Cimriden daha cimri olmak mümkün mü? | Metin Celâl

Şubat 18, 2026

Cimriden daha cimri olmak mümkün mü? | Metin Celâl

“Virginia Woolf sonrasında gelen kuşağın en özgün yazarlarından biri olarak” tanıtılıyor Gertrude Trevelyan. 1903’de Bath’da doğmuş. Varlıklı bir ailenin tek kızıymış. Oxford’daki Lady Margaret Hall’da okumuş. Bu okulda okurken “Claudius’un Kızı Julia” başlıklı, 250 dizelik serbest vezinli şiiriyle Newdigate Ödülü’nü kazanmış. Daily Mail’e “Bunu şaka olsun diye yaptım” demiş ve yarışmadan önce çok az şiir yazdığını söylemiş.

Okulu bitirdikten sonra Londra’ya taşınmış. Önce Bermondsey’deki bir kadın öğrenci yurdunda daha sonra Kensington’da çeşitli yerlerde kiracı olarak yaşamış. Yazarlığa yoğunlaşmasını sağlayan mütevazı bir mirasa sahipmiş. İlk romanı Appius ve Virginia, 1932’de yayınlanmış. Adını John Webster’ın oyunundan alan kitap, İngiliz bir kadının, Appius adını verdiği bir orangutanı insan gibi yetiştirme deneyini anlatıyor. Virginia, Appius’u oturmaya, insan gibi yemeye alıştırıyor ve yıllarca onun konuşmasını, okumasını ve yazmasını sağlamaya çalışıyor. Roman, “Bayan Trevelyan parlak bir çıkış yaptı” diye nitelendirilmiş. Ünlü eleştirmen Gerald Gould, “O kadar özgün ki, ‘roman’ kelimesini kullanmaktan bile çekiniyorum” diye yazmış. Sonraki romanlarında Trevelyan’ın olumsuz eleştiriler aldığı, anlaşılamadığı da olmuş. Ama yazmaya devam etmiş.

1940 Ekim’inde Notting Hill’deki evinin Londra’nın bombalanması sırasında hasar görmesi sonucu yaralanmış. Aldığı yaralar nedeniyle 1941 Şubatında Bath’taki bir bakım evinde hayatını kaybetmiş ve tamamen unutulmuş. Ancak 2020’de tekrar keşfedilmiş ve ilk romanı Appius ve Virginia’nın yeni baskısı yapılmış ki bu roman geçtiğimiz aylarda Türkçede de yayınlandı.

Trevelyan’ın Türkçeye çevrilen ikinci romanı William’ın Karısı’nın ilk yayın tarihi 1938.

Varlıklı bir ailenin yanında 15 yaşından beri hizmetçilik yapan Jane Atkins, 28 yaşına gelince kendisinden 25 yaş büyük, dul bir adam olan William Chirp ile evlendirilir.

Londra yakınlarındaki küçük bir kasabada market sahibi olan  William Chirp’le evlenerek Jane hem hizmetçilik işinden kurtulup evinin hamımı olacak hem de sınıf atlayacaktır. Yani dışarıdan bakınca ideal bir evlilik yapmış gibi görünür. 

William ketum, hoşgörüsüz ve cimridir. Parasının hesabını kuruşuna kadar bilir ve sanırım israf olmasın diye tek sözcüklü cümlelerle ya da homurdanarak konuşur, çoğunlukla Jane’in sorularına cevap vermez.

Karısının harcamalarını dikkatle kontrol eder ve yemek masrafı dışında hiçbir harcama yapmak istemez. Evde bozulan hiçbir şeyi tamir ettirmez. Kendi de tamir etmeye çalışmaz. Jane’in giyim ya da başka bir şey için harcama yapmasına da izin vermez. “İsraf etme, ihtiyaç duyma” der sürekli. “İlk karım on, hayır, on beş yılda bir kere bile yeni elbiselere para harcamadı” der. Yani Jane maaşlı hizmetçiyken, karın tokluğuna hizmetçilik yapar hale gelmiştir. Bir çeşit köledir. 

Jane’in hizmetçilik yaparken maaşından biriktirdiği paraya da el koymuştur William. Jane, iyice eskimiş giysisi ile kiliseye gitmeye ya da papaz gibi kendilerini çok nadir ziyaret edenleri o giysi ile karşılamayı yeni konumu için uygun görmez. Çünkü yeni sınıfsal konumu nedeniyle kasabada söz sahibi, saygı duyulan birinin karısıdır ve yoksul görünmemesi lazımdır. Sinsi bir plan yapar. Haftalık market alışverişi için kocasından aldığı paradan ve kilisede bağış olarak torbaya atacağı birkaç kuruşu sabırla artırarak eski elbiselerinin neredeyse aynılarını yaptırır.

