Masthead header

Psikiyatrist Dr. Cengiz Arca: “Biz insanlar, biraz kolaya kaçmak için yaşamı kategorik algılıyoruz.”

Psikiyatrist Dr. Cengiz Arca, dünya genelinde hastalık yükünün üçüncü nedeni olan depresyonun yaygınlığı, evrim teorisi açısından gelişimi ve olası faydaları hakkında, üzerine düşünülmesi gereken fikirler ortaya atıyor. Şiddetli depresyondan ziyade hafif depresyon tablolarının ele alındığı Depresyon Ne İşe Yarar’ı okurken kimi zaman depresif hissetmenin, kabuğunuza çekilmenin, hayatınızın kenarına kıyısına ittirdiğiniz her şeyi kirli sepetinden çıkarıp yıkamanın o kadar da kötü bir şey olmadığını deneyimleyeceksiniz. Dr. Cengiz Arca ile son kitabı üzerine konuştuk.

İlk kitabınız Depresyon Ne İşe Yarar? raflarda yerini aldı, tebrik ederiz. İlk anda okuru düşünmeye iten bir isimle karşı karşıyayız. Depresyon gerçekten bir işe yarar mı?

Çok teşekkür ederim. Depresyon işe yarar mı sorusuna geçmeden önce klasik bir psikiyatrist gibi davranarak ‘’yarar’’ kelimesi ile neyi kastettiğimizi tartışmaya açmak isterim. Ekolojinin de incelediği üzere doğa döngüseldir. Bugün yararsız gözüken bir şey pekala başka bir mevsimde yararlı olabilir. Kısa ve uzun vadeli yararlar arasında bir seçim yapıyoruz çoğu kez. Ben de depresyonun kısa vadede ıstırap verici bir deneyim olsa da uzunlamasına bakılan bir ömürde yaşamla olan ilişkimizi güncelleyen faydalı bir deneyim olabileceğini öne sürüyorum. Elbette ihtiyatlı konuşmakta fayda var. Romantizme kaçmadan çeşitli teoriler ve örnekler ile zenginleştirerek yanıtlamaya çalıştığım bir soru bu. Yüzeysel bir cevap yerine okurları bu sorunun yanıtı için kitabın derinlerine davet ediyorum.

Bazen kendimizi iyi hissetmeyiz, modumuz düşüktür, hayata dair hevesimizi kaybetmişiz gibi hissederiz. Depresyonu tüm bunlardan ayıran belirgin bir özellik var mı?

Biz insanlar, biraz kolaya kaçmak için yaşamı kategorik algılıyoruz. Her şeyi boyutlarıyla değerlendirmeye kalksak hayat çekilmez ve çok yavaş olurdu. Depresyon ve beraberindeki pek çok semptom aslında boyutsal şeyler. Yani 1 ve 0 olarak niteleyemeyeceğimiz, az, biraz, orta, çok, çok fazla gibi sıralayabileceğimiz sonsuz genişlikte bir spektrumda. Uzmanlık tezini de normal ve anormali ayırmak üzerine yazmış birisi olarak ruhsal hastalıklarda bu ayrımın hiç de kolay olmadığını söylemek mümkün. Bizim alanımızda ne bir kan testi ne bir görüntüleme yöntemimiz var. Kendisi de edebiyata gönül vermiş çok değerli Cem Atbaşoğlu Hocam bize öznel deneyimin ne kadar önemli olduğunu öğretti. Bu ayrımı yapmak için kişinin yaşam öyküsünü onunla birlikte ele almak ve kişiye profesyonel bir merakla sorular yöneltmek ve onun dünyasını anlamak bu ayrımı yapmak için oldukça önemli.

Kitabınızda hafif depresyon tablolarını değerlendirdiğinizin altını çiziyorsunuz. Yardım almadan iyileşebilmek mümkün mü?

Hafif durumlar için yardım almadan iyileşmek mümkün elbette. Sonuçta kendiliğinden, birkaç hafta dinlendiğimizde geçen pek çok hastalığa sahibiz. Depresyona sebep olması muhtemel tehditler ortadan kalktığı zamanlarda kişiler hızlıca iyileşebilir. Pek çok insan hızlı iyileşmelerin aslında depresyon olduğuna inanmaz ancak ben insanın kendisini onarabilen bir canlı olduğu kanaatindeyim. Burada abartıya kaçmadan, yardım alma inisiyatifini kullanabileceğini bilen bir insan kendiliğinden iyileşebileceğini düşünüyorum. Ama burada çözüm olarak ‘’kendini sev, hayatından toksik insanları çıkar, yaşamın tadını çıkar’’ gibi lümpen tavsiyeler vermek yerine içinde bulunduğu durumu anlama çabasının da etkili olabileceğini düşünüyorum.

