yanlış yok. “Afiş bastırmış, kitabevlerine güller dağıtmıştık, günün özeti ‘Bir Gül Bir Kitap’tı. Girişimi tanıtmak için Marmara Oteli’nde bir basın toplantısı yapılmıştı.” Toplantıda bakanlık yetkilileri de bulunmuştu. Yazar örgütleri, büyük yayıncılar, büyük kitapevleri zincirleri Dünya Kitap Günü’nü kutlanmasını destekleyeceklerini açıklıyordu. Ayrıntılı bilgiyi, kimin ne vaad ettiğini İhsan Yılmaz’ın “23 Nisan Dünya Kitap Günü’ne güllü kampanya” başlıklı, Hürriyet’de yayımlanan yazısından okumak mümkün.

Peki sonuç ne oldu, diyeceksiniz? Türkiye Yayıncılar Birliği her yıl basın açıklaması yaptı, üyelerine duyurdu, bu gün kutlansın diye çaba harcadı, Doğan Hızlan gibi az sayıda kitapsever günün önemine, kitap okumayı özendireceğine dair açıklamalar yaptı, yazılar yazdı ama Dünya Kitap Günü’nü hiç kutlanmadı, unutulmaya terk edildi.        

Metin Celâl – edebiyathaber.net (28 Nisan 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r