Sonra bir gün William dükkanı sattığını ve emekli olduğunu söyler. Kocası artık hep evde olacaktır. Jane’in evdeki yaşamı bir anda kontrol altına alınır. Alışverişe gittiğinde kocası onu kapıda elinde saatle bekler ve birkaç dakika geç kalmasını bile sorgular. Evde de çok kısa sürelerde yalnız kalabilir Jane. Köleyken bir de mahpus olmuştur.

William’ın evli olan tek kızına ve damadına karşı tavrı da pek farklı değildir. Onları hiç sevmez, eve gelmelerini istemez ve yılda bir kere Noel’de gelmelerini bile hoş karşılamaz. Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi William’ın tavrını değiştirmez, aksine cimriliği artar. Cephedeki damadına birkaç giysi yollamayı ya da cephede savaşa gidecek askerleri evinin boş odasında konuk etmeyi reddeder.

William ağır bir gribe yakalanır ve birkaç hafta içinde ölür. William’dan ev ve bankadaki parasının faizinden düzenli bir gelir kalmıştır. Jane artık iyi bir geliri olan bir duldur ve parasıyla ne isterse yapabilir.  Artık eve yeni mobilyalar almak, bakımsızlıktan harap hale gelmiş evi onarmak için tamirci çağırmak, kendine yeni şeyler almak konusunda özgürdür.

Jane bunların hiçbirini yapmaz aksine kocası gibi cimrileşir. Tek başına bu kadar büyük bir evde yaşamanın masraflı olduğu düşüncesiyle evi satıp, Londra’ya daha yakın başka bir kasabada daha küçük bir eve taşınır. Tek kişiye büyük geliyor diye ya da mirasında gözü olduğu üvey kızına izini kaybettirmek bahanesiyle her kira kontratının bitiminde daha küçük ve daha kötü bir yere taşınır. Gititkçe daha çok cimrileşir ve sonunda rutubetli bir bodrumda yaşamaya başlar. Bir yandan da herkesin parasında ve az sayıdaki giysilerinde gözü olduğuna inanır. Hep birilerinin eve girip giysilerini karıştırdığından kuşkulanır. Sokakta yürüdüğünde kendisini hırsız ve katillerin takip ettiğinden kuşkulanır.

Paranoyası iyice artınca artık onarılayamayacak hale gelen eski elbisesinden büyük siyah bir alışveriş çantası yapar ve içine en değerli bulduğu giysilerini, ev eşyalarını ve evrakları koyar. Bu çantayı sürekli yanında taşır. Tasarrufu da iyice artırır. “İsraf etme, yokluk çekme, zavallı kocamın dediği gibi” diye düşünerek yakmak için sokaklardan odun ya da kömür toplamaya, akşam saatleri pazarlar kapanırken atılan çürük sebzeleri kollamaya başlar. Jane, tıpkı ölümş kocası gibi şüpheci, cimri ve ağzı sıkı bir yaşlı kadına dönüşmüştür.

Trevelyan, çok iyi bir anlatıcı. Jane’in dönüşümünü de kahramanını bakış açısı ve ağzından ustalıkla anlatıyor. Romanın neredeyse tamamı Jane’in iç monologlarından oluşuyor ve bunun dışında neredeyse hiç diyalog yok.

Başlarda bu romanda ne oluyor, yoksa hiçbir şey olmayacak mı diye merak ederken ilerleyen sayfalarda anlatının sizi kavrayıp içine çektiğini hissediyorsunuz. Jane hem kızıyor hem de daha ne kadar dibe inecek diye merak ederek okuyorsunuz.

Bir eleştirmen “William’ın Karısı, Balzac’ı gururlandıracak bir insanlık komedisinin bir bölümü” diye değerlendirmiş, hak vermemek elde değil.

Everest Yayınları, yeniden keşifleri seviyor. James Kelman’dan sonra Gertrude Trevelyan’ıda ilgi ile okudum. İkisi de daha çok tanınmayı, yeniden anımsanmayı hak eden iyi birer yazar. Özlem Gültekin’in çevirisini de başarılı buldum. Sadece bir sorum ve küçük bir eleştirim var. Trevelyan kendisine yazar adı olarak “G. E. Trevelyan”ı seçmiş. Tam adı “Gertrude Eileen Trevelyan”.  Acaba Türkçe baskılarda neden yazarın tercihine saygı gösterilmedi de “Gertrude Trevelyan” adı kullanıldı?

Kapak tasarımını başarılı grafikerlerden Hamdi Akçay yapmış. Künyede belirtilmese de kapakta Thomas Edwin Mostyn’in ünlü bir tablosunu kullanmış. Tablodaki kadınla romanda anlatılan Jane arasında hiçbir bağ kuramadım maalesef. Kitabın İngilizcesinin yeni baskısının kapağı da çok güzel değil ama kullanılan görsel hiç değilse romanın kahramanı Jane’i düşündürüyor.

*  William’ın Karısı, Gertrude Trevelyan, çev. Özlem Gültekin, Everest yay. Aralık 2025.

* Appius ve Virginia, Gertrude Trevelyan, çev. Sevil Danacı, Everest yay. Kasım 2025.

Yorum yapın