Kurgu dışı türünde bir eser kaleme aldınız ve yazarlığa adım attınız. Yazmak nasıl bir deneyimdi?

Yazmak inanılmaz bir deneyim. İstediğiniz kadar konuşun, insanlar ağzınızın içine baksın, masaya oturduğunuzda kalem nankör. Birkaç gün bıraktığınızda geri dönmesi zor. Yazmaya başladığımda Ferhan Şensoy’un yazma temposunu yitirmemek için neden her gün yirmi sayfa günlük yazdığını anladım. Yazdıklarını tekrar okumak ise büyük bir doğum sancısı. Allah’tan bu sancıyı benimle beraber yaşayan arkadaşlarım oldu da bir miktar kolaylaştı bu süreç. Dönüp baktığımda tüm bu süreç büyük bir çılgınlık gibi geliyor. Yazdığım dönem en çok kışa denk geldi. Soğuk Ankara günlerinde cebimde küçük bir not defteri bütün Bahçelievler’i yürüdüm durdum. Günlerce yolda atkı ve kaşkolla kamufle bir halde kendi kendime konuştum. Aklıma bir şey geldiğinde koşarak eve döndüm, o kısmı yazdım. Kısacası fantastik bir deneyimdi.

Bu konuyla ilgili araştırma yapmak isteyenlere hangi okumaları önerirsiniz?

Bu konuyla ilgili Türkçe bir kaynak ne yazık ki yok. Ben de kitabı yazarken motivasyon kaynaklarımdan birisi de buydu. Buss’ın, Evolutionary Psychology The New Science of the Mind ve Stevens ve Price’ın Evolutionary Psychiatry: A New Beginning isimli kitapları okunabilir. Bu konu psikiyatri literatüründe de geniş bir yer kaplamadığı için en çok beslendiğim kaynaklar makaleler oldu. Bununla da ilgili geniş bir kaynakça ve okuma önerisini okurlar bulacaktır.

Başucu kitaplarım dediğiniz kitaplar var mı?

Başucu kitaplarımı birkaç şekilde sıralamak mümkün. Bunlardan ilki üslup olarak başucumda olanlar, ikincisi derinlik olarak başucumda olanlar. Üslup için Sabahattin Ali ve Yakup Kadri’yi söyleyebilirim. Özellikle Yaban ve Ankara romanları benim Türkçe ile sanki yeniden karşılaştığım, bana daha önce konuştuğum dilin yalnızca Türkçe benzeri bir dil olduğunu düşündüren ve ben bu dili nasıl böyle kullanabilirim diye beni uykusuz bırakan romanlardır. Derinlik olarak başucumda olanları sıralamam gerekirse en başta elbette Dostoyevski demem gerekir. Özellikle Yeraltından Notlar ve Ecinniler dönüp dönüp baktığım kitaplar. Bunların yanı sıra Aydınlanma Çağı’nın büyük düşünürlerinden Diderot’dan Rameau’nun Yeğeni ve Rahibe kitapları ile Montesquieu’den İran mektupları ara ara içerisinden birkaç sayfa okuduğum kitaplar. Bir de Platon Devlet var, ona hiç girmiyorum. Kimin başucu kitabı değil ki… Bunun yanında sosyoloji ile modern yaşamla da ilişkili olduğu için Zygmunt Bauman’ın neredeyse her kitabı başucu kitabım olabilir.

Siz aynı zamanda podcast yayıncısısınız. Hikaye anlatmanın farklı biçimlerinde yer almayı nasıl tarif edersiniz?

Podcastte bir şey anlatırken aklınızda bir şey olsa da çağrışımlarınız size nereye sürüklerse oraya gidebiliyorsunuz. Nihayetinde bu dinleyicinin de hoşuna gidiyor. Kalemi elinize aldığınızda çağrışımlarınız yazma temponuza göre daha hızlı olduğu için yetişmek o denli kolay değil. Bazen aklımdan geçenleri sesli kaydetsem, sonra yazıya mı döksem dediğim oldu. Öte yandan yazarken saçmalama ihtimaliniz de daha az. Yazarak anlatmak bir yandan sınırlarken yazdıklarınızı tam karşınızda görünce kendinize ‘’Ne diyorum ben!’’ diyebiliyorsunuz. İkisinin de kendisine göre öne çıkan yanları var.

edebiyathaber.net (4 Ekim 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r