Masthead header

Çok katmanlı bir film: “mother!” | Zeynep Yenen

Amerikalı Yönetmen ve Senarist Darren Aranofsky’nin 2017’de gösterime giren  filmi çok tartışılan bir yapıt. Daha önce Pi (1998), Requiem For A Dream (2000), The Fountain (2006), The Wrestler (2009), Black Swan (2010), Noah (2014) filmleriyle tanınan yapımcının son filmi olan “mother!” alkışlanan, yuhalanan, başyapıt denilen, rezalet olarak addedilen bir eser. Teolojinin ve felsefenin iç içe geçtiği ekolojikal alegorik filmin pek çok sahnesinde yoğun göndermeler mevcut.

Aronofsky’nin esin kaynakları ise  Luis Buniel’in 1968 yapımı El Angel Exterminador filmi ve Susan Griffin’in 1978 yılında basılan Woman and Nature isimli kitabı.

Filmin afişinde yer alan mother sözcüğü baş harfi de dahil olmak üzere küçük harflerle yazılmış ve sonda bir ünlem işareti yer alıyor.

Film yanmış bir evi tamir etmeye çalışan çiftin görüntüleriyle başlıyor. Filmde ev sahibi Javier Bardem, ev sahibesi Jennifer Lawrence, kapıya gelen ve ev sahibesi tarafından tereddütle eve kabul edilen konuk Ed Harris, adamın ertesi gün kapıya gelen eşi ise Michelle Pfeiffer tarafından canlandırılıyor. Filmde hiç isim geçmiyor. Kişiler adam ya da kadın olarak belirtiliyorlar.

Yazar ev sahibinin dokunulmasını yasakladığı kristal bir taşa gizlice ulaşıp kırılmasına sebep olan konuklar, yazarın çalışma odasından kovuluyorlar ve bir daha girmemeleri için kapıya kilit vuruluyor. Daha sonra eve konukların iki oğlu geliyor ve babalarının mirası üzerinde tartışırken biri diğerini öldürüyor. Öldürülen kardeşin kanı evin tahtalarından bir türlü temizlenemiyor. Acılı aileyi teselli için gelen konuklar yeni bir kaosa neden oluyorlar. Ev kötü durumda oldukça ev sahibesi de rahatsızlanıyor. Ev sahibesinin tam monte etmediği için her an çökebileceği uyarısı yaptığı ve üzerine oturmamalarını rica ettiği lavabo, üzerinde zıplamaya başlayan insanların ağırlığıyla çöküyor ve ortalığı su basıyor.  Bu olanlardan sonra kısa bir süre ortalıkta huzur söz konusu oluyor ve ev sahibesi bu huzurlu ortamda hamile kalıyor. Ev sahibinin kitabını bitirmesiyle önemli bir hayran kitlesi oluşuyor. Bu arada eve gelen konuklar ve onların konukları söz konusu. Evdeki insan sayısı arttıkça kaos gelişiyor, evde bir oda diskoya dönüşüyor, bir odada kavgalar ve çatışmalar başka bir odada savaş çıkıyor. Dağınıklık, bozulma meydana geliyor. Evin eski sakin huzurlu hali kalmıyor. Ancak ev sahibi “Bu ev aslında herkesin, başka nereye gidebilirler ki?” sözleriyle sahip olduğu hoşgörülü anlayışı özetliyor.

Filmin sonunda ev sahibinin, kadına söylediği “Son bir şeye daha ihtiyacım var, sevgin” sözü önemli repliklerden.

Kadının bu sahnedeki repliği de aynı öneme sahip.

“Sen beni sevmiyorsun, sen benim sana olan sevgimi istiyorsun” diyor.

Filmin sonu hiç beklenmedik bir şekilde biterken, izleyici filmin ilk sahnesini geri dönüp hatırlama ihtiyacı hissediyor. İlk ve son sahnenin karşılaştırması ise apayrı bir metafora götürüyor seyirciyi.

Filmdeki ev, evin çevresi, ev sahibi, ev sahibesi, kapıya gelip eve yerleşen konuk, konuğun eşi, çocukları, eve sonradan gelen kalabalık misafir grupları, konukların dokunması istenilmeyen kristal, yazarın odası ve  doğan çocuk izleyici tarafından tek tek değerlendirilmesi gereken bulmacanın parçaları. Aslında eski metinlere yönelik ilk ipucundan sonra izleyici her şeyi yerli yerine oturtmakta zorlanmıyor.

Filmde teolojik unsurların yanı sıra ekofeminizm de söz konusu. Ekofeminizm, dünyayı ve çevreyi annelik içgüdüsü ile koruma, dünyayı kadınların kurtaracağı yönünde görüş.

En basitiyle kadın erkek ilişkisi olarak bakıldığında da çok şey ifade ediyor bu film. Yaratıcılık ve sanat açısından değerlendirmek te mümkün.

Yazar bu filmi beş günde yazdığını söylüyor. Minik minik her anekdotun gerçek hayatta yeri var. Örneğin ev sahibesinin uyarmasına rağmen bile bile lavabonun üzerinde hoplayan insanlar, evin su basmasına neden oluyorlar. Su basmasından hemen önce evde kaos söz konusu, kalabalık hüküm sürüyor ve insanlar evin içini dağıtıyorlar, doğal rengini bozup farklı renklere boyuyorlar, ev sahibinin isteklerine karşı çıkıp kendi isteklerini yerine getiriyorlar.

Filmde normal hayattan çok alıntı var. Huzurlu bir yaşam süren yazar ve eşinin evinin eşiğinden içeri adımını atan yabancıya ev sahibesinin temkinli yaklaşımıyla Kant’ın koşullu konukseverliği ya da ev sahibinin sınırsız hoşgörüsüyle Derrida’nın koşulsuz konuk severliği sorgulanıyor.

Kaynaklar

1. Alexandra Hauke. A Woman by Nature? Darren Aronofsky’s mother! as American Ecofeminist Gothic. Humanities 2020, 9(2), 45; https://doi.org/10.3390/h9020045.

2. https://psmag.com/social-justice/a-conversation-about-mother-with-susan-griffin

3. Joseph R. Des Jardins. Çevre Etiği. Çevre Felsefesine Giriş. Ç; Ruşen Keleş. İmge Kitabevi. S;471-497

4. Feyza Şule Güngör. Kant’ın Konukseverlik Anlayışını Aronofsky’nin Mother Filmi Üzerinden Okumak. Düşünbil. S; 23-26.

Zeynep Yenen – edebiyathaber.net (8 Eylül 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r